14 Kasım 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Günümüz güzelliğin yoludur, yolumuz suyun akışıdır. Sıkana uyarız,
bakana değil, sökenden kaçarız. Evet, ağacı. Olumun verdiğine
uyanın, yardımcısıyız; KADERİ YAZAN’ı bilenin, yoldaşıyız; sohbeti O'nun
ADINA dileyenin, haldaşıyız.
2 ‘Gök kime ne verir?’ dersiniz. Verimi olmayanın, kainatta yeri mi
olur? Ne yaratılan boş, ne verilen. Oymayı ele alan, aynayı yüze veren; kendinde
arasın, olayı tarasın. Tarağı vurduğun yerde, yumuşak zemin
görürsün. Tarlayı sürmeden, ekine başlamazsın; ekim serpmeden, verimini
beklemezsin; ekime verdiğin emeği, söküme vermezsin. Yemeni yerde,
dumanı gökte olsun. Gökte olan, sana gelmez. Güneşin verdiği, her
kulu sardığı malumunuzdur.
3 Yumurtayı ele alsan, ‘Yumuşak versin.’ dersin, yumuşak olan
yerde, kırılmasından korkmazsın. ‘Yumurta nedir?’ dendi. ‘Gönüldür.’ deyim,
yerine koyayım.
4 ‘Aya mı gidelim, dünyada mı kalalım.’ diyene de ki; ‘Nasip olan yerde
kalırsın. Cebini ne ile doldurursan, büyüklüğünü ona göre yaparsın.’
5 Gezmeyi düşünen, kendine pabuç alandır. Oğulun yerinir mi, gayesiz
gezinir mi, soluğu sorulur mu? Denmediği gibi olsun. ‘Ademoğlu.’
dedim. Kanda olanda, zan ile gidende, suyun akışına yüzünü dönende;
denecek ne kalır? ALLAH’ıma duacı olunur. Sohbete taş atandan soran; yolsuz
kalır, yolları çok gözetir. Gününün dönüşü olsun, AMİN. Duamız yerini
bulsun, AMİN. Unutulmaya gönül koysun. Yani öyle dönüş yapsın ki,
hatırlanması lüzumsuz kalsın; kendisi yolunu çevirsin, yuvasına unuttursun. Kulunun
ölçüsü ALLAH’ımda. Gitmekten maksat, yorumdan uzak kalmak.
6 Kalıp nedir? Beden. RUH nedir? NUR’dan. Güzel nedir? NURU’nu bilenden.
O'nun NURU’ndan olduğunu bilen, NURU’na leke düşünmemeye
çalışır. Aslında NUR leke almaz, NUR ile RUH arasına perde koyar. ‘RUH NUR’dan
dedin, arasına perde koydun.’ derseniz; RUH, varlıktır; varlığı, NURU ile
besler. Adımını büyük atan, gideceği yere çabuk varandır; dumana yer veren,
kendinde olanı görmeyendir. Yuvaya niye pencere yapılır. Işık gelsin diye
elbet. Pencere kapalı olunca, ne ışık, ne hava. Yuvada ne olur? Hem karanlık,
hem havasızlık. Kulun yaşantısı bozulur. RUH’un da beslenmesi ALLAH’ımın NURU’ndandır.
Gönül penceremizi açalım ki, beslenelim. OSMAN der ki: “NURU’ndan aldığımdan,
günüm bildiğimden; kalede gözüm olmaz, kimseye sözüm varmaz. OSMAN’ın kalesine,
yerinmek denmez; gönlüne olgunluk alandan, dünya mülkü sorulmaz. Kaleye bayrak
asanın, gözünde geniş yaylalar olur. Açık olanın, tefsire meyli olmaz. Dünya
malına göz koyan, kaleye bayrak dikendir. Kaleden bakarsan ne görürsün? Elbet ‘Hepsi
benim.’ dersin. Halbuki, senin olabilen sadece AŞK’ındır. Ona sahip
olamadı isen, kulluğundan yerinmen gerek. Yerinmekten maksat, ALLAH’ımın
verişini şikayet değil; kendi alamayışına hayıflanmak
gerek. Zembile koyduğun, alabildiğin kadardır.”
7 Fakirin zengine verdiği, onu güldürür; güldükçe, gaflete
düşürür. Eğer fakir ona verebildi ise; candan vermiştir, verdiğini
nasibinden kesmiştir. Ona güldüğün, NUR’una perde çektiğindir.
8 Ahiretin yolu; yolunu bilenle bulunur, dünyayı sevenle değil. Yolunu
bilmeyen çok yürür, ne var ki yolunu uzatır, karışık yoldan gider. Eğer
mürşit, ona manadan gelmiş ise; yudum-yudum verir, yanlış yoluna
gitmeden çevirir, çünkü olacağı bilir. Mürşit, yolu bilmeyenlere
öğretendir. Senin öğreneceğin var mı? ‘Var.’ dersen, sor. ‘Manadan
gelenin verişine uydum.’ dedin ya! Mürşide soracağın var mı? Öyle
ise aramaya hacet yok.
9 Sondan iyisini verenin kuluyum. Son nedir? Kıyamet günü. O gün ALLAH’ım
kulları ile kavuşur. ‘Nasıl?’ dersiniz. Bedenden sıyrılmış, mantıktan
ayrılmış, O'nun NURU ile yoğurulmuş kullarını yerine verir. ‘Beden
ayırır mı?’ dersiniz. ALLAH’ım elbet ayırmaz; ne var ki kul kafesten
kurtulamaz, tam benliğini bulamaz. Onun için, anda perde olur. Tam kavuşma,
kafesten uzak kalma iledir.
10 Olumun verdiğine uydun, hayıra kendini çevirdin; zulüm ile
değil, sabır ile imtihanını verdin; AŞKI ile doldun. Dolu gönül,
dünya tamahına yer bulmaz; çünkü gönülde, AŞK’tan yer kalmaz. Kalanın
seveniyiz, yolunu bileniyiz, duacı olanıyız. Yerini AŞK’tan besleyen,
oynadığı koluna, yoluna zarar vermez. Yemediği aşa kul kötü
demez, dumanını kulun yüzüne üfürmez.
11 Sepet örelim, dileyene verelim. Yediğin senin olsun,
sevdiğim benim. Oymayı yumuşak tahtada kullanın. Aşın önüne
çorba koymazsan, mideye sıkı yemek girer. Geçici olanın çaresi bulunur, göçücü
olanın nefesi tükenir. ‘Ne demek?’ derseniz; ayağını adım ile atarsan
yavaş gidersin, koşmaya çalışırsan düşebilirsin. Onun için
tutunacak yer ara ki, düşmeyesin. ‘Tutunacak yer neresidir?’ dersen,
imanın.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
(Resim verilir:
ABDÜLKADİR GEYLANİ HAZRETLERİ)
12 Yerden-gökten-sudan alan, gönül ile kainatı saran, ABDÜLKADİR GEYLANİ
HAZRETLERİ. Tarla kuşu, ekinin dişinde. Günün konusu, kuşun yapısına
uygun.
13 Yükünü yerde bulan, mülkünü torprağa bağlayan, gücünce
çalışıp ‘ALLAH’ım.’ diyen; yolda kalmaz. Nasibin olan senden gitmez, sebepsiz
kuş uçmaz, tarlayı seçmez.
14 Öğmek değil, sevmek gerek. Mürşit için dedim. Her sorana de
ki: ‘ALLAH’ım dediğin yerde, gücünden söz etme; olanın gücün lie
geldiğini sanma. ‘Hangi yolu seçeyim?’ deme. Seçtiğin yol senindir.
Geçtiğin yol rüyada olur, ne ileri ne geri götürür. ‘Hangisini seçeyim?’
diyene dedim. ALLAH’ıma havale edilenin, doğruyu buldurduğu görülür.
Güzellik, olana uyulandadır. ALLAH’a ısmarladık.