21 Eylül 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hoş gördüm, cümlenizi selamladım.
2 Ham meyveyi bekledim, olgunluğa ekledim. ‘Bu mudur?’ demeyin, kadere söz etmeyin. Verilen, en güzeldir. Yaprak
sonbaharın gazelidir.
3 Yüzümü görmekten ne çıkar, ÖZ’üm sizlerle değil mi? Göz görmese
de gönül duyar, gelişime uyar. Huzur uymakta, görmekte değil. Dünyaya
gelen hiçbir kul, tam uymayı bulamamıştır. Dünyaya gelmiş
olduğum vakıa değil midir? Vakıa olan her olay aynıdır. Sen-ben yok. Ben
de tam uymadım. Kulluk, YAR’ini yerince anmayı manalandırır; gelince, tam
olmadığı görülür. Manalandırmaktan öteye varmış, bulmuştur. (Her şey ÖZ’ümüz oluyor.)
Elbet. Manayı bilmek için, öteye geçmek için; VARLIĞI’nı duymak
gereklidir. VARLIĞI’nı duymak için, olaylara uymak gereklidir. Her kul
için aynıdır. ALLAH’ım her kulunu, NURU’ndan verdiği hamuru ile
yoğurur. Ne var ki kul, hamurunu dünya çamuru ile bularsa; varış
düşünüldüğü gibi olur. ‘Dünya, çamur mu?’ derseniz; daha önce
verdiğim gibi, akan suya yön vermezsen, toprak su ile karışır, çamur
olur. Dediğim, her kula derstir.
4 ‘Yol?’ dedin, izini sordun. Yolu bilmezsen, bilene danışırsın. Bildiğin
yolu sormaya ne hacet. Yer yerini bulacak, her olay gününü yaşayacak. Verdiğim,
yol değil mi? ALLAH’ımı anmanın kitabı olmaz, niyaz çerçeveye konmaz. ‘KUR’AN?’
dediniz. KUR’AN; ALLAH’ımı anmanın kitabı değil, kula yolunu vermenin
kitabıdır. Benim tarikatım olmadı. Yanılma! ALLAH’ımı bulan, yalnız tarikatla olan
mıdır? Yol, aramakla bulunur. Yumuşak olmak yeter, ALLAH’ımı bulmak için. Sohbet
te güzeldir, bir adım öteye götürür. Yetmeyen, yerden gelmez; bitmeyen, elde
kalmaz. ‘Yetmez.’ dediğini, yerden almazsın, nasip olandan ötesini
görmezsin. ‘Güçlüğe katlanmam.’ dersen, ALLAH’ımdan kuvvet dile. Cümleye. ‘Senden
söz gelmez, koluma sert vurmaz.’ deme. Sözümü almadan, sözüme uymaz mısın,
defterleri defalarca okumaz mısın? Her okuduğun gün, seni bir adım öteye
götürür.
5 Sözü kırıcı vermeyin, ÖZ’ü söz ile harcamayın. Kırıcı söz, hem seni, hem
kırılanı üzer. Bağda ot bitmişse, elbet ayıklanır; tarlada biten ot,
sürüye verilir. Ne bağ yersizdir, ne de ot. Ne var ki, yerini
bulmuşsa. Yobaza uymak, bağdaki otu sulamaya benzer.
6 Halden sorarsan, hali bildiririm; ne var ki, geleceğin izni ALLAH’ımdan.
ALLAH’ım, yumuşak kulunu sever. Katı olan, kötülük bilmez. Katıyı ona
yorma, dilinden ölçü vurma. Gönlünü ALLAH’ıma açar, ne senden ne benden ölçü
alır. ALLAH’ımın yumuşak kuludur, daha ne deyim?
7 Daha önce dedim, huzur aranmaz, kul gönlüne kendi katar. Güzellik,
olaya uymada, her anı duymadadır elbet.
8 Uzun ömürden maksat nedir? Her verilenin, en uygun olduğuna
inanmak, niyetine uymasa bile.
9 Dedim ya, kul vardır gül bahçesine girer, dikenini bahane eder; kul
vardır, çitte dahi ALLAH’ımın VARLIĞI’nı görür. Uçan kuşta YARATAN’ın
VARLIĞI, açan çiçekte YARATAN’ın VARLIĞI, nefes alan her kulda, gine YARATAN’ın
VARLIĞI varken; çirkini nasıl göreyim, hatasını bulayım ki verilen o hata,
ALLAH’ımın kuluna verdiği lütuftur. Neden haklı olmasın ki? Ta içinde
duydu, içine düşeni açık dedi. Her kulda, ALLAH’ımın KENDİSİ
vardır.
10 Almayı bilensin, günde benden alırsın. Dünden dedim. Benden almadan,
almayı dileyendin. Dileyen bulur, ALLAH’ım gönderir. Mayanın yoğuruluşunu
söyledim. Unutulmasın, aramıza mayasına çamur katılmış yoktur. ALLAH’ım kulunu
çamursuz YARATIR, dönüş te öyle olsun. Cümleniz cümleye duacı olunuz. Ağanın
dediği gibi; hamur yoğruldu, fırına verildi, yumuşak kulun eline
verildi.
11 Gayretin bereketli olur, nasibe hizmet eder. Görgüyü bilgi ile ölçen,
elbet yanılır. Kader, çizgi diye çizilmez. (Taktir diye çizilir) Elbet. Kalemle yazılmaz,
deftere konulmaz, kul için dürülmez. Doğuşun, kaderin ile; kaderin,
yumağın ile sarılır, her açılış, kaderine yazılır. ‘Menşei?’
dediğin nedir? Kuruluştan YAZAR. Daha önce denildi, her kulun yönü
söylendi.
12 (KUR’AN ile ilgili
sorulur) Tefsir, tercüme değildir; tercüme, KUR’AN’a tabi
değildir. Açıklanması gerekli olan yerleri, kula açıktır; gerisi, kulun
gücünün üstünde. Asmayı neden verir, üzümü nerden olur? Suyun akmadığı
yerde, üzümün suyu nerdendir? Üzüme su veren, kulunu dünyaya imtihan diye
gönderen ALLAH’ım; elbet kitabını da verir. Kitapsız ders nasıl olur? Dünya
vergisi, tatbikat dersi. Kul vardır tatbikattan kazanır, kul vardır ilimden
kazanmış olur. Asmadaki üzümün suyunu görmek, tatbikatta kazanmaktır;
kitaptaki ilme ermek, ilim yolundan kazanmaktır. ALLAH’ım, hangi yolu nasip
etti ise, o yoldur kulun yolu. Yanılma. Boş olan yola, PEYGAMBERİ’ni,
EVLİYASI’nı göndermezdi. Dünyadaki kaderini değiştiremezsin, amma ALLAH’ıma
varmak, senin elinde.
13 Her olay, ALLAH’ımdan gelir. Kul, kulu suçlar. ‘Kulun yönetildiği.’
denirse de, dünyadaki hatasının vergisidir. Ölenin de, dünyada görgüsünün
kesintisi. Yumağın kopmasından maksat, görmekten ümidi olup aniden göçü. Göçün
de türlü tecellisi olur; kul, bilerek göçer, kul, elden göçer, kul, kazadan
göçer. Her göçün, türlü merhalesi olur. Dünyada söz vardır, ‘Eden bulur.’ Hayır.
Elden göçenin, ettiği veya edeceğidir. Tecelli eden elbet. Hangisi
ALLAH’ımın YAZISI değil? Öldüren yok. Zaten o, cezasını görür, her olay
yerini bulur. HİKMETİ’nden sual olunmaz. ALLAH’ımın YAZISI, kuluna
açmak düşmez. Ancak, her olay yerli yerindedir.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH