2 Şubat 1972
MEVLÂNA’yım ben!
1 Huyunu aldın mı, sözünü bildin mi, gayeni buldun mu. Hummalı olma, nedenini
sorma, kaynayan kazandan sıcak su alma. Niye? ‘Kaynattım.’ dersen; ‘Koyuna post, koluna dost
gereklidir.’ derim.
2 Kuyuya merdiven gerekmez, çünkü içine girilip su alınmaz. ‘Kaynayan
kazandan niye su almayım?’ dersen, kazanı çamaşır kaynatayım diye ocağa
oturtursun. Çamaşırlardan gayrı yere kullanma. Her olay yerli yerince. ‘Aşure
kaynatayım.’ dersen; meydanı kuluna göre, kazanı koluna göre seç, harcını
gücüne göre. Harcın azaldı ise, meydandan uzak dur. Yuvan da gücüncedir, gösteri
yapman hatalı olur. ‘Meydan.’ dedik, açık yeri söyledik. Günümde aşure meydanda
kaynatılır, her görene verilirdi. Verecek gücü olana göre, meydanda dururdu. Kimi
köy meydanında, kimi mahalle meydanında, kimi bahçesinde, kimi yuvanın
ocağında. Mahallede kaynar ise, başka mahalleden gelen olmaz. O
mahallenin hakkına göz koymaz. Köy meydanında kaynayan kazana, bütün köy
davetli sayılır. Tasını alan gelir. Aymakta olanın, kaymağa niyeti olmaz. Aşureyi
açtık, güzel olay dedik. Kulunu kuluna bağlayan ALLAH’ım, kuluna sevap
kapıları açan ALLAH’ım. SEN VERDİN, biz aldık; yuvamızda hallendik, halimize
şükrettik.
3 Askıda yelek olur, mevsimsiz kavun kelek olur. Kuş yuvada anadır,
kafeste esir. ‘Esareti seçtik.’ dersem yersiz. Kendimizi kafeste bulduk, kuş
örneği olana uyduk. Çırpınan kuş; tüyünü de, sesini de, hevesini de
yitirir. Öten kuş, değerini bulur. Hem kendi rahat eder, hem etrafa
sevdirir. Kul da öyledir. Çırpındıkça kötüye gider. Teslimiyeti kulu kurtarır. Koyunun
yanında kuzusu olduğu müddetçe, sütünü alırsın. Ayırmayı düşünürsen, kuzunun
hakkını yemiş olursun. Bırak yediğince yesin. ‘Çok yer, nasibini
kısaltır.’ diyen yanılır. ALLAH’ım,
kullanılanın yerini boş bırakmaz. Kuzunun yerini sana vermez. Kayguyu ele
alsan, nedensiz koşu tutsan; nereye dek varırsın? ‘Nasip.’ dediğin
yere dek. Ne bir adım evvel, ne bir adım sonra. Soyun bağlantısı, kulun
dünya dağıntısıdır. Soyuna bağlandıkça, kaybın büyük olur. Kumunu eleyenden
ol, eletenden değil. Kuyunu kendin seç, suyunu bilirsin.
4 Bineceğin ata eyerini kendin vur ki, düşersen başkasını
suçlamayasın. Köpeğini kendin yetiştir ki, huyunu bilesin. Bahçesine
çiçeğini diken, kopmasını kendi diler. Başkasının tutmasına razı
olmaz. Ona gücenmeyin. Harcadığı günü düşünmekten değil; onu
beklemek, eserini göstermek ister. Aslında eser ALLAH’ımın. O da
güzelliğin esiridir. Güzelliğin kaybına dayanamaz. Kitaplığa
kitabı koyduğun zaman, düzenine bak. Hiç küçük kitabın üstüne büyük kitap
koydun mu? Sırayla okuduğunda, önce küçüğünü, sonra büyüğünü
okursun. Güzel çirkine baktırsa, çirkinde güzeli bulurdun. Kulun yanılması ordadır. Hep görüntüde güzel. Yazdık
gördükçe, gördük duydukça, sevdik meydana vardıkça. Her
meydanın sevgili kullarına, sevgimizle bağlandık. Meydanımız köy
meydanıdır. Tasını alan gelsin. DEDE’n verdi verincek,
sanma oldu örümcek, YUVA’ya geldi görüncek.
5 Sözü bağlar özünü. Cümle ile sevgisine, gelenlerin saygısına; cümlenizin
özünde, kayguyu siler. Saman olsan gam yeme. Saman da O’ndandır; suyun üstünde
durur, dibine gitmez, olduğu yerde kalmaz.
6 Yolum O’nun AŞKI idi, dilim GÜL’ün Meşki idi. O dedi, ben
bildim; O verdi, ben gördüm; aşığım, O’nu buldum.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH