|
13 Kasım 1971 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yediğiniz sizin olsun, dediğimiz bizden gelsin. Cümlenize selam.
Yerimiz, gönlünüz; sorumuz, niyazınız. 3 Nerden gelsek, neyi desek; kulun dediğine uymaz. Gönüllerin yolunu, kainatın kulunu, ‘Uyan.’ dediği gecedir. Kulunu uyandıran, KUR’AN-I KERİM’e nokta konduğu gecedir. Güzellik; her kulun uyuşunda, gününü duyuşundadır. Her kulun gönlü, müstesna günlerde hamur misali yoğurulmaya yatkındır, duası da kabul olunur. Dünya yükünden sıyrılıp kendini duyanlara, gidene duacı olanlara; açık yol görünür. Onun için ‘Öyle günde gidene ne mutlu’ denir. Ne var ki kulun mübarek olması, güne bağlı değildir. Solan yaprak, günü gelende dökülür. Ağaçtan kasıt değildir. Ağaç, her yaprağına aynı ölçüde verir. Yaprağın günü gelende döküldüğü görülür. 4 YUYAN’ın elinden alan, yemeniyi ayağa geçiren; dağa değil bağa gider. Dağa varmak için ayağa çizme çeker. Yemeni yetersiz ise, neden giyersin? Yoncayı yerde, çamı yukarda görürsün. Açalım. Bağ, YÜCE’nin MEYDANI; dağ, varanın gideni. Dağa gidenin, güce ihtiyacı olur. Yumağı YÜCE’ye bağlayan; ‘Bağdan geçtim, dağına düştüm.’ diyendir. Bağ, mürşit ile bulunur; dağ, kulun kendi ameli neticesi emelini bulur. 5 Sonun yeri yok. ‘Son.’ dendiğinde, hataya düşüldüğü görülür. Dünyayı yerinden alan mı var? Kainata çivi koyan mı var? Değişen, kulun dünya gafletidir. Dünyada çok mal isteyen, ‘Çok oyuncağım olsun.’ diyen çocuğa benzer. Kement yapsan, mülkünü yanına alsan; gelişte gerekmez. Cepte olsa seninle de gelse, burada yayıntı diye atılır. 6 Aştığın geçitten ardına bakma. ‘Gelen kim?’ deme. Yerimin geldiği, sebebin sorulduğu düzende, sözümüz yetersiz denmesin. Verilen, kuluna mal edilmesin. ‘GARİB’ten gelir.’ diyene derim. Saman yetersiz gibi gelse de, suyun altına düşmez. Suyun altına giden nedir? Ağır olan. Ağır olan, dibe çökendir, olduğu yerde kalandır. Saman kendini suya bırakır. Verilen yakıştırılmayan, saman misali uydurana derim. Değersiz bulunur, kendi görgüsü ile ölçü vurulur. Öyle diyen, altın da olsa dibe çökendir, olduğu yerde kalandır. Saman, yukarıdan bakandır; ağır olan, aşağıdan bakandır. Gaflet. Kulun elinden gelen ne kadardır? Elinle alırsın, öteye koyarsın, yine dibe çöker. ALLAH’ımdan dileyin; karlar erisin, sular hızlansın, ağırlıkları sürüklesin. Dileğine çerçeve vermen yersiz. Yalın dilinle niyaz et. Suyun aktığı yerde, yol açılır. Üzüntün yersiz. Gönülsüz olan yok, ne var ki güvendiği ağaç değil, kurumuş. Okuyan, sebepsiz olanın sualini etmez. Masal okursan, ‘Nedendir?’ diye sual eder misin? ‘Günün uygununa gideriz.’ derler, gidişte esasa uymazlar. Yapraktan söz ederler, yaptıranı bilmezler. Olmadan oldurmaz, kul yolunu bulduramaz. Sohbetin yerini yemeniye bağlayalım, gelenin müjdesini verelim. Olan, yazılandır. Yazılan, hayırdır. Aydın günü, gelenden beri bilmiş; her güne, sebep sormadan uymuş, gününü gücünce değerlendirmiş. Geçeni, çalışarak; olanı, arayarak bulur. Oyunu yerinde kullanmış. Kendine dünya üzerinde verdiği mekan. Aldığı zaman, uyduğu görülür. Sahibi olanın yerini, zulüm ile değil, sohbet ile alır. Gününde uyduğu, huzuru bulduğu; bilmeyi değil, sevmeyi yerine koyduğu görülür. Sunduğum, suyun yerindendir. Verdiğim, gönüle derindendir. Olduğu gibi, gönülde bulduğu gibi. Her olayı, kendi gönül ölçüsüne göre değerlendirir; kullara ölçü vurarak değil. 7 Yaprak nerde olsa, ağacına bağlıdır. Yeterince verilen, dilenince gelene şifayab olan; ne yol ile dilerse, yerini bulur, bulanın ölçüsü ile sevilir. Saz ile sözü biliriz, ayırana uyarız. Gününüz hayıra bağlansın. Yemeniyi bağda giysen yeridir. Dağdan söz ettim, ‘Ulaşılmayacak gibi görmem.’ dedim. Ne var ki, AŞK’a düşersen, ‘Giderim.’ dersin. ALLAH’ıma sığınırsan, elbet çıkarsın. Çileyi, yolun başında değil, gidişte görürsün. ‘Yeter.’ dediğin an, geriye dönersin. Gayrete gönül bağladığın an, varışa uyarsın. Olay budur. Mor rengi verdim, ‘AŞK’ın hududu.’ dedim...
|