30 Eylül 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Zulme zalim yol verir, yolda kendi tükenir. ‘Küffünü bulanla dertleş.’ diyene de ki: -Küffün; kendi ayarın demektir- ‘Küffüm, yaratılan her kuldur, dert ortağı ALLAH’ımdır.’ ‘Kanmadığım aklımdadır.’ diyene de ki: ‘Kanacağın zaman, aklın hizmet etmez.’ ALLAH’ımın her verdiği yerindedir, kulun sergisi gözündedir. Kul maddeyi alır, önüne serer, gözünden kaçırmasın diler. Olanla- olmayanla gönül ölçülmez, ‘Her olay, ALLAH’ımdan cezadır.’ denilmez. Ceza dahi olsa, senin hayrın için verilir. Nasıl ki ana baba, çocuğunun terbiyesi için hatasında cezalandırırsa, ALLAH’ım da kulunun taşlı yolunu düzeltsin diye önüne maniler koyar. Kulun gönlü açık ise, olana uyar.

2 Asmada üzüm, bağında gözüm, cümlenizde ÖZ’üm. Defterleri okuyun, açılanı bulun. Okumaktan maksat, açılan yolu bulmak. Yolumuzda geri dönmek yok. Sözümüz ALLAH’ımızın ADINA olsun. Kendi adımıza söz olmaz, olamaz. Mandanın değeri nerededir? Cüssesi yerinde, derisi üzerinde, ne var ki öfkesinde durma. Değerini bilmeyen, öfkesinden dolayı mandayı suya atabilir, suyun yolunu tıkayabilir. Onun için, öfkeyi değil yumuşak yolu seçin, değerli olan verginizi sergileyin. Sükunet, yoluna verileni arttırır; öfke, rüzgar misali kumu ortaya dağıtır. Olayın, doğrusunu-eğrisini elemedik, ‘Dumansız olsun, sükunet yolu ile açılsın.’ dedik. Asmayı gördük, dalını budadık. Budadığımız her dalın filizine el koyduk.

3 Mahzur, yazılandan ötesi için. Verilen işaret, kulun ULU’sundan gelir. Oymayı işleyen, tahtayı seçer, ‘Sert olmasın.’ der. Budaklı tahta oymaya gelmez, yakmaya gelir. Dama çıkan, yukarıdan bakandır; yukarıdan bakan, daha çok görendir. Manayı yoğuran, suyu alandır, yoğurmayı bilendir. Her kulun bildiği, kendinde kalsın. Geçenin yüzünün sözü edilmesin. Her kulun gördüğü, hakikattir. ‘Öyleydi-böyleydi.’ denmesin, dilediği gibi görünür. MEVLÂNA’nın gözünde değil, ÖZ’ündedir görüntü. Ne ÖZ’üm yüzüme, ne yüzüm ÖZ’üme. Cümlemizin, ALLAH’ımın NURU’ndan olduğu unutulmasın. Sen de NUR’dan, ben de NUR’dan, NURU’nu harcamadığından. Var ise bir küp altının; altını taşa toprağa değişirsen, kör nefsini harcarsan; altının tükendiği görülür. ALLAH’ımın VERDİĞİ’ni de, nefsin ile harcarsan, elde ne kalır? ALLAH’ım, kulunu NUR ile yaratır. Kul vardır, NUR üstüne NUR katar; kul vardır, NUR’unu nefsi ile harcar. Olay budur. Yaratılan her kul, NUR’dandır. Sabır ölçüsü kuldan sorulmaz, kulun sözü ile kulu yerilmez. Sebepsiz sergi kurulmaz. Kumaşı almayı denedin, ölçüsüz almazsın. Ne var ki, ölçüsünü sen bilmezsin, dikene sorarsın. Yemiş yedin mi, çekirdeğini yuttun mu, yuttuğundan gittin mi? Ölmek değil. Meşaleyi neden yakarlar, çekirdeği neye yorarlar. Değil mi, toprağa attığın senin, mideye attığın yerin. Yere giden gelmez, toprağa atılan kalmaz. Onun için, çekirdeği yutmaya değil ekmeye. Yutmaktan maksat, sözümüzün özünü kavramamak. Sözümüzün özü, meyvenin çekirdeği misali. Meyveyi yer geçersin. Çekirdeği olsun beklersin, ondan da bol meyve toplarsın. Gerekeni ben açarım elbet. Hazır arayan, ‘Denize yorgan dikeyim.’ diyene benzer. Ara bul. Anda olmasa da olur. ‘Çok söz alayım, hoş günü göreyim.’ deme. Az al, özünü ara.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH