|
15 Eylül 1971 MEVLÂNA’yım ben! 1 Hoş gördüm. Huyu ile olan, kanısını bilen, ‘Sebep nedir?’ demez. HAYYAM der ki: “Şarap destiyi eskitmez, yıllarca da dursa.” Evet, şarap sıcak içilir, ne var ki sıcakta içilmez. Neden? Çünkü iki alev bir arada olmaz. Güzellik, verenden değil, VERDİREN’dendir. VERDİREN, kulunun görgüsüne-bilgisine göre verdirir, dendiği gibi olur. 2 Suyun akışı, kulu ilk anda şaşırtır. Sevgi bağını
sordun. Katılık, olayda değil. Olay, yazılandır. Dediğim gibi, kalemle
değil. Nefestir yazılan, kafestir uyulan. VEREN’in hayır gördüğü, dün
verdiği, kulunun kaderini derdiği. Seymen bildiği gibi, acemi
gördüğü gibi yapar. Seymene hata yaraşmaz. Merdiven çıkan, dönüp
arkaya bakmaz. Ağacın dalını elinde bilen, yere kuvvetli basandır;
düşmekten korkmaz. Damın örtüsü, duvarın vergisidir. Duvar olmasa, dam
örtülmez. Olayı söyledim. Duvar çatılı, damı örtülü. Her damın akıtı olur. Bazı
dam akıtı yuvaya verir. Dünya yapısı düzeni bulur. Ahiret yolunda, kararsız
olunmasın, yolda ALLAH’ım şaşırtmasın. AMİN. Yumuşak olana
dedim, güğümünü bildirdim. “Dumanınız bacadan gitsin, yuvanın havası
değişsin. Olmasını, yumuşak yola bağlasın. Yola baktığın
haberin, tez gelsin.” dedi, GANİ HAZRETLERİ duacı oldu. ‘Hasret kaldık.’
dedin, fani olarak yanıldın. Hasretlik, senin oldu. Yanına gelen, seni gördü,
olgunluğu yerinde buldu. ‘Hayal.’ dediğin, hakikat olacak. Seferi bilen,
giyimini hazırlar. ‘ALLAH’ım.’ diyen, VERDİĞİ’ne uyar. ALLAH’ım NURU
ile yoğurduğu kuluna, şer vermeye kıyar mı? Senin için şer olan,
bilesin hayıra açılan kapıdır. 4 Her olay, vergiye göre değil, görgüye göre benzetilir. Haşmetli olanın şapkası, eski de olsa askıya konur. Kulun fistanı, destanını süslemez. Kulun destanı, yaşadığı günde okunmaz. Dünya geliş kapısı. Dumansız ise yapısı, dönüşe zorluk vermez, kulun gelenden şikayeti olmaz. Dilediğin yol, imtihansız geçilmez. Geçtin, verdin. Geçişine, seni hazır gördüm. Yanılma. Aynı kapıdan geçmek dilemez misin? Hiç bir kul, öbür kulun geçmesine; ne yardımcı olabilir, ne el ele geçebilir. Her kul, kendi gönül yapısına göre geçer. İmtihanı o istedi, o gördü. Aile reisi olmakla, ALLAH’ımı unutması gerekmez. Dilemenin mevsimi olmaz. ‘Zorlu.’ dediniz, ALLAH’ımı unuttunuz. ‘Dert.’ dediğiniz nedir? Kulun kapısını ALLAH’ım kapamasın. Dünya derdi odur. Gitti-geldi, aldı-verdi, dert değildir. Olmuşu değil, yerinde bulmuşu düşünün. Seçilen yol sizden olaydı, saray mı dilerdiniz? Elbet her kul, dünyayı güllük görmek, yerini tahtta bulmak isterdi. Dünyanın, indi-çıktı, oturdu-kalktı derdi olmasa, güzellik bilinmezdi. Nasıl ki, aşı pişirirken soğanı katarsın. Pişirirken soğan acı gelir, pişende tat verir. Senin olayın da öyle olacak. Nasıl ki aşı pişirirken acı biber koyarsın, sonradan da yakar. Duacı ol. Senin üzüntün, soğan gibi çiğken acı gelsin, pişende tatlı olsun. Her olayın daha kötüsünü düşün, öyle duacı ol. ‘En kötünün içindeyim.’ dersen, ALLAH’ıma güç gelir, sana daha kötünün de olduğunu gösterir. 5 Duacınız olduk, cümlemiz geldik. Unutulmasın, kulun ‘ALLAH’ım beni imtihan et.’ dediği zaman imtihana tabi değildir. Ancak layık görüldüğü an, imtihana alınır. Sebepsiz kuş uçmaz. Yanılan yanıldığını bilmez. ALLAH’ımın ADALETİ, santim oynamaz. Senin acıdığın kul, gün gelende sana acımaz. Unutma, TEK ACIYANIMIZ ALLAH’ımız. Kulun zengini şanslı, fakiri şanssız mıdır? Her kulun ölçüsüne göredir, dünya vergisi. Kaderi, dünya malı ile ölçersen; en kadersiz kullar ERENLER’dendir. Çünkü onlar, aldığını verenlerdendir. Oya, işlendiği için değerlidir. ‘Hayat.’ dersiniz, kainatı hayata bağlarsınız. ‘Avucuma alayım, sırrını çözeyim.’ dersiniz. Kendi sırrını çözdün mü ki, kainata el atarsın? Benliğini buldun mu ki, ortaya çıkarsın? Benliğini bulan, kainata uyandır; kainata uyan, YARATAN’ı bilendir. Sen O’na uy ki; rüzgâr seni üfürmesin, sel alıp süpürmesin. Duran suya değil, akan suya talip ol ki; seni deryaya götürsün. (Resim
verildi: ÖMER HAYYAM) 6 Verileni bilmedin mi? HAYYAM. Kumun yolunu bildiği, kitabında yazılıdır. Kitabı, elinde gizlidir. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|