|
18 Aralık 1971 MEVLÂNA’yım ben! 1 Mümin olandan yol bilenden, sohbetin gününü sorandan muadele. Muadele, merakın ileri derecesi. ‘Neden demez, günde yazmaz?’ denir, nedeni sorulur. Her kul, kendi gücünce imtihana katılır. Olayın nedeni sorulmaz, ‘Öyle mi, böyle mi?’ diye söz gezdirilmez. Daha önce dedim, olay söz kesimidir. Daha iki satır önce, ‘Neden?’ diye sorulmaz dedim. Söz kesimi neden olur? Bir kitap bitende, ikinciye aynı gün başlanmaz. 2 Günde verdiğim yazıyı, KATİB ÇELEBİ’ye veriniz, yazının sonuna ilave ediniz. İkinci kitaba hazır olunuz, ne var ki, günü sorulmasın. Mahzuru olsaydı, daha önce söylerdim. Ne var ki, kuldan söz alınmasın, adımıza söz verilmesin ve kul ayrımı yapılmasın. YUVA içinde. Kitabın hazırlanışına yardımcı olunacak. Geçen günde konuşulan gibi değil. Daha önce verdim; sözümüz cümleye, zümreye değil. Konuşulduğu gibi yapılanda, zümrede kalır. ‘Nasıl olur?’ diye düşünülmesin. Güne kadar geleni, siz mi düşündünüz? Kitap olacak, teksir değil. Dileyen kendi elinde olanı yapsın, tamamı bizde kalsın. DEDE’n değil, YÜCE. 3 Gelelim yazımızın son sözüne, yani biten kitabın sonuna. “Güne verilen yazımız; kulun yoluna ışık olsun diye, dünya yükünden kurtulsun diye idi. Okunsun, her derde deva aransın, cevabı bulunsun. Kitabımız okuyup ta, ‘Hala derdime deva bulamadım.’ diyen; uyansın, yeniden okusun. Mutlaka devasını bulacak, yolunu alacaktır. Cümlenize yolda ışık, gönülde aşık, aşında kaşık bulmasını diler, sözümü AŞK’ıma düğüm atıp bağlarım. ‘AŞK’ın düğümü olur mu?’ dersen, düğüm atmazsan çözülür derim. ALLAH’ıma emanet, cümle kullarına selamet dilerim.” 4 Cümleye. Gelecek kitabımıza kadar. İkinci kitabımız, sohbetin yolunu bulanlara, AŞK’ını arayanlaradır. Yolunu arayan, birinci kitaba döner. 5 ‘Olmuyor.’ dediğin olmuş, sorulan yolunu bulmuş. Senin nasibin gelir seni bulur. Sen üzüntü etme, sofrana konacak aşı bekle. O suyun başında. Olanın, bunu sorması yersiz. Madem ki sen ALLAH’ımdan dilersin, ULU’nun sohbetini bilmez misin? Diledi, önünde sofra buldu. Sunduğum, olacağın yakın görünüşte durduğudur. 6 Saman yersiz midir, ot köksüz müdür? At ta yerinde, ot ta. Kökünde oldukça yumuşak gelir, ot saman olanda sertleşir; ne var ki, yükü hafifler. ‘Köküm?’ dersin sorarsın, saman olmaktan korkarsın. Ne ot kalmaktan, ne saman olmaktan korkma. ALLAH’ıma dayandın, yumağından sakınma. Maddeyi sordun ya. 7 ALLAH’ım, yüce dağa çok kar verir, küçük dağın yükü hafif olur. Ne var ki, vazifesi asla hafife alınmaz. Dağdan maksat, gönülleriniz değil amellerinizdir. Vazifeniz; yumuşak yol dileyenlere, ‘Susuz kaldık.’ diyenlere. Suyu hangi dağ bol verir? Ne var ki, ağaçları yetiştiren küçük dağlardır. Kamunun beklediğini, yüce dağ verir; kanunun beklediğini, küçük dağ. Kanun neyi bekler? İyi yetişmiş kulu. İyi kulu kim yetiştirir? Sevgiyi gönülden bilen. Sevgiyi gönülden bilen, yetişenlere de öğretir. Öğretmenin etrafında olunuz ki, ‘Ağacı bol dağ.’ denilsin. Dediğim budur. Biri sevgisinden veren, etrafa yayabilen; öbürü gönlünü çağlayanlara kaptıran, önüne gelene doğru yola kattıran. Bizim vazifemiz yüce dağ misali, gönlümüzün masalıdır. ‘Ben de mi?’ deme. Ben, GARİB, sen. Yazımız yanlız YUVA’da verilir. ‘Bize de mi?’ diyene, ne deyim. (Bu tebliğin sonu bulunamamıştır.)
|