22 Eylül 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hoş gördüm, cümlenize selam verdim. Yumuşak yol üstündeyiz, ALLAH’ımın EMRİNDE’yiz. KUR’AN yolumuza, AŞK’ımız gönlümüze NUR verir.

2 Olmayandan değil, uymayandan korkunuz. Ham meyve yenmez, olgun meyve kalmaz; yerden aldığın, gökyüzüne dönmez. Yerden gelen yerindir, YÜCE’den gelen senindir. Bedene değil, gönüle adapte olunuz, bedeni gönüle uydurunuz.

3 Gidiş, geliş yoludur; oluş, ALLAH’ımdan geliştir. Aynayı ele alan, kendi yüzüne bakar; yüzü ne derse, dünyayı öyle görür. Kaşık, çorba içmeye gereklidir. OSMAN der ki: “Oymaya eğme gelmez, çorba el ile içilmez. Kaşığı eğmelersen, ‘Düzgün dursun.’ dersen, düz kaşık olmaz. Kulun hatası kulu eğitir, eğitmeyen hata öğütür. Kulu ufalar. Yanlış vermeye değil, yolunuzu aydınlatmaya geliriz. Sağlık size, varlık bize. Gelen her kulun, dönüşü dilemediği görülür. Her ne kadar mertebesi yüksek olmasa da, ALLAH’ımı idrak eder.”

4 Oymayı ele alalım, danışalım. Görülen hayır ile anıldı. ‘ULU RUHLAR.’ denildi, görgüye gönülde olan katıldı. Namert ile savaşmaktansa, bayrak açıp teslim olmak evladır. Namert, kazanabilmek için her türlü hileyi dener. Namerdi sükunet yener. Bayrak açıp teslim olursan, arkasını döner, başka savaş arar. Sen o zaman müdafaanı hazırlarsın. Cümlenize. Hayır ile anılan her rüya, yerini bulur. Yumağın düğümüne çözülüş. Aşmayı dilediğin duvar yüksek değil, aşımı kolaydır. Duvarı aştın mı, bağını geçtin mi; geriye dönme. ‘Ne odu?’ deme, olacağa şüphe ile bakma. Her ağaç, tek-tek dikilir. Yalnız sazlık, topluca yetişir öyle gelişir. Saz deyip geçmeyin. Diyen, ne elinden ne dinlinden der; dediği, YÜCE’nin EMRİ’ndendir. Yanılırsın, ‘Yapabilir miyiz?’ dersin. Daha önce denmedi mi, boşluk olmadığı söylenmedi mi? Deniz kumu eler, yağmur dağı beler, toprak bitkiyi besler.

5 ‘Hayvanlarda da RUH var.’ diyene de ki; ‘Kul hayvan için değil, hayvan kul için yaratıldı. Kuluna beslensin diye verdiğine, YÜCE ALLAH’ım RUH vermez. RUH sadece kulundur. 

6 Gözlerin yanıltmaz, yolunu görür. Her kulun sevabı sergiye konur. ‘Kalan?’ denmesin, her kul gönlünce mertebe alır. ALLAH’ım NURU ile yarattığı kulundan geçmez. Denmesin ‘Olmuyor, verdiği gelmiyor.’ Hummalı olan beklemez ki görsün. LOKMAN’ın oğula derim. Olanın hatası, benim mi? Olan, yazılandır. Sunduğumdan uzak kalma. Verileni ele alma. Duanı ver, ULU’nu çağır. Defter çevrilir, geçen unutulur. Kaideye uyulmazsa, sarsıntı olur. Bilirsin, yine de kaideden dışarı çıkarsın. ALLAH’ımın verdiğine uy. Daha önce dedim, olacağı bekle gör. Gideni geç, geleni seç. Gelmez bilirim, geç derim sana. Gelende hata arama. ‘Öyle mi, böyle mi?’ deme. Her geleni, un misali elersin-elersin. Ele bakarsın, elekten başka kalmamış. Geç, yeni defter aç. Neden olmasın? Her kulun göçüne kadar defteri açılır, olmayacaktan kaçılır. Oymayı işleyen işlemeyi bilendir. Bilmeyene mendil versen, dikemez. “GÜZELLİKLER GÖRÜLSÜN, NASİBE BOYUN EĞİLSİN.” denmiş, gelecek her olay sır kalmış. Kulun gelecekten ümidi olmasa, güne katlanmaz. Her kul, geçen güne güler de bakar, ağladığı güne dahi. ALLAH’a ısmarladık.

7 Oymayı bıraktık. Koruk diye ele aldık, bekledik, erdiğini gördük, sergiye topladık. Gönül ile sabrı yoğurduk. Kaygusuz güne, kalender gelmişsiniz, kaderin uygun olmadığına söz etmişsiniz. Kulun kaderini ALLAH’ım çizer, her çizgiyi kul çiçekle süsler. Günün güzelliği oradadır. Kul vardır, duvarını karanlık boyar, duvara lüzumsuz tahtalar dayar. Kul vardır, duvarı çiçek ile süsler. Kulun kaderdeki rolü odur. 

(Resim verildi: LOKMAN HEKİM)

8 Doktorun bildiği, LOKMAN’dır dediği. Amasya. Tarihi ne gerek? Dilediğin an yanında. Kulun RUH’a, duadan başka ne vereceği olur? 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH