16 Ocak 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hoş gördüm, ‘ZATI’na AŞK’ım, SIFATI’na hürmetim gereklidir.’ dedim, geldim cümlenizi selamladım. ‘YA ALLAH.’ diyelim, söze girelim.

2 ‘ALLAHUEKBER.’ deriz, ‘TEKBİR.’ derken de gönülde O’nu görürüz. Gölgeyi sevmeyen, güneşe dönmeyendir. Gölgeyi de sevelim, O’ndan gelir diyelim. Kuşkuya düşen, dünya bağına düğüm atandır. Düşünce doğuşa götürür, ne var ki düşüncede O olmalı.

3 Kolunu kırana, ‘CANAN’ın EMRİ.’ dersen; gönlünü kazanmış olursun. Bağını verenin, üzümünü deren ol; şarap diyene, bağını açan ol. ‘Benim değil, senin.’ de, bağını dileyen ile paylaş. Unutma ki, bağ da O’nun, yalnız AŞK’ın senin. O’na verebileceğin yalnız AŞK’ın vardır. Aydın gönüller; aynayı aydın görür, bulutun üstünde yürür. Aşık olan her kul, AŞK’ın bağında olan kullar ile gönül aleminde buluşur. Yola çıkan, sonunu düşünür. Elbet varır. Çünkü yolun başı, sona götürür. Ne mutlu ki, O’nun kullarıyız. Kullarıyız dedim. Kulu olmak, O’nu bilmektir. Gelenin-bilenin, gönülden ananın duacısıyım. Bana olan sevginiz, ALLAH’ımın TECELLİSİ’ne olan bağınızdır. Sevgiyi ölçü veren, metreye vurmaz; sevgi AŞK’a döndümü, sonu bulunmaz. Kula dünya dar geldimi, derya suyuna daldımı; ‘Kanat ver uçayım.’ der. Unutulmasın, dileyen kul andan ana uçar. Vahdet odur ki; ahretten geçesin, cennete gülesin, cehennemi sulayasın. ‘Cehennem sulanır mı?’ diyene de ki; her kul ‘Sulayım.’ derse, cehennem korkusunu silerse; ne cenneti ne cehennemi akıla koymaz. O’ndan başka düşünmezse, elbet sulamış olur. Suyun gittiği yer, deryadan şaşmaz. Sen onu bul ki, deryaya varasın. Balığı deryada ara, havada değil; havada kuşu dile, tavşanı değil; ormanda ağaç bekle, ateşi değil; dumanı bacadan bekle, duvarda değil. ‘Yerini bozayım, düzeni kurayım.’ diyen; yolunu şaşırandır.

4 MERKEZ’imin sözünü yerinde aldık. “Aşı ocakta, taşı kucakta, başı YÜCE’de olsun; bedende taş olsa da, gönülde yumuşak yol bulsun, buhar örneğini YÜCE’ye varsın. ‘Sevebildiğimce seveyim.’ dedim, daldım; dünyayı bir hoş gördüm. Gönlümün göçünü, evrende buldum. Sardım sarmaladım, ‘Ne kadar küçük.’ dedim, YARATAN’ımın BÜYÜKLÜĞÜ’ne sığındım. O’nun kuluna SEVGİSİ, o denli büyük ki; VERDİĞİNE DOYMADI, “YETSİN ARTIK.” DEMEDİ. ‘Ver.’ diyene VERDİ, ‘Verme.’ diyeni SARDI. Her kulunun dileğini SORDU. ‘Duymadım sorusunu.’ diyene de ki; RUH’unun her an bekçisi misin? Bedenin kafesinde olduğu müddetçe, RUH akışını bilemez. Yeter ki bedeni ortadan kaldıracak AŞK’a malik olabilesin. LÜTUF, ALLAH’ımdandır. Benim görevim. Sayı ile veren, suyunu da düşünür; kul ‘Neden olmaz.’ diye kaygu ile kaşınır. Olmayan var mı, kulundan geçer mi? Asi kulunu has kulundan ayırma. ‘Asi olanı cezalandırır.’ dersen, yanılırsın. Senin ceza gördüğün, ALLAH’ımın ona HİDAYETİ’dir. Elbet kaide bozulmaz, düzen yeniden kurulmaz. Ne yıkıntı olur, ne sıkıntı verir. Kul bilse, her olayın çözümü O’ndandır; çözeyim diyen kulun, gayreti boşunadır. Samanı saman diye küçümseyen unutmasın; suya girdiğinde taş örneği dibe gitmez, suyun yüzünde kalır. ‘Olmaz.’ diye düşünme, olmayacağın sözü edilmez. HAK YOLU’ndan cevap alır. Olta ile denize gidenin örneğini. Sonunu bağlamadık, konuyu dağlamadık. ‘Elden alayım.’ diyene, gönülden verdik. Sahrada aradığın nedir? Yol mu, su mu? Almayı dilediğin, ‘ALLAH’ım.’ dediğin an seni bulur. Hancıya dilediğini sorsan; müşteri der, yolcu yol ister. ALLAH’ım, her ikisinin de, dilediğini verir.”

5 Yelde kum arayan, sözünü sakınandır; selde taş arayan, ayağını koruyandır. Sığınan; ne yelden, ne selden kaçınandır. Gözüne kum geldi ise, sakınmanın yararı nedir? Gücümüz, gönülden aldığımıza denktir; kulda AŞK, dünyada ahenktir. VEREN’den geçemeyiz, soranı seçemeyiz. Asinin isyanı, bedenden olan şikayetidir. Aslında RUH’u, AŞK halindedir. Onun için asiye acımayalım. Kuzuyu koyundan ayıran, melemesine katlanmalı; suyu kaynaktan alayım diyen, beklemesini bilmeli. Yanmayan odun, kömür olmaz. Odun önce kömür, sonra kor olur. Kömür olanı geçtik, kor olduk, kor olana verdik. Küllenmek HAK YOLU’nda yoktur. Ağaç idik budandık, odun diye dürtüldük, kömür olduk satıldık, ateş diye yakıldık, ŞEMS’i öyle tanıdık. Yandık, yandık, hep yandık. AŞK’ı ile budandık, O’nu gönülde bulduk, vuslatına öyle erdik. Varmayı dileyenlere, görevli geldik. GÜL’ünü eline alan, başında, dayandığı ilmini bulur. Diyen desin, varsın suya taşı atsın. Unutma ki attığı taş, onun kaybıdır. Kulun dünyada ettiği hizmeti, sadece saygıdır. Yemeni giymedik mi, bağları gezmedik mi; çizmeyi çekmedik mi, dağlara çıkmadık mı?

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH