11 Ekim 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Dünya kulundur. Ahiret yolun bilenle, ALLAH’ım
beraberdir. ALLAH’ım her kulu iledir. Ne var ki kul bilirse, ‘Boşluktayım.’
demezse; ALLAH’ı ile beraberdir. Bilen kulundan olalım, dünya geçicidir
bilelim.
2
Yerimizi bulmaya geliriz dünyaya. Yerinizi bulmak için boşluğu
bilmek, kaideye oturmak gereklidir. Yerini bilip de kaideyi bulamazsan,
yolunu
çevirirsin. ‘Hak değil mi?’ denmesin. Hak olan, dünyaya gelendir,
dünyayı
silen değil. Dünyayı YARATAN da ALLAH’ımdır, neden silesin? Ne var ki;
YARATAN’ı
bilelim, AŞKI ile yanalım, güneşe meydan okuyalım. Güneşin ateşi
zahiridir görürüz. Kulun ateşini ne ile ölçebiliriz? Sohbetin yerini
gönül ile kollarız, cümle ile halleriz. Günün yerini gönüllere
kazarız. ‘YA ALLAH.’ dedik,sözümüzü cümleye bağladık.
3 Hangi nehirde olursa olsun, yeter ki aynı deryaya varılsın. “Gamdan uzak
kalalım, gönüllerle gönül kazanalım.” der RESULÜMÜZ. ALLAH’ımın verişidir,
kulunu görüşüdür. Kulunun hakkını kuluna bırakmaz. Hiçbir kulunu öbür
kuluna yük etmez. Yük oldu diye, ne daha ağır yük verir; ‘ALLAH’ım.’ diye,
tekrar kendine döndürür. Yükten şikayetçi olmayalım, ağır yük
yüklenmeyelim. Amade olduk, RESULÜ’nden gelene ‘EYVALLAH.’ dedik, Gönüller Sultanı
önünde selam verdik. Selamı, Şefaati cümleye olsun, dünya ve ahirette Gölgesi
üzerimizden eksik kalmasın, AMİN.
4 Dünyanın haline gülünmesin, ‘Nereye gider?’ denmesin. Dünya aynı dünya,
değişen olaylardır. Yumaklar aynı yumak. Sarılırken ele küçük gelir, gittikçe
büyür. Elden kayan yumak boşanır. Gündeki olaylar da öyledir, elden kayan yumak
gibi; dikkat gerekir, düğüm olmasın. Günde denir ki, ‘Neden yumak olsun? Hepsi
elde kalsın.’ Dünya, boşluktan seyri hoş olur. Yaşantıda kolaylık
düşünülür. Her kul kolaylığı kendi bünyesine göre alınır. Kimi dendiği
gibi makineleşme, kimi de her türlü makineden uzaklaşma. Netice yine
aynıdır. Ne o ne öbürü, neticeye varamaz, dünyanın düğümünü çözemez. Yerinin
değeri değil, ÖZ’ün değeridir vardıran. ‘Bu mudur dünya?’ diyen,
pencereyi örtendir. Dünyayı, öbür alemi düşünmekle temaşa edersen; güzelliğine
doyamazsın, o zaman ermişin ele gelmişi olursun.
5 CAN dost, sevgili CAN’dır o. Aşığı aşığa sorarsan,
gül kokusu alırsın. ‘YA ALLAH.’ dedik, gören göz ile kapımızı açtık. ‘Kapımızı açan
mı, açtıran mı?’ dersen, açtırana izin verendir derim. Dünya gözü görmeyene, baston
gerekmez mi? Ahiret yolu dileyene, mürşit gerekmez mi? Dünyadan gelip, deryaya
gideceğiz; her yolu göreceğiz, görüp de bileceğiz. Bilmekten amaç,
maksuduna ereceğiz. El-eleyiz bilesiniz, gönül zincir, duyasınız, açık
pencereden göresiniz. Ne var ki, ahiret için yol gerekli ise de, dilenen yere
varmaya AŞK gereklidir. AŞK olmadığı yerde, meşki ne
edeyim? Ne o yoldur, ne bu yol; yolun sonu, her yolun aynıdır. Her yol, ayna
misali aydındır; vereni verdiği gibi alırsan, ULU’sunu olduğu gibi
tanırsan. Gül fidanı gül verende, güzelliğine doyamazsın, gülün günü
geçende gülünü tanıyamazsın. Gülü gül gibi bilesin, çokluğuna değil
tekliğine inanasın. Tektir. Gül bahçesi sizlerin, GÜL tanesi bizlerin
midir? Gül bahçesi TANRI’nın, GÜL tanesi cümlenindir. Cümlemiz BİR olalım,
GÜLÜMÜZ’ü bilelim, GÜL’ün Gülleri’ni sevelim. EHL-İ BEYT’İ. Oymayı bildiğinden,
yerini aldığından beri düşündüğündür. Meyden aldığı, sarhoş
olduğu, AŞK’a düştüğü günden beri andığındır. HAZRETİ
ALİ der ki: “Gönüllerden çıkmazlar ki, dillerden düşmezler ki,
yolundan geçmezler ki.”
6 Oymayı, yüzüne tutan bilir, kendini görür. Sen seni buldu isen, benden sorma; sen seni bildi isen, kendinden
geçme, sarhoş olma bitap düşme, ‘Acaba?’ deme, kuşkuya
düşme. Yol aradığın gümüşten değil, altın yolu aradın. Arayan
bulur. Yer midir kulun, yen midir? Ne yendendir, ne yerden, aldığı
gönüldendir, serdiği verendendir, sergilediği AŞK’ındandır. Benden
alacağı, ALLAH’ımdan SELAM’dır, iki çift kelamdır. Asmayı dikti, üzüme
baktı; verime söz edilmesin. Verimin eksiği ziyadesi, ne ondan ne
bekleyendendir, alacağın nasibindendir. Onun için üzüntü etmesin, düşmesin.
Gelen ile varan, elbet buluşur. Aradaki beden mi manidir? Gönüller AŞK
ile yanar, yolun sonuna fenerler koyar. Fener görünende, yolun sonudur
denilende; kelamınız, ‘ALLAH ALLAH ALLAH!’ diye son bulsun. Cümleniz, fener
ışığında kapıya varsın ki, ışığı ile kapısı açılsın. Açılan
kapıda gözümüz kamaşır. NURU ile her kulu NUR’lansın, her kuluna ALLAH’ım SAMANYOLU’nu
nasib etsin. Aydın günün varışı, Kaf dağına erişi, morluğu görüşüdür.
Mor rengin esrarını kul kendi yaratır. ALLAH AŞKI ile örnek tutulur. Mor,
yüce dağların ulaşılmaz gibi görülenidir. Ulaşılır adım-adım. Sen
dile, o seni bulur. Nasıl ki GARİB’i bulduk. Gönüllerle alınan, gönülle harcanır.
Her dileyen, dilediği mürşidi bulur; eğer gönül yolu uymuş
ise. Gönül yolun uydu ise gidersin, uymadı ise ararsın. Mürşide uymak, kuşkusuz
kalmaktır. Kuşkuyu aldın mı durma yürü. Kuşku etti isen, nasıl ders
alırsın? Yerini bırakan YUNUS’u unuttun mu? HACI BEKTAŞ VELİ’den TABDUK’a
gidişini unuttun mu? Daha önce BEKTAŞ VELİ çağırdı, YUNUS
kuşkulu oldu. TABDUK’un çağrısına, kuşkusuz uydu. Gönülde pas
yok. Altın olan gönül paslanmaz, paklığı kula duman vermez. Yerine oturan
kul, rüzgardan korkmaz. HAZRETİ ALİ der ki: “GÜLÜMÜZ’ün Gülleri’dir demedim
mi? Aldığınız kuvvet o'nunladır, çözdüğünüz hikmet o'nunladır.”
7
Yola adım-adım varılır, yürüdükçe çözülür. Sabır neden gereklidir?
Sabır olmayacaksa, kula sabır tavsiye edilmez mi? Kul su ile
katılır, hamur yapılır, elle yoğurulur, fırına
verilir, sonra yenilir.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH