20 Ağustos 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hoş gördüm. Huzura el veren, yoldan gelene soran, gelenden haberi
olmayana. Kuruntu yersiz. Kuyuya atılan kova boş gelmez, su olmayan kuyuya
kova atılmaz. Sözün bitimine, soyun gelişi değil, kulun soluk
alışıdır önemli olan.
2 ‘Çizgiyi geceyim, öne durayım.’ diyen yanılır. Çizgiyi geçmek elinde
olsa, her kul ‘Öne geçeyim.’ derdi, karışıklık ondan çıkardı. ALLAH’ım,
her olayı çizgilemiş, kulun niyetini uysa-uymasa “ÖYLE OLACAK.”
demiş. ‘Dünyam hoş geçsin.’ dersen, çizgiyi çiçeklendir.
3 Katip olanın, kalem tutanın; yazdığı senin, yazacağı benim
olsun. Açayım. Yazılan, değer olandır. Boş yazıyı deftere koymazsın. ‘Yazdığın
senin.’ dedim, yazacağın nerde olur? Gönlünde. O da benim olsun.
4 Verilene AŞK, VEREN’den dolayı. Varılan, VEREN’in cömertliğindendir.
Cömert olmasa, kulunun bunca ihmaline gücenirdi.
5 Sağdan solu görelim, gözden yola bakalım. Giymeyi deneyen postunu
tarayandır. Fistan giymek dilersen, koyunun postuna önem verirsin. Yıkarsın,
tararsın, postunu alanda, fistan yaparsın. Koyun güder misin, gidene uyar
mısın, VEREN’i duyar mısın? Gününü sorarsan, ‘Nasiptir.’ derim. Niyaz neden
edilir? Edenin niyeti neden tez olur? Deme ‘Tez değil.’ Sabıra yer veren;
günü gelende, geçeni unutur.
6 Yelkeni gemiye koyan, kendini rüzgara bırakır. Daha önce dedim, ‘Denizin
fırtınasına gelemem.’ dersen, göle git. Yaktığın, gönül ocağın oldu. ‘Yel
mi götürür, sel mi kaldırır?’ deme. Eğer çadırına sağlam direk
koymuşsan, sırtını ALLAH’ıma dayamışsan; kimden korkarsın?
7 Gaipten değil, günden sorulsun.
8 ‘Funda.’ denir, dağdan söz edilir. Dağın vergisi, kulun
görgüsüne göredir. Toprak kula yakındır, çünkü kul toprağa yakındır. Evet,
kul her an toprak ile haşır-neşir. Dağ ile; sözle halleşir,
gözle dertleşir. NUMAN der ki: “Dağın verdiği, kulun gördüğü
kadardır; toprağın verdiği, kulun doyduğu kadardır. Cümle dünya
kullarının nasibini verir.”
9 Kusur aranmaz, arayan dümene durmaz. Durgun göl aransın. Sen dümene durdun,
denize yelken açtın, düşünme. Kuyuyu dedim, boş kuyuya kova atılmaz.
10 Yolcuya ‘Dur.’ dersen, ‘Neden?’ der, isyan eder. Handa olana ‘Dur.’
dersen, sana güler. ‘Olayı değiştireyim.’ dersen, sen yanılırsın. Yelken
açmış gemi gibi, kürek çekersen, rüzgarın gidişine değil,
dönüşüne uymaya çalışırsan; boşa kürek denir. Söğüt suya
eğilir, sudan rengini alır. Çözemezsin, su mu rengini verir, söğüt mü?
Yumuşak yol alan, rengini kendi bulur.
11 NUMAN der ki: “Yol, yozanla değil, bozanla dolmasın. Yozan,
kendinedir kahrı; bozan, yoladır zararı. Yolu bozan, kazma ile kazan; gelenin
yolunu da kapar.”
12 ‘Maniyi kaldırsan?’ dersin. Maniyi kaldırmak elden gelse, cümlemiz bir
olur, maniyi ele alırdık. Ne var ki, ortada mani yok, gün var. Yoğurdun tazesi
sevilir, ne var ki ekşisi şifa verir.
13 Kumun en incesi, gine de tanedir. Tane de, dünyada hizmettedir. Taneyi
küçük görmesin, her tanenin hizmette olduğunu bilsin. Boşluk yok. ALLAH’ım,
kainatta boşluğa yer vermez. Huyundan aldığı, suyundan
içtiği, sabrını seçtiği, kalabalıktan değil yalnızlıktan
hoşnut olduğu görülür. EYÜP HAZRETLERİ’nden elini alır. ‘Öyle mi,
böyle mi?’ denmesin, ALLAH’ıma duacı olunsun. Kuluna en doğrusunu verir,
senden çok kulunu SEVER, çünkü SAHİB’i O'dur. Boşluğu sen dolduramazsın,
sen ancak kendi boşluğunu doldurabilirsin. Taş dahi taşa
vurulmaz, çünkü kırılır. Taşı kuma at ki, hem kırılmasın, hem ses
vermesin. Onun verdiğini yersiz görme, yaptığını ‘Değersiz.’
deme. Her yapılan ALLAH’ımın EMRİ iledir. Ne var ki, iyi niyet olsun. Niyet
iyi değil ise, sana değil, zararı, kötü niyetli olanadır. ‘Üzüntüsü bana.’
dersen, kadere isyan edersin. Gülün dahi dikeni olur. Dikeni var diye, gülü
sevmez misin? ‘Yumuşak yol alsın.’ dediğinin, mizacı sert ise, elden
ne gelir. Kamayı eline alsan, ‘CAN’dan geçtim.’ desen; CANAN’dan geçemezsin,
kamayı tutamazsın. Çeneyi tutmak, kulun elinde. Hata bırak onda kalsın, sen
kendine hatayı mal etme. Söze söz kattığın an, hataya ortak olursun. Masayı
niye dört ayak yaparsın. Elbet bir ayağını kısalttın mı, o yana meyil
verir. Ayağı kısalan sen olma. Geleceği şüphe ile karşılama
ki, o yüzle gelmesin. Aynayı duvara hangi yüzle asarsan, o yüzünü görürsün. Bırak
dilediği yerde olsun, baskıdan uzak kalsın. Baskı, askıyı koparır. ‘Paketi
sıkı sarayım, kuvvetle bağlayım.’ dersen, hem içindeki ezilir, hem ipi
kopar. Sözüm alanın, sahip olanındır. Olgunluğu buldun, sözüme anda sahip
oldun. Her verilenden hisse aldın. ‘Sözü bana bağla.’ demedin. Bağın,
sözde değil, gönülde olsun. Mümin olduğunu gelişte söyledim. ‘Resmini
deftere koyun.’ dedim.
14 MESNEVİ’yi verenden, şüphen mi vardı? Mümin kulun
gördüğü, elbet yolunu aldığıdır. Kimin yolunu alır? PEYGAMBER’inden. Yanımdakileri
vereyim, YUNUS PEYGAMBER ve HAZRETİ FATMA.
15 Mor, dağın uzaktan görünüşüdür. Ne var ki, her yürüyen oraya
varır. Görünen her olay, bizden verilir. Olmayanı demem. Mor dağın
göründüğü yerde, bekle gör. Elbet hayır olmayan, kula verilmez. ALLAH’ım ADINA
yola çıkan, susuz kalmaz.
16 Yardım, sözle değil, gönülle edilir. ‘Yumağın GARİB’e
bağlıdır.’ denir.
17 Baki olandan fani olanı ayırmak, dünya olayıdır. Senden onu ayırmazsa,
yollar karışır. Korkuyu aldığına sevin. Kuluna üzüntü veren, ALLAH’ımdan
hayır gelendir.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH