|
10 Ekim 1971 MEVLÂNA’yım ben! 2 Saate bakarsan, zamanı bilirsin; zaman o zamandır, gelecek zamanı
göremezsin. Halbuki ne saat durur, ne zaman. 3 Olmuşsa duaların, olandır; olan, yazılandır. Etmiş isen
duanı, bilesin nasibindir. Olmayacağın duasını ALLAH’ım nasip etmez. Duanın
ölçüsünden çıkmazsan, canı gönülden edilen duanın şüphesi olmaz. Almakla vermenin,
kaşığına gelenin duası, nasibi kadardır. Duanın yeri elbet olur. Bozulmayan
yazı, planın temelindedir. Kulun ALLAH’ına dönüşü, hatası için af
dileyişi; kabulün içinde değil midir? Temelin dışında olan
dualar, cümle kulların temeline zarar. Duanın kabulüne duacıyız. 5 Kimliğin değil, verilenin önemi vardır. Eğer seni
şüpheye düşürürse ondan uzak kal. ALLAH’ım ADINA dediğince,
dediği gibi al. Gelişini hoş karşıla, gidişi gibi. Deyişini
mantığın ile ölç, mantığın olmadığı yerde kalemi bırak. MEVLÂNA dilediği
yere değil, izni olduğu yere gider, MEVLÂNA’ya sorulsa kainatı sarar.
Kulun akımı yerine göre güneşten üstün gelir. Elbet kul güneş için
yaratılmadı amma, güneş kul için yaratıldı. Masmavi dediğin gökyüzü,
sana güzellikten anlatır, ne var ki maviliğine verir. Tavan değil ki
boyansın. Senin gözüne öyle görünür. Her kul aynı görmese, dünyanın düzeni
bozulur. 6 Daha önce dedim, mümin olan bilir. Yolunu sorduğum gibi, sebep sorsaydım eğer; dünyada olan değer için, varmaya çalışmayı yersiz görürdüm. ‘Neymiş olanlar, kimmiş gelenler, nasıl olmuş göçenler?’ dedin mi, dünyayı sırtına almış olursun. 7 Denir ki; ‘Kabre konan taşın, küçüğü-büyüğü olmasın, kıyamette kul yüklenmesin.’ Kul ne taşı, ne toprağı yük etmez; dünyada RUH’una mal ettiği yükü ancak alır, kıyamette o onu ağır yürütür. Dünya malı, dünyada kalır. Olanı veren, elbet ALLAH’ımdır. Hak yemedi isen, alın teri döktü isen; neden yük alsın? ALLAH’ımın VERDİĞİ sayılmasın. Haram olan, harama yazılandır. MEVLÂNA KUR’AN’ı ‘Yolum.’ demiş, onu yoluna ışık diye almış. Dediğini, harfinden çıkmadan kayıt bilmiş, ‘Farz.’ demiş almış; sana ‘Öyle değil.’ der mi? Bina durduğu kadar, vergisi verilir. Binanın vergisi de zekattan sayılır. Vergiden kaçınan zekatını noksan verendir. Elbet zekattır. 8 Yeminin yeri, sözün zeminidir; geminin yeri, limandadır. 9 Mantığın olduğu yerde, şüphe silinir. 10 Duvarı neden örersin? Dünyadan uzak olmak için değil, yerini bulmak için. Günün değerinden, ALLAH’ım kulunu mahrum etmez. Meğer ki kul, günün değerini bilsin. 11 KUR’AN’ın yolundayız. 12 ALLAH’ımın her VERDİĞİ, kuluna nasip ettiği; haramdan uzaktır. Hurmayı ‘Helal.’ dersin, yersin; eğer kendi ağacından kopardı isen. Komşu ağacından kopardığın hurma da haramdır. ALLAH’ım üzümü verdi ise, meyvesi haram olmaz. Her verileni, kararınca alırsan; harama uzanmazsın. 13 Sana ‘İç.’ demedim. Eğer canın istedi, ‘ALLAH’ım yasak etti.’ diye içmezsen; içmişe sayılırsın. Yasak, ALLAH’ımdan değildir, RESULÜ’ndendir. RESULÜ’nden gelen, günündendir. Güne bağlamak ta vazifemiz. Ne var ki, günün esasından çıkmak yersiz. O günkü şartlar, o gün için yazılır; bu günkü şart, ifrattan kaçılır. ‘Yolumuz açık.’ derken yanılma, daha önce dedim. Aşırı olan her şey, haram edilmiştir, hatta aş bile. 14 Ne diyenden, ne söyleyenden, kul yerini bulmaz; gönlü yerine
varmamış ise, bir adım öteye gitmez. Söylenilen, hayrata adını
verenlerden. Zahire bakıp, bâtını inkâr etme. 15 Manayı bulan, dünyayı huzur ile geçirir. (Tebliğin bundan sonraki bölümü özgün defterde bulunamamıştır.)
|