22 Kasım 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yolumuza düşenler, sohbet ile pişenler; cümlenize selam olsun, gönüller AŞK’la dolsun, her dileyen meclisimize gelsin, nasibini nasibi olduğu kadar alsın. Her gelenin nasibi aynı olmaz elbet.

2 Yediğiniz sizin olsun, dediğiniz bizden gelsin; içtiğiniz sizin olsun, tadını ALLAH’ım versin; meclisimiz ALLAH’ımın ADINA kurulsun.

3 Mübarek ayı geçtik, hak olan bayramı yaptık. Gelen güne duacıyız. Geçen günden, yol münasip.

4 Şüphemizi sildik, yerde toprağı gördük, ‘Dünyalık.’ dedik, toprakta yatandan künyeyi aldık. Aldığımız sadece ibrettir. Her künyeyi sıyıran, göçünü hazırlayandır. Güğüm dolu da olsa, boş ta kalsa; gidişe iltimas yoktur. Söyleyeni değil, olanı bilmek yeter. Meyveyi sordun mu, kabuğunu soydun mu, olmuşunu yedin mi, çekirdeğini dürdün mü, dünya olayını bohça misali sardın mı; senden huzurlu kul olmaz.

5 Her kul, haramı da helali de kendi yaratır. ALLAH’ım “HER OLAYIN AŞIRI OLANINDAN SAKININ.” der, verişine ölçü vurmaz. ‘İki yüz elli gram üzüm ye, gerisini yeme haramdır.’ demez. Amma sen, kendini ölçüye vurursan, ‘Benim ölçüm bu kadardır.’ dersen; ondan ötesi haramdır. Aşını yedin, ‘Şükür.’ dedin; baklava gördün, ‘Daha olsun.’ dedin; orası, haramdır. Midenin alışına uyacaksın, bünyenin alışına uyacaksın, nefsinin alışına uyacaksın. Uymadığın, haramdır.

6 ‘Gözlerimiz açıla, NURU ile saçıla, RAHMETİ’ni gördüre, CEMALİ’ne erdire.’ dedik, duacı olduk. SAHİB’ini bulduk, deryasına vardık, dünya halini dürdük, sevgimizi sergiye koyduk. Sohbetimiz yozmasın, esastan çıkılmasın, sevgimiz sergiye konmasın. Şahı gören, ayağa kalkandır. Fistanını düzelten, sözde saygıya varandır. Saygınız; bedende-sözde değil, gönülde olsun, sohbetin aslından çıkılmasın.

7 Gülen ile ağlayan aynı gayede gidendir. Üzüntü eden, ALLAH’ıma el açmaya vesile olduğu için, üzüntüsüne şükretmelidir. Üzüntüde olan, ALLAH’ına yakarandır. ALLAH’ım, yakaran kulunun yanında olur, üzüntüden kurtarmaz. ‘Beni’ diyen yanılır. ALLAH’ım dünyayı senden almış, KENDİ yanına varmış, ondan büyük RAHMET mi olur? Göç değil. Üzüntünün ardından gülüş. Onun sevincidir. Çünkü ‘ALLAH’ım beni gördü, muradımı verdi.’ dersin. Onun için sevinirsin. Korkuyu silelim, yolda kalmayacağımız bilelim. RAHMETİ’ne varacağımız zahmetine, katlanalım.

8 YUYAN’ın aldığı; RAHMETİ’ni dilediğidir, zahmetine şikayetsiz katlandığıdır. ‘GARİB’e yorgunluk.’ dediğiniz yanlıştır. RAHMETİ’ni diledi, zahmeti ona NUR gibi geldi. Almayı bilen her kula. Dünyadan geçtiniz mi, sohbete koştunuz mu; elbette nasibiniz olur. Dünyadan geçmek, yemeden-içmeden kesilmek değildir; dünyayı severek sohbeti bulmak, sevgi ile sözü birbirine katlamak, kulun dünya ölçüsünü ahirete bağlamaktır.

9 Kul zikir ile de varır. AŞK ile varmak, sonsuz sevmektir. Sevgiyi karıncaya bile yöneltmek. Arı, eğer iğneledi ise onu ezmek değil, kendi hatanı sezmek gerek. Sohbetten çıkılmadıkça, sözümüz sana verilir. Arının verişi, dünyaya yerini bildirişidir. Kolunu versen ona, yürür gider; ne var ki derdini sürür gider. YAHYA HAZRETLERİ der ki: “Derdime derman olanı arı sandım, arıya inandığıma yandım. ‘Arıya derman veren, ALLAH’ım.’ dedim, bildim.” Arıya veren kim, sana sardıran kim? Ne var ki, arıyı seçmesi kuluna hizmette görmesindendir. Asmada arı, gülde arı, çiçekte arı, ağaçta arı. Karınca yalnız yerden alır, kendi kilerini doldurur. Arı, daha önce verdim; cümleye çalışır, cümleden toplar, ALLAH’ımın verdiği her nimetten toplar. Demet ile topladık, YM diyelim. 

ALLAH’ıma emanet olasınz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH