5 Aralık 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yumuşak yol dilendi, günü gelmeden çözüm istendi, on gün dolmadan
sohbet arandı. Sözümüz sohbetimiz kimseye kapanmaz, günü geçse de siteme varılmaz,
ayılmadan verilmez, verenin sorusu edilmez.
2 Kendini sözümüz ile avutana. ‘Yazısı değil.’ denmesin, hayali
bozulmasın. ‘MEVLÂNA yazdırmaz.’ dedim ona, ne var ki, ‘MEVLÂNA’nın himayesinde
yazılır.’ der, kendine öylece sohbet arar. Varsın öyle bilsin, muradı HAK YOLU’ndan
olsun, dileği HAK YOLU’ndandır. ALLAH’ım muradını versin
3 Ağacın yaprağını düşünün. Daha önce dedim, güneşe
kendini alıştıran yanmaz. Ağacın yaprağı, yazın en sıcak gününde
sararmaz. Halbuki yere dikilen ekin, sıcağa dayanamaz. Neden, ekin mi
kıymetsiz, yaprak mı kıymetli? Hepsi, kıymeti olduğu için yaratılır. Ne var
ki, toprağa varan kökün kuvveti, bedeni dik tutar. Ağacın
yaprağı ne kadar çok olursa, gölgesi o kadar büyük olur.
4 Daha önce konuşuldu, YUNUS ile MEVLÂNA ölçüldü. YUNUS’um selvi
miseli uzadı, MEVLÂNA çınar misali genişledi. MEVLÂNA’nın gölgesi büyük
oldu. Neden? YUNUS’tan üstün olduğundan mı? Asla! Ona dünya öyle takdir
edildi, çünkü eğitimci geldi dünyaya. Eğitti, öğüttü,
yoğurdu, pişirdi, fırına verdi, aldığını cümleye dağıttı.
MEVLÂNA vazifesini yaptı, üstünlüğünü değil. ‘İlimle mi olur,
ülfet ile mi?’ dendi. Olmak, bilmekledir; bilmek, görmekledir; görmek,
sevmekledir. YUNUS’um, kendi ilimi ile buldu, gördü, sevdi. Sen ona nasıl ‘Cahil.’
dersin. Bilmeye aklı eren, görmekten masun kalmaz. Görmeye gücü yeten, sevmeyi
yolundan atmaz. Ne ilmin, ne ulmun sözü edilmez. Ulmun, şu demektir; ulemanın. Ulema olmak için
yüzlerce kitap okunmaz. Yumuşak olandan, ALLAH’ım İLMİ’ni
sakınmaz. Önüne serer, “GÖRSÜN KULUM.” der. Görmek için, bilmek değil dilemek
gerek. YUNUS’um dinledi uydu, kainatın ilmini bir dağda gördü. ‘Kainatın ilmi,
bir dağda görülür mü?’ dersen, bir dalda dahi görürsün.
MEVLÂNA’yım!
5 Geldim. Gelişim, ne kulun hali ne geleceğin falıdır, her
dileyen kulun yoludur. ‘Yol’ dediniz sordum, dört yol ağzında durdum. ‘Ona
mı, buna mı?’ dediniz. Benim diyeceğim; ne ona ne buna, YÜCE’ye olsun. Dört yol, daha önce sorulan
tarikat. Senin gayen nedir? ALLAH’ıma varmak. Tarikatın gayesi nedir? O da
varmak. Seyahate yalnız da gidilir, gurupla da gidilir. Gurup ile giden,
neşeyle varandır; yalnız giden, gördüğünü bilendir. Karışık olanı
sen çözeceksin, ben değil. Ben sana, önüne, sererim. Yumak, dünya kuluna
‘Ömür.’ denen hengamedir. Sabır ile çözersin, ‘Sonuna vardım.’ dersin. Dileyen,
dört yol ağzında olan; dilediği yolu seçsin, hapsi ALLAH’ıma götürür
bilsin. Ne var ki, ‘Hangisi?’ diye benden sorulmasın. Kestirmeyi ALLAH’ımdan
dile, önüne sersin. Yalnız unutma, kestirme derken, kendini nerde bulurum
sanırsın? Kendini bulan, dünyada kalmaz; dünyada iken, bulduğunu bilmez. Her
kul VELİ olmaz elbet. Her EREN, ALLAH’ımı bulandır, ne var ki göçtüğü
an bilendir. Öbür alem, yalnız VELİLER’in, o da en son demlerinde
gördükleridir. ERENLER, VELİ değildir. VELİ, hem ilmi, hem ulmu olanlar. ERENLER, güzel ahlakları ile bulanlardır.
6 Neden bunları gelene sormadın? Haddini bilmekten değil,
alacağın cevap ile tatmin olamayacağından sormadın. Tatmin olamayacağın
kulun ardından gitmek yersizdir. Sohbet demedim. ‘MEVLÂNA’yım!’ dedim geldim,
yolunuza ışık tuttum. Yolunuza ışık tuttu isem, neden ‘Olmaz.’
dersin. ‘Olmaz.’ diyen, neden gelmez, sohbetimizde bulunmaz. Büyüklük onda mı
bende mi, yoksa YARATAN’da mı? ‘Bende değil.’ dedim, cümle ile sohbetine
gittim. Sohbetimiz yersiz mi, yolsuz mu? ALLAH’ımın kulu gelmez, sohbetimize
teveccüh etmez. BÜYÜKLÜK, unutulmasın ALLAH’ımdadır. Sözünü kabına mal etmesin.
‘Büyüklük yapan düşer.’ demesin. Büyüklüğe edep, kulu kulun önünde
eğilmeye davet etmez. ALLAH’ımın önünde secde edilir, kulu sadece sevilir;
edebe riayet odur. Edep, kulunun önünde eğilip elini öpmek değil,
kulunu kulundan ayırmamaktır. HAK NURU’na, onda değil kendinde teveccüh
et. Onu ve cümleyi sadece sevmeyi bil. Çünkü ALLAH’ımın NURU ne sadece onda, ne
de bendedir; cümlededir. Önümde eğilenin kulluğuna hürmet, yersiz.
7 Her VELİ’nin yolu birdir, sözü söyleşiş tarzı ayrı olsa
da. Her VELİ, kul ayırmadığı için, kulun önünde eğilmediği
için VELİ olur. Ondan sonra gelenler, VELİ olduğunu bilenler,
onun adını kendine mal edenler; ‘Yol.’ der, şeyhlik taslar.
8 Gelelim günün konusuna, gidilen yolun kaygusuna. Gittik-gördük,
dualarımızı verdik, alanlarla beraber olduk. ‘Yeri orası mı?’ denir. Sen orası bildin
ya, orada beraber oldun ya, orada kavuştun ya; orda olmuş, buraya
gelmiş, sözü mü olur? Ne var ki, kulun verdiği güç, yoluna çiçek diker.
Kendi yoluna elbet, o zaten çiçek içinde. ‘Hata var mı?’ diyene sözüm, hatayı
yanda-yönde olmadıkça üzüntüsünü etmek yersiz. Yanında olan nedir? Yönünü tayin
eden, nefsine savaş veren.
9 Aynayı ele verdik, ‘YUNUS’um sizin ile.’ dedik, yoldan karşıladık,
arada şakalaştık, yürüyüşe verdik. ‘Saplandı.’ diyen, korkuya
düşene güldük, yavruları peşinize saldık. Dualarınızı ettiniz, ‘Gönülce
olmadı.’ dediniz. Ne var ki, gönülce olan, gönül alınandır. İbadet,
yuvanda da olur, dileğince anılır. Gönül almak, kuluna sevgi göstermek;
ziyaretine gittiğin zatı da memnun eder, en büyük ibadet odur. Verilen
buğday tanesi dahi, ALLAH’ımın kabulüdür. ‘Yerinde mi oldu?’ denmesin.
Yerini sen değil ALLAH’ım tayin eder. Gönül ziyareti; gönülleri hoş,
cümleyi sarhoş etti. Kabulü, ALLAH’ımdandır. Yanılma. Sözümüz bitmeden
gidilmez, kulun sözü bahane olmaz. Gitmek değil, her an yanınızdayım,
gönlünüzdeyim. Ne var ki, günlerin gecelerin birbirine gebe olduğu müddet
içinde, sohbetimiz aramızda olsun. Evet cemaat kurulmasın. Sözümüz açık,
kalabalık olmaktan kaçınılsın. Aramızda olan söz için demem, kalabalığa yer
yok.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
ülfet:
alışma, kaynaşma. tanışma, görüşme
masun: korunan, korunmuş
ulema: bilginler.