|
4 Ekim 1971 MEVLÂNA’yım ben! 2 Gümüş saçlıya selam. Meclisi kurduk, olayları gördük. ‘ALLAH’ım.’
dedik, sabreden kuluna kefil olduk. Sofra kurulur, aşlar yenilir; acısı da
olur, tatlısı da gelir. Geçen, unutulur. Kaide bozulmaz, isyanı olmaz. Gönlün
ferah olsun, ALLAH’ımı bilsin. İsyanını hoş gör. ALLAH’ımın
BÜYÜKLÜĞÜ bilinir. RAHİM ve RAHMAN’dır. Uyan kul, kahramandır. Dünya gücüne
karşı koyan, elbet kahraman olur. Güzeli görmek başka, sevmek başkadır.
Yoluna uymak, her geleni bilmekledir. Her gelen, niyete uymayabilir. Her deneni
bilmeli, niyete uymasa da. Yavruya; gümüşten yolunu, altından gönlünü
ayırmasını bil. Her deneni duy. Yeterince aldığın, yolunu bulduğun
açık görülür. Sabıra yer veren, olayın açığını görür. ‘Olur mu?’
dediğin, günü gelince görülür. Mayayı yoğuranla, yününü
eğiren aynı mı düşünür? Biri
manayı, biri maddeyi. Netice de, elbet aynıdır. Manayı bulduran da, maddeyi
uyduran da; kuluna hizmet eder. HAZRETİ NUH mayanı, HAZRETİ OMAR
yününü eğirir. ‘Öyle mi olur, böyle mi olur?’ deme. Olanı hayır bil. Görülen
de, duyulan da ULU’ndandır. Verilen de, sevilen de ALLAH’ımdandır. Gümüş saçlıya
deyim, sorgun yersiz. Daha önce söyledim, yavrunun gönlü, ne kadar olgundur
bilseniz. YM olacak, en güzeli bulacak. 4 Kaide bozulmaz, izinsiz yaprak düşmez. ALLAH’ım iki yol gösterir; rahmet yolu, zahmet yolu. Yolunu kul kendi seçer. Yumağına yazılan görülür, niyete konulan değil. Gayretle olmaz, nasibe söz geçirilmez. Meyveyi yemek nasibin ise, ALLAH’ım oldurur. Değil ise, ne sulasan ne gübrelesen faydası olmaz. Ya soğuk vurur, ya sıcaktan erir, ya hastalık verir, nasibini gösterir. Denmesin ‘Güç bendedir.’ Öyle diyen, hezimete uğrar. Uğradığı hezimeti bilse, gene de döner. NUMAN der ki: “Yol, yol içinde olmaz; kul, kul içine girmez. Sevilen kula söz edilmez, sevilişi ULU’sundan da olsa. ALLAH’ım ona, o sevgiyi layık gördü ki, o vesileyi sebep kıldı.” Cemaat kurulur; ALLAH’ım nereyi nasip etmişse, kul dilemişse değil, gönlü uymuşsa. Kanun ile değil, lütuf ile olur. ALLAH’ım verdiği kulu bilir 5 Evet çok yakınınızdayım. Balık yumurtası misali, RUHLAR’ımız kaynaştı. GARİB’imiz aramıza karıştı. Ben GARİB’i uygun buldum gönül yapıma, GARİB seni uygun buldu gönül yapısına. Vardık beraber geldik, YÜCE’nin KAPISI’na. Müsterih olasın, gördüğünü işarettir bilesin. Namazı kılarken, duanı verirken, aldığın-verdiğin silerken gördüğün. ALLAH’ımın NURU’ndan gelen, kuluna demet sunandır. ALLAH’ımın YOLU’nda olan, elbet ALLAH’ım için duacı olur. Kulunun aldığını, kuluna verir. Olsa da olmasa da, şükür eder. Verdiğinin yerini dolu bulur. ALLAH’a ısmarladık. 6 ŞEMS ile beraberdik. Sana, yolunda olduğumuzu
gösterdik. Renkleri verdim sana. ‘Mordan
maviye, arada olan bütün renklere sevgimiz vardır.’ dedik. Sana da, mordan maviye
kadar sevgimizi gösterdik. Değişen renklerde, gelenleri bildirdik. Dedim
ya, her olayı nasibi olan alır. 7 Yuyulunca aldığını, niyetini kurduğunu verdim. Yerini belledin, adını dilledin. ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedi. Anıldığını duyar, dünya dengini soyar. Dünya dengi, kulun ağılığıdır. Soymak, ağırlığını almaktır. Kalp ile verdiğini, el bilmez. Elde olanı, dil söylemez. Olduğunu gördüm, ‘ALLAH’ım RAZI olsun.’ dedim. Yerini yerden aldın, gönlünü sere verdin. Yapraklar dökülse de, kök toprakta. Günü gelince, filizi dalda. Günümüzü bilelim, her kulun hakkını tanıyalım. ‘Gidilmesin.’ denmesin, kulun nasibine el konmasın. Gidilecek, kulun nasibidir. Cumaya bağlayan gece. Kolunun yenden çıkması, abdest için sıyrılması ile olur. O kul, bir yıl bekledi. Beklediğini, elbet mükafatı ile alacak. ALLAH’ıma emanet olasınız. 8 Gönlünde yılların sevgisi birikmiş, tadını iyice almış. Kurduğu sofrada gelene sunmuş. Alabilen yedi, alamayan gününü bekler. Senin sunduğunu alabilenler. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|