5 Kasım 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hayretten değil, hasretten gördük, hep BİR olduk. Zahmeti bilmeden,
dinlenmenin tadı alınmaz. Goncayı severiz, açmayı dileriz; açan çiçeği el
ile okşarsak, ibadete sayarız.
2 Yumuşak sohbet, yumuşak olmayan kulu da yumuşatır. Yolda
gösterildiği gibi. Güzeli söylemek, çirkine küfretmek değildir. Madem
ki ‘Çirkin yoktur.’ deriz. Güzeli biliyorsak, bilmez sandığımıza bilmediği
için. Dediğimizi söylemek, gönlümü kırmaktır. ‘Güzel gördük, hepimiz
hoş olduk.’ derseniz; bilmeyende de güzeli hatırlatmış olursunuz. Gücünün
ermediğine, ‘Göçmen.’ der uçurmaya çalışır. ‘MEVLÂNA bizden, bizden
olmayana söz vermiş.’ der, gönlünü bozar. GARİB için de durum
aynıdır. Olmasını diledik, ‘Düzgün gelsin.’ dedik, olaydan olayı ayırdık. Çizmeyi
dağda, yemeniyi bağda giy. GARİB’e çizme giydirdik, ‘Dikenden
korunsun.’ dedik. Düzde yemeni giysen, zarar vermez. Unutulmasın, ben her an
yanınızdayım.
3 ‘Güçlüyüm.’ diyen, zayıfı koruyandır. Zayıfa
kuvvetini gösterip, ‘Güçlüyüm.’ dersen; gücünden kendin şüpheye
düşmüş olursun. Vazife her kula verilir. Ne var ki, her kul
vazifeli değildir. ‘Neden?’ dendi. Çünkü kul, vazifeyi kendine mal etmez. Kendine
mal edilmeyen, sana ait olmaz. Ben ne kadar ‘Senindir.’ desem de. Gittiğim
yolda durmadım, merkebe semer vurmadım, AŞK’ıma dizgin koymadım. Dağ yolunda
çizme giydim, bağ yolunda seher sordum, geceyi-gündüzü ayırmadım. Gününü, ne
sen kayırdın ne ben. Günün, ne seni ayırdı ne beni. Sabahı bulan, geceyi
unutur. Sohbetin verdiği, gönüle yazılır elbet. Çağrıyı gönülden
alana, selam ver, gelir. Gelen sohbete durur, her kulun niyazını alır. ALLAH’ım
cümlenizden RAZI olsun. Çaydan gelen, çayını görendir. Deryadan alan, NURU’na
varandır. Balık deryada, deryadan habersiz.
4 Halktan almaya muktedir olmayan, HAK’tan alır. Hakkını korumaya kanun
yetersiz ise, HAKK’ın ADALETİ tecelli eder. HAKK’ın ADALETİ, haklı
olanda tecelli eder. Terazisi, kainatın kuruluşundan bugüne
şaşmamış, haktan ötesini aşmamış, O’na sarılan kul
düşmemiş.
5 Ne kuş yuvayı şaşırır, ne kuzu kovayı. Yazıyı YAZAN’la,
düzeni bozan bir midir? Yazıyı, düzeni bulmak için yazan, bozulan düzenin
tozunu almaya çalışandır. Eğer düzen bozulmaya dönmüşse,
düzeltmeye kul gücü yetmez. Duvar yıkılmaya yüz tutmuşsa, ‘Tamir edelim,
yama vuralım.’ demeyin. Temelden çıkın, yeniden yapın. Yazımız günde geçilir,
gelen gün hayıra seçilir. Tencere kaynıyorsa, aşın pişti demektir. Pişen
aşı tahta kaşık ile al ki, düzeni bozulmasın. Gam denen, kulun
niyetine uymayandır. ‘Nalını nerde giyeyim?’ dersen, benden sorarsan, ‘Eh’
derim, dilersen odanda giy. ‘Verileni aç.’ diyen, ağacın altında ağzına
meyva bekleyendir. Almayı bilmek, bileni sormak, verileni çözmek; yoluna
hizmettir. YUNUS’um der ki: “Sevmeyi bilen, görmeye çalışandır; örmeyi
deneyen, ölmeye hazır olandır. Ölüm dedim, sizin sözünüzü kullandım. Göçümüz güç gelmesin, bekleyen mahzun
olmasın. Her kulun ULU’su. Yağın olduğu yere balı koyma, kilimin
olduğu yere halı yayma. Neden dersen; yağ ile bal yenmez, kilim var
ise halı gerekmez. Azdan geçme, çoktan kaçma. ALLAH’ım nasib olanı verir. Kul
dilediğini değil, nasibi kadar alır. Açıkta olanı düşünen kul, yorgan
altında üşür, eğer kul ise? Yemini yiyen kuş, görür güzel
düş. Yemi fazla gitmiş ise, tazı ona der koş. Ne az ye, ne çok. Arada
alandan, zarar yok. Suyun yerini aradım, bulamadım. Sorana, ‘Gafil olma.’
dedim, ben de gaflete düştüm; suyun akışını, gidişte aradım.”
OSMAN der ki: “Yerinde gelenin, serine ay tutulmaz; ‘ALLAH’ım.’ diyen kulun,
aşına tuz katılmaz. Ayyaş olana, şeker verilmez.” ‘Şeyhim.’
dediysen, itirazı etmen hata. ‘DEDE’m.’ dersin ya. At kendini kumlara, kumun
tanesini say. Varışa barış gerek, barışa yarış gerek. ‘Kum
tanesi sayılır mı?’ dersen; elbet sayılır, sabır hanesine konur. MEVLÂNA,
çözümü olmayanı vermez. Yerinden kim gelir? Varmayı bilen. Varmayı bilenin yüzüne,
ayna tutsan görmez. Çünkü o, aynadan parlak. ‘ALLAH’ım.’ diyenin, aşı
başına denktir. Tuzunu verenin, YÜCE olduğu bilinir, sana ne hacet?
Ayyaşa şeker verilmez, neden? Tatlı ile dolduğundan. ALLAH’ıma
emanet olasınız. Ayyaş olmazsa, şarabı bilmez. Şarabı bilen,
bağdan dönmez. Bağda olan, YAR’dan geçmez. Bağın ne olduğu
bilinir.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH