27 Ağustos 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hoş gördüm. Selam, yumuşak yolun
yumuşak kullarına. Hatır sorulsun, gelen anılsın, sahip olan bilinsin.
2 Görgü; görüp de sevende, VEREN’i bilende olur. Bilenlerdeniz şükür.
Yol bizim; yolcusuyuz, gönlün kolcusuyuz. Yolunun gidişi, hayıra
varışıdır. Güzellik gördüm, nerde? YUVA’nın havasında. ALLAH’ım cümlenizden
RAZI olsun. Ben, benden olanın, kainattan ayrılığını görmedim. ‘Senleyim,
seninleyim.’ diyenlere derim. Benim yaratılandan ayrım yok. Çöldeki kum misali,
sen-ben-cümle hep BİR’iz. Taze ot yakılmaz, kuru ot biçilmez. Kumun yolunu
bulan, ‘Düz yol.’ deyip aramaz. Kaşık çorba için. Çorba yok ise, atar
mısın? Söz denir, ÖZ için. Söz yerini bulmazsa, kaşık misali atma. Gün gelir,
lazım olur. Kulağında, sözün özü kalır. Suyun akışını durdurmak mümkün
değildir. Ne var ki, aktığı yeri düzenlersen çamuru giderirsin.
3 Yolcunun yolu açık, hancının yolcusu belli. Kasıt olmayan hata, affını
hazırlar. Kainat içinde, yoldan çıkan, yolu bulan, hesaba sığmaz. Onun için
ölçü verilmez, sayıya konmaz. ALLAH’ıma havale edilen olayda, yanlış hüküm
verilmez. Dünyanın hali, her kulun falı; bir tek sözedir, sözüm de ALLAH’adır. ‘ALLAH’ım.’
dediğin yerde, kuyuya düşsen, merdiven bulursun. Onun için, niye ‘Öyle
mi, böyle mi?’ diye sorulur? Tek HÜKÜM VERİCİ ALLAH’ımdır. Dayandığın
anda, selameti bulursun. Daha önce dedim, aşa biber katarsan lezzetli
olur. Yaşamayı bilen, dünyanın tadı diyen; olayları da ‘ALLAH’ımdan.’
demeli, neticeyi hayır ile beklemeli. Müsterih olunsun. Olay ne kadar düğümlü
gibi gelse de, çözülmemesi mümkün değildir. ‘Gülün dikildiği yerde
başka çiçeğe yer yok.’ diyen yanılır. Elbette dikilir, her çiçek
güzelliğini gösterir. Ne var ki gül, hepsinin üstünde kalır. Çiçeklerin
demeti, VEREN’indir HİKMETİ. Biri güzel, ondan öbürü daha güzel. Geçmedim,
geçemedim, ‘Çirkin.’ diyeni affedemedim. At yediği otu güzel görür, kul
niye verilene kusur bulur? Yanımızda olmakla değil, gönülle
karışmalı. Mide kusursuz değirmen, verdiğini öğütür. Kul yanılır,
ne vereceğini şaşırır. Beyin, hatasız hesap makinesi. Kul yersiz
hesap yapar, komşunun hesabına bakar. Dedikodu, yanlış hüküm. Yer yerindir, kul SAHİB’inin.
Yerden gelen senindir, senin olan CAN’ındır, CAN’ın CANAN’ındır. CAN’dan gelenle,
CAN’ı bulan bir olsun; her yol, deryayı bulsun. Geçit vermesin hata, aymayı
bilen atâ. Ayılanın gönlü, elbet büyük olur. Asmayı budayana bağcı denir, şarabı
sunana saki. Şarabı nerede ararsın? Meyhanede. Meyhane; MEYDAN arayan
kulun hanı, yola çıkanın durağı. Hak arayan, kul kapısı çalmasın, ‘Hakkım
sende.’ demesin. ALLAH’ımdan dilesin, ADALETİ’ne sığınsın. HAZRETİ
OMAR der ki: “Adaleti, ne kuldan ne koldan arama. Kul da vasıtadır. Kati olan
her olay, yerini doldurur. Kati olan her olay dedim. Kul için yanlış gibi
görünse de; ALLAH’ımın ADALETİ tecelli etmiştir, olay yerine
oturmuştur.” Kum yerde, bulut göktedir. Kum rüzgarla uçsa da, bulut yere
düşse de; yine kati olay yerini bulur, kum yerine oturur. Aradaki fark,
rüzgarın ettiği oyundur. Kuğuyu gölde görürsün, duru suyun süsüdür. Yol
bilmeyen kul da, duru suyun süsü gibidir. Kendini ne kadar kudretli bilse de,
yaptığı sadece süzülmedir. Arıyı alsak ele, bülbülü versek güle; bülbül kendi
AŞK’ına yanar, arı cümle için döner. MEVLÂNA misali. Neyin yumuşak
olduğu bilinse, yol öylece yürünse, sevginin derim. Seven şaşmaz,
seven düşmez. Tutanı, yol gösterin olur çünkü. Seven sevilir, sevildikçe
anılır, YM görülür. Düşünceyi söyledim, ALLAH’ıma havale edilsin dedim. Almayı
dileyen, yumuşak yol görendir. Merdiven çıkma ile biter, düze varılır. Kul
‘Düşmeyim.’ derse, desteğe sarılır. Destek nedir? ALLAH’ımdır. Her olay,
O'ndan dilenir, VERECEĞİ beklenir. VERDİĞİ hayır bilinir,
niyetine uymasa bile. Denize girişin, sıcağa isyan edişindir; sobayı
yakışın, soğuğa isyan edişindir. Sıcağı-soğuğu
kabullendin, ‘ALLAH’ımdandır.’ dedin. Niye olayları söz edersin? Onu da ALLAH’ımdan
bilsene.
4 Kul, dileğine uymayan olayı ‘Dert.’
der; ya kulu suçlar, yahut kendine dert eder. Olacak; ne yapsan olur, önüne
duvar çeksen yıkılır. Onun için her olay, tevekkülle karşılanmalı, ‘ALLAH’ımdandır.’
demeli. Geceye-güne kendini uyduran, olaya da tabi olmalı. Heybetini gördüğün
dağda yaprak, yerdekine uymaz. Geminin gidişi kula gelmez mi? Kaldığımız
yerde hancı bildik, handa olana yolunu verdik. Gemiye niçin binilir? Denizde kalmak
için değil. Gemi limana varacaktır, fırtına da olsa. Gemi yola
çıkmışsa, ‘İZİN ALLAH’ımdan.’ dersin. Olayı kula yüklersin. Olayı
da niye ALLAH’ımın VERİŞİ’ne bağlamazsın? En küçük olayı
dahi O’na bağla ki; çözümünü bulasın, hancı gibi hep aynı yerde kalmayasın. Hancı hanını kurar, hep aynı yerdedir. Kullar
gelir-gider, hancı bekler. Ne var ki, hancı da vazifeli olduğunu bilmez, giden
yolcuya hizmetten geri durmaz. Hancı, ALLAH’ıma giden yolun hancısı. Yerini tayin
ettiren, kuldur. Kendini bildiren, yolunu bilip te bilerek giden, kula hizmet
eden mürşit; yol gösterendir. Hancı yol göstermez. Ona giden, yolunu
bilerek gider. Yol yumuşak ise, yürüyüş güzel gelir. Ne var ki yumuşak
yol yapmak için, taşını temizlemek gerekir. ‘Geçit vermez.’ denmesin. Kul,
dilediği, ALLAH’ımdan istediği anda; geçitler düz gelir, yolun düzü
haz verir. Hoyrat elden, ham dilden ALLAH’ım cümlenizi korusun. Cümleniz ALLAH’ıma
emanet olsun.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH