10 Kasım 1971

MEVLÂNA’yım!

1 YUVA’ya gelişimiz, gönülle olur. Ferahla gelir, darlık bilmeyiz, bilmece çözmeyiz. Olanı görürüz, olduğu gibi söyleriz; aynayı tutarız, kul yüzüne bakarız; dumana yol verene, ışık veririz.

2 Ver dumanın yolunu, bil kulunun halini.

3 Sebepsiz olmaz, hayır olmayan gelmez. Meraka yer verme, yaprak boşa düşmez. Meyve ermişse, tadını almışsa; yemesi hoş gelir, deme ‘Ömür boş yürür.’ ALLAH’ım, boş yürüyen ömür vermez. Mevsimsiz kuş ötmez, bekleyiş boşa gitmez. Kuş uçmak için kanat çırpar, balık yüzmek için suyu süzer, kul bulmak için AŞK’a düşer.

4 AŞK’a düştüm, SANA vardım; SEN’den aldım, kula verdim.

5 Verdiğim sözdür, geldiğim ÖZ’dür.

6 Yumuşak yolun, sorucusu çok olur; sormak için, çok kapı vurur. Miyarını diyemem, ölçüsünü veremem. Kul sözü olur, dedikodu denir. Geçelim orayı, gezelim burayı. Gönülleri, gönül bahçelerini. Söze söz katılmasın, şaka ciddiye vurulmasın. Yolumuz saatli değil, sözümüz vakitli değil. Müşerref uyumuş. Uyansa ne dersin? Ben değil akımı uyutur. Anlayan bilir, ÇAKIR çözer. Müşerref te, yüksek akımı olan kuldur. Yok, demem.

7 Senin beni bildiğin, benim seni sevdiğim bilinmez mi? Uyumakla mı ölçümüzü veririz? Niyetinin oluşu, niyazının erişine bakar. Sebepsiz olmaz, kapalı kapı kalmaz. Meğer ki gönül kapını kapayasın. Kulun kapısı, ALLAH’ına açılır; dünya kapısı, ALLAH’ımdan açılır. Yaprak üzümü gizler, yol yürümekle biter, asma üzümü verir, dileğin, gelende olur.

8 Sedef, yapmayla değil kakmayla olur. Sedefin değeri öyle ölçülür. Duası gibi olan, muradına tez erene diyeceğim şudur. Ayrı diye düşünme, gönülü kafeste deme. Ayrı olsa da, dilden dese de; gönülden çıkmaz. Yuvadan zarar gelmez. Gülünün yaprağına, bahçenin toprağına; yumuşak kul gelir, sanma ki zarar verir. ‘Gurbet.’ deme, üzüntü etme. ALLAH’ımın EMANETİ’ne, uzak-yakın yok. ALLAH’ıma emanet et.

9 Haktan ayrılma. Dediğin gibi yoluma açılır, ne var ki günde haktan kaçılır. Dilediğin an yanındayım, savaşındayım. Beraber oluruz, hak olanı koparırız.

10 OMAR der ki: “Hak, kulun elinde ise; yerden bulur alır, gine de ona sahip olur.”

11 MEYDAN’da kullara, kullarla yollara düştük. Dertli kulu ‘Dertsiz.’ dedik. Elbet dertsiz. Gelenin, çaresi de var, şifası da; ALLAH’ımdan dilendikte.

12 Üzüm dalda, arı balda, söz dilde, gönül yolda oldukça; dünya güzeldir. YUYAN’ı yerinde, ULU’nun elinde, MEVLÂNA’nın yanında. Yumak sardı el ile, yol yürüdü yel ile, yağmur geçti sel ile, arı aldı bal ile, bağa girdi şarap ile. Sunduğum ULU, ALLAH’ımın sevgili kulu. Geldiği yolu, yolunda kulu, elinde eli. Meraka düştünüz, ‘Kim ola?’ dediniz. Gönlünü yokla. Adını sordunuz; YUNUS EMRE, bildiniz. Yemeğe yol açık, eğer ki İZİN varsa; görmeğe gözün açık, eğer ki İZİN varsa. Ağız aş için, gönül AŞK içindir. Nasibin varsa; aşı da yersin, AŞK’a da düşersin. Güzellik ordadır. Binanın yeri belli. Taşını da yerine koyarsan, başını yuvaya sokarsın. Sözümüz, gönül yapısına; yolumuz, ahiret kapısına. Dileğimiz dünya ise, niyazımız ALLAH’ıma. Muradını bilesin, ‘Çok oldu, vermez ALLAH’ım.’ demeyesin. ALLAH’ım dilekten bıkmaz, onu anan kulundan geçmez. Yolu denizi aşar, adaya ulaşır. Hayır olacak. Yakın ada. 

13 ALLAH’ımdan dilenir. Mayanın hamuru, YUNUS ile yoğrulu. Yanına gelende, adını ananda; yardımını alırsın. Uyusa da, uyumasa da deriz. Diledi ULU’sunu söyleriz, MERYEM’i bildiririz. ‘Damarımdaki kanla ayrı.’ deme. ALLAH’ımın VARLIĞI’nı; gönülle ölçün, görüntü ile değil. ALLAH’ımın SEVGİSİ’ne; yalnız sen-ben değil, cümle ademoğlu sahiptir.

14 Hocanın yolu ALLAH’ımın YOLU değildir. Dedim, çamuru dahi sev, çünkü sebeple verilmiş. Kula selamını esirgeme, ‘Kimdir bu?’ deme. Kim olursa olsun, yeter ki ALLAH’ımdan gelsin.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH