|
26 Kasım 1971 MEVLÂNA’yım ben! 1 Aymayı bilenlerle, sohbeti alanlara, selam derim; sözü merdivene getiririm. Söyleyiş, alışa denktir. Meydanı aşanla, merdiven başına gelen; yolunu yürüyendir. Merdiven başına geldik, meydana nazar ettik; ne yolda taş kalmış, ne kula baş eğmiş. ‘ALLAH’ım.’ dedik, geldik merdiveni bulduk. Ne var ki, buluşu kendimiz bilelim, ‘Biz bulduk.’ demeyelim, buluşumuza sevinmeyelim. Verişim, yolunu görüşümdür. Aşık olan yanar, ‘Serinlesem.’ der. Serinletmek için dedim, gönüllere nur serptim. Alacağınız müjde budur. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. 2 Dendiği gibi olsa, yol söz ile dursa; ALLAH’ım kuluna dil vermezdi. Denir ki, ‘Sözünü sert diyenin, yolu yoktur.’ Sert olan; yolunda kırıla döküle yumuşar, kum misali yol alır. YAHYA HAZRETLERİ der ki: “Rüyayı gören de, yorumunu veren de, ALLAH’ımın kulu. Ne var ki, ikisinin bağlanır yolu, belli olur hali. Yeğdir; her kula nasip kale burcuna varmak, cümleyi oradan görmek. Ne var ki, merdiven çıkmaya layık olmak gerek. Dünyanın zehrini de aldık, şerbetini de içtik. Ne zehrinden kahrolduk, ne şerbetinden kalb olduk. Ne aldı isek, gönülden aldık. Zehri de şerbeti de, gelenlere bıraktık. Yol niye yürünür? Sona varayım diye. Dağ niye çıkılır? Etrafa nazar edelim diye. Denize niye girilir? Her kul ne niyet ile girerse, ameline göre alır. Kimi serinler, kimi şifasını alır, kimi paklanır, kimi haklanır. HAK nedir? ‘Haklanmış’ sözü, aslında ALLAH’ını kendinde bulmuş olanadır. Aslında ölüm yoktur. Kul vardır sözünü eder, ‘Kum çölde, su gölde.’ der, sudan geçer gider. Kul vardır çölü yol diye, gölü hal diye arar; halini, göle verir. Gölde suyunu arayan, çölde ağaç dikeyim diyen; zahmeti boşa harcayandır. Gümüş niye aranır? ‘Dünyayı alayım.’ desen, gümüş zaten dünyanın. Her kul ‘Dünya benim.’ dese, hakkıdır. Tek başına dağa var, ‘ALLAH’ım, dünyanın sahibiyim.’ de, kendini öyle görürsün. Dünya senin için yaratılmadı mı? Elbet senin. Her kulun, anda bulduğu nokta onundur. Fakir olan, dünyadan mülk almaya çalışandır. Hakir olan, her kuldan kendini üstün görendir. Dünya senin iken, ondan bir parça almak fakirlik; NUR ile yaratılmış iken, onu nefis ile harcamak hakirliktir. Gününde yarınını düşünmek, hasislik. Kuşak niye bağlanır, düğüm niye yapılır, düğme niye dikilir? Her olayın sırrı vardır. Dünya kula açık gibi gelse de; sadece görüntüsü açıktır, oluşu sırdır. Dünya kula sır, kul dünyaya sır. ‘Göğün altı-üstü.’ denir, kainat, meydan misali konuşulur. Ne var ki, kainatın ne tavanı ne tabanı vardır. Nasıl ki havada gördüğün kelebek uçar, dünya da öyledir. Kainatta döner-döner. Gezindiğinin ispatı açıktır. Yıllar evveli düşünün, hava değişimi olmadı mı? Daha yakın günler, çocukluğunuzda bildiğiniz günler. Lütuf ALLAH’ımdan, söz bizden. Kul gelenle gideni, gine kuldan bilir, olaya yorar. Olay, aslında dolaydır. 3 Cemile neden gerek? Cem edenden. ALLAH’ım elbet. Cem etmek, kulun elinde midir? Nagihandan lütfuna nazar kılan, danıştığından nasip alandır. Nagihan olan, kendini saklayandır; kendini saklayan, ALLAH’ıma açandır. Maya ile yoğrulan, ekşimeğe yüz tutandır. Mayayı geçirmeden ekmeği fırına ver ki, yerince olsun. Cümleye veririm, alanı görürüm. Varolan, görülendir. ‘Varolanı görmüyorum.’ dersen, ‘Gözünü aç.’ derim. ALLAH’ım, “KAİNATA KENDİMDEN, KENDİ NURUMDAN VERDİM.” der. Sen görmezsen; gözün görmediği için, gönül açılmadığı için derim. Ahireti niye ararsın? Dünyayı niye tararsın? Gönül gözü açmayı denersen, dünyayı da ahireti de bir yana koyarsın. YUNUS, ALLAH’ımın kulu değil mi? Her kul aynı fırında pişmez mi? Her kul aynı dünyaya düşmez mi? Somun aldım, yola durdum, ‘Dileyen var mı?’ dedim. Ne somun bitti, ne kul; her dileyene yetti. ‘Dileyen alsın.’ dedim gelenlere de sundum. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|