27 Ekim 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hazır olanlar, sohbeti bilenler, günün güzelliğine gönül açanlar. ‘EYVALLAH.’ dedik, cümleye duacı olduk. Sahip olduğumuz AŞK’ımızı, semaya serdik. Yumuşak yol bilenle, ‘O'na varalım.’ diyenle; AŞK’ımızı sergiledik. Olmuşsa gönül yapım, kapısını O'na açmaya bakın. Yelden gelmedik, selden almadık, günümüzün değerine gölge vurmadık. Dağ mı yücedir, deniz mi nicedir? Ölçüye vurulmayan kainatta, buncadır. Oluşun değeri O'ndan, AŞK’ın değeri kulda.

2 Hürmette kusur etmedikçe, gönlünün ölçüsü yerinde yol bulur. Kusurun görülmesi, kulun kendi hatasıdır. Kulun değerini kusurdan değil meziyetten verin. O zaman, sevgiyi kainata dağıtmış olursunuz. Kusur bedende kalır. Gönül, NUR’dandır. Bedenin hatasını, gönül ile ölçmeyin. ‘Sevmez.’ diyeni seviniz ki, sevmesini öğrensin. Kulu ayırmak, sevileni kayırmak; kulun bedeninin değil, gönlüne düşen gölgenin hatasıdır. Gönüle gölge nasıl düşer? Sözünü arı dili misali kullanan, gönülleri kıran, kulda hata arayanların gönüllerine gölge düşer. Mevsim yüzünü güldürse, mevsimden mi sevinmiş olursun, VEREN’in VERGİSİ’nden mi? Solmayan çiçek olmaz, kul dünyada yıldız diye kalmaz. Dönüşe uymak, gönüllerde cenneti bulmak nasibiniz olsun. Cennet kulun gönlündedir. YUNUS’um der ki: “Suyun akışından büyüklüğü bellidir, her gelin kız gidişte tellidir. Yağmur sükunetini kaybetti mi seldir. Ne sel olalım yakıp yıkalım, ne yel olalım geçip gidelim; seven kul olalım, sevilip göçelim.” YUNUS’umun sevgisi, cümle kulun gönlünde; cümlenin gönlü, YUNUS’umda. Gayretin önemi; zirveye bakmak, zirveden etrafı temaşa etmek. Güzellik orada mı, oradan bakışta mı? Güzelliğin içinde iken güzelliği bilmezsin, sırrına ermezsin. Tepeye varanda, etrafına bakanda; ‘Güzellik.’ dersin, şaşarsın.

MEVLÂNA’yım!

3 Solumuz NİYAZİ, sağımız YUNUS; suyun akışına yol verenler, yolu her iki kul için açanlar. Cümlesi geldiler, ‘Selam.’ dediler, gecenin güzelliğine çiçek verdiler, YUVA’ya serdiler, suyun aktığı yerde suya daldılar, her suyu birbirine bağladılar.

4 ESMA’yı ele alan, ‘ALLAH’ım ADIN’ diyenin duasına, cümlemiz duacı olduk. Güçlük; çıkmada değil, çıkmaya karar vermektedir. Adımını attın mı geriye dönemezsin, güzelliğinden kaçamazsın. LOKMAN HEKİM; yerden almaya, elden vermeye, kuşku silmeye, ‘Neymiş?’ demeye. Meyden almamış, suyun akışından sırrın sormamış. HAZRETİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM EFENDİMİZ’den çok evvel gelmiş, çiçeklerin dilini gönül ile aramış; gönülden aldığını ‘Kainat.’ demiş yaymış, kuş diline dahi düşürmüş. ‘Mikrop.’ dersiniz, kuştan bilirsiniz; ya kuştan gelen şifaya ne dersiniz? Dönüşünde getirdiği, meydan kuluna savurduğu, çok belayı devirdiği bilinir mi? ‘Nedir?’ diye sorulmasın, ne var ki kuşun da süs diye yaratılmadığı bilinsin. Yolumuz, AŞK yoludur. AŞK’a, sohbet ile dalınır. Güğüm dünyaya, gönül YAR’a. YAR; yumuşak yol alana, O'nu gönülden anana dönüktür.

5 Sebebini bilmediğin olayın sorgusuna düşme, üstü örtülü olanın altını deşme, dünyanın sırrına değil, kainatın sırrına bak. Yıldızların her birinde kainatın sırrı gizlidir. Dünyanın serinden, düşündüğün güne kadar, ALLAH’ımın İZNİ ile, birer-birer yıldızlar sırlarını dökerler. Oraya, yıldızlara varanda olsa, her kul EVLİYA olur, günün güzelliği o anda tecelli eder. Gülün açılışı gibi, yolun özelliğine, her yaratılanın geçişe doğru güzelliği görülür. Girilen, AŞK bahçesidir; gönülle girilir, sohbet ile erilir, yol ile yürünür.

6 Sohbetimiz MERKEZ’i de getirdi. Ol yolunu gözleyen, gönül ile söyleyen, gelişini bekleyen. Bak gör, umduğunu bulacaksın. Yolun VELİ’si. Yel mi getirmiş, sel mi götürmüş? AŞK düşürmüş. Yolun sonu bulunmaz varılmayınca, sözün sonu gelmez derilmeyince. Dürelim, bohça yapalım, gelen güne açalım, cümlenize EYVALLAH diyelim.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH