2 Kasım 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hoş gördüm. Geldik diyenlere, gördük bilenlere, selam olsun. Gelenden-gelmeyenden,
selamını gönderenden ALLAH’ım RAZI olsun. Getiren-götüren, yolunu niyaz ile
açsın. Gönüllerin mekanı zamanı olmaz, selamın vakti geçmez.
2 Almayı bilen ile, vermeye uyanın, YM yumağının yardımcısıyız. ALLAH’ım
cümlenizden RAZI olsun. Sevilen beğenilen, ALLAH’ımın YAPISI olsun. Kulun yapısı
size ışık vermiş ise, ALLAH’ım ihya etsin. AMİN. Olanın sorusu,
geçenin kapağı olsun. Yumağın düğümü bizden sorulur. GARİB’in
korunması bize verilir. Gönüllerde soru olan, şüphe ile ‘Acaba?’ denilende
yanılma görülür. MEVLÂNA’ya sorulur, ‘Hayır mıdır?’ denir. ‘Hayır.’ denende
uyulur, ‘Olmasın.’ denende neden tereddüte düşülür? İmtihan kapısı
bazen öyle kapanır, ‘Bir daha gelsin.’ denir. Kul verileni, niyete uymasa da
öyle kabul etmeli. ‘Yerinde vermeyişi tuhaf.’ diyene de ki; -n’ye derim- ona
de ki, ‘Ne yer benim, ne mekan, ne söz benim, ne izin. EMİR sadece ALLAH’ımın.’
ŞEMS neden gizli terk etti Konya’yı, kimden korktu? MEVLÂNA, GARİB’i
korumaktan aciz kalmaz. Ne var ki, GARİB’in yoluna katılanlar da, emanet. Onların
selameti emredildi. Orada-burada değil, MEVLÂNA her yerde. De ona, ‘Gönül
kırıldı.’ denmesin. Meyhane içinde olanın, dışına taşmadığı bilinir,
ayılanda unutulur. Olan, ALLAH’ımın İZNİ ile oldu. Kulun kırılması, nasipten
idi. Ne var ki, kıran ç olmasaydı. ‘Neden?’ derseniz, emire karşı gelindiği
için. Daha önce dedim, her olay ALLAH’ımın EMRİ iledir. Günün olayı günde
kaldı, sanılmasın kulun gönlü bölündü. Sohbetimiz tükenmez, cemaatimiz
dağılmaz, yapraksız ağaç kalmaz. Gemiyi deryaya salan kaptan, gemiden
kulu indirmez.
3 Sevmeyi bildim, sevmeyenle de; AŞK’ına
düştüm, uymayanla da; yolumu buldum, görmeyenle de; cemaate verdim,
duymayanla da. Kul dilediğini duyup, dilemediğini duymazsa; cemiyetin
verdiğini alamaz. ‘Kul oldum.’ der, cemaate karışırsa, kayıtsız
şartsız uymaya amade olmalı. Mümin olanın en birinci yolu, hürmette kusur
etmemektir. Hürmetten maksat, düğme iliklemek değil; verilenin HAK
SÖZÜ olduğunu bilip, yudum-yudum içmek, şükrünü etmek, yere diz
koymak, benliğinden sıyrılıp ÖZ’ünü bulmak. ‘Ben.’ diyen, bedene paye
veren, dünyayı satın almaya çalışana benzer. Beden senin mi? Sultan olsa
taht da varsa, taht onun mu? Nasibi kadar kalır. Dünya ne sultanlar devirir, kulunu
eninde sonunda kendine çevirir. Sultan, eğer gönül sultanı ise; dünya
etrafında yıldız misali döner, kulunun gecesini süsler. Sözüm açık. Kulun gecesine
karanlığı. Evet gaflet. Defter olmasa duvara yazarız, duvar olmasa gönüle
yazarız.
4
Geçtik GÜL’ün önünden, seçtik çamın ömründen; durduk suyun önünde,
içtik
avuç içinde. Bağın verdiğini gülden almadım, gülün verdiğini balda
bulmadım. Göğün yüceliğini yerde görmedim, yerin cömertliğini deryada
bulmadım. ‘Neyi nerede aradın?’ dersen; hepsi yerinde, güzel gönül
derinde, GÜZEL VEREN SERİ’nde. GÜZEL VERENİN
SERİ nedir? Kâinatı veren kim? ALLAH’ım. SERİ nerede? Kâinatta.
KENDİ’ni
kâinat ile bildirmez mi? ‘FAHR-İ ALEM’ dedik, güllerin en güzelini
sevdik,
çünkü o’nda kâinatın sözcülüğünü bulduk. FAHR-İ ALEM ne demektir?
Alemin
gönül sözcüsü. Gönül sözcüsü ne demektir? Kulun gönlünü, yolunu
ALLAH’ıma
bağlamak. Bu vazife de yalnız FAHR-İ ALEM EFENDİMİZ’e
verilmiştir. Her PEYGAMBER bir yolu gösterir; FAHR-İ ALEM
EFENDİMİZ, bütün yolları bağlar. Bütün yollar, aynı deryayı bulur.
Her PEYGAMBER kendi ümmetini peşine alır, HAZRETİ MUHAMMED
ALEYHİSSELAM EFENDİMİZ’in huzurunda yerini alır. O'nun
“Ümmetim.” dediği odur. (EFENDİMİZ,
bütün insanlık alemi için mi ‘Ümmetim.’ diyor?) Elbet. Düşünseniz ya
o’ndan evvel gelenlerin günahı ne? Ve benim sözüm odur; kim olursa, ne olursa gelsin,
o’nu bulsun. Çünkü o, ne senin, ne benim, FAHR-İ ALEM’in. Her kul, gönlü
ile bulur. Ne yazık bulduğunu kaybedenlere, verilen NUR’u harcayanlara, ALLAH’ımdan
öksüz kalanlara.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH