22 Ekim 1971 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Olsun kulu da bulsun, kul O'na uysun, gönülde duysun. AMİN. Cümleniz cümlemizden hoşnut olsun. Kırana; kırdığından af dilesin, yumuşak yola girsin. Kulun yoluna, gönül kırığı yayılmasın. Soluğumuz ‘ALLAH.’ diye alınıp verilsin.

2 Yemini yoluna koyma, ALLAH’ımın BİLDİĞİ’ne kulu şahit etme, ALLAH’ımın şahide ihtiyacı yoktur. Yudumu vermek, vazifemiz; yudumda çöp var ise, temizlemek de vazifemiz. AŞK’ımızın, almaktan çok vermeye meyyal olduğu bilinir. Görgüyü değil, yargıyı düşünelim. Yolumuzu, ‘Yargılanacağız.’ diye yürürsek, hatalardan kaçınırız. Hata işleyeni sen suçlama, ALLAH’ım görür. ALLAH’ımın gördüğüne söz etmek, O’na ortak koşmaktır. Daha önce dedim; günümüzde KUR’AN’dan verdim. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.

3 Ne camın duruşu, ne perdenin inişi, gönül kaygusunu örtmez. Aşamadığın duvarı ‘Delip geçeyim.’ deme, duvarın etrafında tur at, elbet kapısını bulursun. Duvarın arkasında ne var bilemezsin, onun için kapısını ara. Gül bahçesi diye girersin, dikenle karşılaşırsın. Onun için, gül bahçesine girmek istersen ararsın, gülleri görünce kapısından girersin. Kulun götüreceği yol belli olmaz, onun için açıklığı kendinize mal ediniz. Duvarın ötesine neden atlarsın? Elbet içeri girmek için, amma gizliliktir. YUNUS’um der ki: “GÜL’ünü kokusundan bulursun, kokunun geldiği yere şüphesiz yürürsün. Yürüdük vardık, TABDUK’u bulduk, ‘Gönlümüz.’ dedik, önüne serdik. ‘Bileyim.’ dedi külünü deşti. YUNUS gidip geldi, dağları aştı, gönülcüğü küllenmedi. Olmuşu bulduğu gün, doğuşuna saydı. ‘Soluğumuz, ALLAH’ımın ADI’nı alsın-versin.’ dedik, ‘Kuluna söz düşürsün.’ demedik. Olmuşu bulduğum, ALLAH’ımın LÜTFU. ALLAH’ımın LÜTFU’na erenlerdensiniz, MEVLÂNA HAZRETLERİ’nden alandansınız. Ne mutlu sizlere, ne mutlu bizlere. Gelişimi kutlamaya ne hacet? Her gününüzde buradayım. Sohbetime yol aldım, defterimizi dürelim, ‘ALLAH’ım.’ dedim, geldim. Günün değerine, kulunun eğerine baktım geldim. Demeyi bilemedim sanmayın, günümde dünya yükünü eğer saydım. Düşündüm, ağacın önünde durdum; ALLAH’ım yaprak dökümü emreylediği an, bir yaprak kalmaz. Ağaç kuruduğu an, yaprak onu terk etmez, ağaçla beraber kurur. AŞK’ın, öylesi makbuldür. Manayı vereyim. Vefayı bildirdim, varıp bulmuş olanın, vefası geçici olmaz. Ağacımızdan kurduk. Hatayı yapmamaya sizler çalışınız. Bizlerle beraber kuruyun, sizler de. Ağaç yaprağını vermez, ne var ki yaprak kopmasın. Sözüm sert gelir, kıtık yastık gibi. Taş atmam ki. Kopmadık yaprak oldum, ekmedik toprak oldum. ‘Toprağı ekmedi isen, ne tuttun.’ deme. Lalesine-sümbülüne vuruldum. Ben onlara karıldım, demet ettim sarıldım. Denmesin, yoruldum, gide-gele yoruldum. YUNUS’umun nefesi, bedenidir kafesi demeden, sıram geçti söz bitti.” dedi çekildi, sizleri selamladı.

4 Her gelen söz etsin diler. Ne var ki İZİN ALLAH’ımdan. HAZRETİ OMAR der ki: “ALLAH’ım öyle YÜCE ki, kulunun her duasına bakar. Ne var ki ‘Alsın gitsin, ne hali varsa görsün.’ demez, kuluna hayır olanı verir.” Suyun aktığı yerden, kulun gönlü bulanmaz. Meyveyi almadan, ağacı görmeden tadını bilir misin?  Meyveyi sunduk, dalımızı eğdik, kuluna ikram ettik, ALLAH’ım cümleden RAZI olsun.

5 Küçük nehirde gemiye ne hacet? Nehir yer vermez, çünkü gemi sığmaz. Gemi sığmaz diye, gidişe yol yok mu? Sala binilir, hiçbiri olmazsa kütüğe tutunulur. Yolun gidişine dedim, ALLAH’ıma varışını. Kimi kul büyük nehirdedir, gemiyle gider; kimi küçük nehirdedir, sal ile gider; kimi de, kendi gücü ile varır. Varış, birdir. Neden erilmesin? Evet onun için dedim, yalnızlığa yer yok, gelen gelsin nasibini alsın. Bizim dileğimiz cümlesi; amma matlup olan, cümlenin dileğinin bizimle olması. Kul gönlünden geçirsin yeter, ışığımız önünde biter.

6 Saffetini koruyan, gönülcüğüne altın kaplayandır. ‘Aldandım.’ diyen yanılmasın, ‘Aldattım.’ diyen sevinmesin. Kulun aldanması kolay, gönlünü bilmem. Ne var ki, ALLAH’ım hak yiyene, sevap yazmaz; kazanç ile kayıp, orada belli olur. Sahili bulan, engine bakar, ‘Gideceğim.’ der.

7 Namaz sorulur, ‘Vakti?’ denir. Namazı vakitte kılarsan, sevabı büyük olur. Açayım. ‘Kılarım.’ dediğinde, sözü uzatmış olursun. O saate kalacağını ne bilirsin? Bağırarak kıldığın namaz, sergiye konan satılık mal gibidir. Defterin dolması değil, gönüllerde kalmasıdır önemli.

8 Niyete verelim, baklavayı alalım, hatunlara yük olmayalım. Sizler aş yediniz, bizler meşk ettik. Ne lokmanızı saydık, ne ‘Yersizdir.’ dedik. Anında görülür, gidip gelinir. Dumanın yolunu açalım, ne var ki, dünya konusu, kulun kanısı olmasın.

9 Anılan zatın verdiği, yavrusuna yandığıdır. (TELLİ BABA mı?) Evet. Telli-pullu kızını kaybından, yumuşak yol buldu. Sabrı ile ALLAH’ımın lütfuna erdi. Onu teselli eden; gelinlik kızlara, yardımcı olmasında bulması. Daha önce dedim, her kulun dünyadaki emeli ne ise, varıştaki ameli odur. Günde de ‘TELLİ BABA.’ denir, anılır. Olmasını dileyen, ALLAH’ımın ADINA gider. Özleyiş, görmeyen sesini almayanadır. Biz görürüz, özleyen siz olunuz, üçleyiniz ki bulunuz. Özleyen arar, kumunu eler, dileyenlere sunar.

10 Kuru yaprak olmadık. Yumağımız, yumuşak yol ile sarılır. Ağaca dal olmuşsan, yaprağını susuz koyma. Yolumuz yük mü gelir? Yumuşak yoldan bulur. Havaya attığın taş, döner geri gelir. Taşı ağaca attın ise, yersiz. Meyve ermemişse, taş ile indirmek. Ham meyve, dert vermektir, ağaca da güç gelir. Kula had bildirmeye değil, yol vermeye geliriz. Bilginizi, ermeden dermeyin demektir. Cümleye. Konuyu güne bağladık, YM dedik. Gönlün bağırır ya. Karlı dağ yüce olur. Kumun olduğu yerde yol güç gelmez. GÜLÜMÜZ çağıranda, “Ümmetim.” deyip bağıranda; yönümüz o'na olsun, gecemiz güne dönsün, salih olan sevinsin. Salih; ALLAH’ımın YOLU’nu şüphesiz yürüyen, AŞK ile yolu birleştirenler. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

matlup: istenilen, aranılan, talep edilen şey.