24 Ağustos 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hoş gördüm, suyun akışına
uydum. YUYAN’ın deyişine, olmayı bilişine, dileyeni görüşüne, cümleyi
sevişine; söz edilmez.
2 Şahin uçar, turna kaçar, keklik seçer. Duman tüter, nerde? Ateş
olan yerde. Her kulun ateşi, yanmadan tüter. Yanıp ta köz olanda, etrafını
ısıtır. Kayığın yapısı, kulun göğüs yapısına benzer. Ne var ki kul
yapısı, ALLAH’ımdan. ALLAH’ım, senin SAHİB’in; sen de, kayığın. Nasıl
ki sen kayığını dalgadan korumaya çalışırsın, ALLAH’ım da seni
tehlikelerden korur. Yeter ki, sahipsiz kayık gibi başı boş kalmayasın.
Kayıtsız kul olmaz, kayıt olan silinmez. Göl mü duru suyun membaı? Derya
imiş, akan suyun membaı. Her yol, düze varmak için açılır. Ceylanın güzelliği
yüzünde, aslanın güzelliği yelesinde. Heybetini yelesi vermez mi? Kaplanın
güzelliği postunda, atın güzelliği dostluğunda.
3 Yolunu gidene sordum, ‘Nereye?’, dedi ‘Sılaya.’ ‘Giderken
danıştın mı?’ Dedi ‘Kime ne? ALLAH’ımdan İZİN aldım, yola
koyuldum. İZİN verdiği yere kadar giderim.’ Dedim ‘Niyetin hangi
il?’ Dedi ‘YEMEN’e. Niyetin oluşuna değil, ALLAH’ımın İZİN
verişine göre yol alırım.’
4 Kimliğini ben bilirim, ‘Dost.’ deyip selam veririm, sohbete dalıp
kendimi unuturum. Dağılışı değil, varılışı görüşürüz;
selamlaşıp dolaşırız. Meraka düştünüz, ‘Kim ola?’ dediniz. ABDÜLKADİR
GEYLANİ HAZRETLERİ. HOCA da gitmez mi YEMEN’e? (NASREDDİN HOCA.) Yolunda
taş mı var?
MEVLÂNA’yım ben!
5 Saman çöpü misali; ne ele ağırlık verir, ne suyun dibini bulur,
yine de yerini bulur. ‘Saman.’ deyip atmazsın. Sap-çöp oymayı verse de, yerini
bulur. Alacağın, kum tanesi olsa sana gelir.
6 GANİ’yi andınız. Sepetin dolusunu dilediniz. Danıştım
geldim, avuç dolusu verdim. Amma sormadınız ne verdim? Aldığı kadar
dağ havası. Neden yerinirsin, sana da getirdik. Dağın gidişine
uyduk. Sanmayın çiçekler-yapraklar dua almazlar. Alırlar. Aldılar, eğildiler
ne var ki bilemediniz. Ne var ki, yolunuzu açtığını gördünüz. Akan suyun
yolunu, duran kuyu boyunu; ölçmeye kalkma. Verdiği kadar al. Kuyu derin
olur, suyu yavan gelir. Kuyu sığ olur, alındıkça ürür. Ürümek, etrafına
sarmaktır. Ürümek, tükenmemektir.
7 Kapı kapatılır niye? Yuvanın sesi duyulmasın diye. Yumuşak kul
niye ses versin? Ses vermeyen yuvada, kapı açık mı kalsın? Yuvanın yapısına, kapı
da konmuş. Yuvayı yapan da, duvara resim koyan da
aynı şeyi düşünür. Kul, süsü etraf için yapıyorum sanır, halbuki
yalnız kendini düşünür. Asla yanlış değildir. Dağlar-taşlar
dahi süslenir, kul niye süslenmesin? Yalnız kulun süsü de, dağların süsü
gibi, sade olsun. Aşırı giden her şey, göze çirkin görünür. Çünkü dağın
heybetine, sadelik yaraşır. Bahçende olan çiçeği dağda görsen,
heybetini düşünmezsin. Dağ çiçeği, daima soluk ve sadedir. Bahçene
dağdaki çiçeği koysan, sadelikten çıkar, yozlaşır; çünkü
yayılacak toprak bulur. Her kök, genişledikçe genişler. Halbuki dağ,
genişliğe izin vermez. Her kök, küçük-küçük kalır. Her şeyi
yerinde görmek güzeldir. Güzellik, görünüşte değil aranışta. Camın
pencerede duruşu, vazife icabı; masada duruşu, süs. Kusur ararsan,
çok görürsün. Kulun arayışına göre, her şey kusurdur. Ne var ki asıl
kusur olan, kulun arayışıdır. CAN CANAN için yol alır, yolunu bulur,
varışı görür. CAN beden için yol alırsa, hendeği bulur. Hendeği bulanda
ayılırsa, kurtuluş kolay olur. Elbet ALLAH’ım, her musibetin sonuna kurtuluş yolu açar; meğer ki ayılırsan.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH