8 Eylül 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 (Olayı büyütmekte ailemin etkisi yok mu?) Huzur, arandığı yerde değil, gönüle konulduğu yerdedir. Huzuru bozanlar, dumanın ortasında olanlardır. ‘Dumanın ortasında nasıl olunur?’ derseniz, bile-bile içine girilir. Kuruntu edilmesin, ‘Ne olacak?’ denilmesin. Olacak, en uygunu verilecek. Şüpheyi bedene mal eden, olaya duman verdiği için üzüntü edecek. 

2 (Geçirdiğim bu imtihan boş mudur?) Oğula derim. Sahtelik ALLAH’ımdan gelmez, kulunu güldürmez. Sebepsiz kuş uçmaz. Olayın yersizliği yok. Katkısı olan, sergiye mal koyandır. Sergiye mal koyan, satışı bekleyendir. Eğer nasibin ise, sergini kurarsın, satışı beklersin. Nasibin değil ise, boşuna çaba harcarsın. Dediklerim yanlış çözülmesin. Oğulun, sermayesi olanı sergiye koyduğu bilinir. Alış-veriş nasip işidir. Olmayan, kaderidir. ALLAH’ım kuluna kötü yazı yazmaz. Olan yazılandır, yazılan en güzeldir. Yazılanı, kul ne yapsa bozamaz.

3 (Yoluma (hayatıma) karışmaları doğru mudur?)  HAK YOLU’na giren kulu yozamaz. Aldığı HAK ELİ’nden, dediği ÖZ dilinden. Ne derlerse desinler, kula yolunca yük olmasınlar. Hatasız kul olmaz. CAN bedende oldukça, beden hataya düştükçe; CAN yumağa yük olur, yumak derdi yüklenir. ‘ALLAH’ımın vergisi, olan kulun görgüsü.’ deyin, olayı bal ile bağlayın.

4 (Bu olayda kabahatim var, değil mi BABA?) Dediğimi almadın mı? CAN, bedenin hatasına kapılmaz. 

5 (BABA’larım bana darıldılar değil mi?) Sevenlerin arasına duvar çekilmez.

6 (n’nin yarattığı sıkıntı da ALLAH’ımdandır değil mi?) Hattat yazmayı dener, gerekirse bedeni ortaya atar. Gelen ferman kuldan. Yumağı dilden verse, derdi bedene mal etmez. ALLAH’ım kuluna ferman ile emretmez. O büyüklüğü ancak kul yapar, ‘Kullarım.’ der, kuluna ferman açar. Gelen kula diz büktürür, etek öptürür. Yerden geldiğini, yere döneceğini unutur. Geldiği gibi kalacağını sanır, hesap gününü unutur. Kul, kula ferma vermesin.

7 (İmtihanların ağır olmasına sebep nedir?) Mayası yoğurulan, yerini gelmeden bulan kulların yaşantısı zorlu olur, her gelenden uzak durur. Kaide bozulmaz, YÜCE’nin YAZDIĞI elle kazılmaz. ‘Hoşnut etmek için ne yapsam?’ deme. Anda sormadın. Ana ile konuşmanız, hep o yolda.

8 (Sırlarımı saklamam, içine kapanık olmam; iyi midir?) Sorun yerinde. Olduğu gibi aldın, verilene uydun. Sırrını ALLAH’la paylaş. Kulun vereceği, sadece sözüdür; ALLAH’ımın vereceği, derdine çözümdür. ALLAH’ım, sırrını saklayan kulunu sever.

9 (Her sohbette kötülükten mi bahsedeyim. Her şeyi sevmeliyiz değil mi?) Sohbet güzel, söylendikçe; şarap güzel, içildikçe; sarhoşluk güzel, dünyadan geçildikçe; sevmek güzel, ‘ALLAH’ım.’ deyip seçildikçe. Seç dedim güzeli, verilen her eli. Gökte olan yıldızı, yerde duran her tozu sev ki; verileni seçmiş olasın, imtihanı geçmiş olasın. 

10 (Herkes aynı derecede imtihana girer mi?) İmtihan; dünyadan ise zor gelir, manadan ise hoş gelir. ALLAH’ım layık olan kulunu imtihana alır. Öyledir. Dünyada öyle değil midir? Kul, her okulun imtihanına girer mi? Kimi ilk okulda kalır, kimi orta, kimi yüksek okula gidebilir. Sözü bal ile bağlayalım, oğula BABA’sından öğüt verelim. (ADEM mi?) Evet. Denmese ‘Hayır, ALLAH’ımın sevgisinden kulunu ayır, kulunu kuluna kayır’; yerince yerleşir, kul dünyada sevgi ile bağlaşır. Dense de sev, dönse de sev; hayır olan verilir, aç da gözünü gör. Sunduğum boş değil, huyundan geçmiş değil. Oldu-olacak, duman gidecek, kuyudan su alacak, dileyen verecek. ALLAH’ıma emanet olasın, bağlanacak bilesin.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH