|
6 Şubat 1972 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kuyunun verdiğine, YM dedik kaynağına bağlandık. ‘Dağa
yol alayım.’ diyene, yaylada selam verdik. Selam olsun gelene, gölgede
güneş arayana, suyunu verene. HAK’tan aldın, HAK ADI’na verdin. Ne mutlu
sana. Gayb ne senden, ne benden. Ne mutlu, O’nu bilenden. HAY ‘da olan huyda
verir, neticede gününü geçirir. 2 Konuyu açmak güzel, yolunda gitmek güzel, O’na varmak hepsinden güzel.
Olsam da dünyada gazel, gözümde dünya sadece O’ndandır diye güzel. 3 ‘Kaydını yaptıran, nüfus kağıdı aldın diye yazdıran, İslamiyet’i
nüfusunda kalan kullardan olmayasın. Gönlün kaydını ALLAH’ıma yaptırasın.’
dediğim kuldan alacağım cevap, ‘Aramıza girme.’ ise, sözün
doğrusunu söylemiştir. Kendini savunursa riyaya düşmüştür. Kula
yol göstermek, tenkit ile olmaz. Hatalı ameli yüzüne vurulmaz, hatasını yüzüne
vurursan, alacağın cevap seni üzer. Kulun yolunu almasını dilersen, yolunun
güzelliğinden söz et. Kırıcı olma ki kırılmayasın. Gayretin ötesi
mürüvvettir. Yol kulun, kul YÜCE’nin ADI’na hizmettedir. Dünya gölge ile. ‘Aslını
bulayım, O’na varayım.’ diyen, gölgeden çekilir. Ne var ki kula; dünya aleminin
gölge olduğunu bildirecek, ikna edebilecek gerçek mürşit gereklidir.
‘ALLAH’ım.’ dersen, elbet O’sun. Korku seni daima gölgeye çeker. Kuzuyu, gölgeye
gitmesin suyunu bulsun diye çoban neye başvurur? Yedi delikli kavala. ‘ALLAH.’ dedik, ADI’na
döndük, dünyanın verdiğini ‘Hak.’ diye bildik. Her yarattığı O’nu
bilir, O’nu zikreder denir. Görülmediği söylenirse de, O’nu ancak bakan
göz görür. Ateş yanar, alev de dumanı da YÜCE’ye doğru gider; çiçek
yeşerir, YÜCE’ye doğru boy atar; hayvan yürür, YÜCE’ye doğru
başını çevirir seslenir. Onun sesi zikridir. Serti sertte dene, serti
yumuşakta kıramazsın. Eğer kendin sert isen, yumuşakta eriyeyim
deme; kaybolur gidersin, kumlara gömülürsün. Çünkü yumuşak serti eritemez;
taşı kuma atarsan gömülür, kayboluş odur. Taşı taşa
çarparsan, kırılır-ufalanır. Gücünün yetmeyeceğini, ALLAH’ım kuluna
yüklemez. Yüklediği zaman da, kendi haline bırakmaz. 4 Asmayı budamazsan, verimini alamazsın. Kol bacak, dünya malıdır. Sen ÖZ’ünü buda. Mevsimini bilen, kendini ona hazırlar. ‘Dünyaya geldim, görmeyi niyet eyledim.’ dersen; niyeti bağlamış olursun. Niyet, olayın başında durmaktır. Dönüşe niyet kurarsan, HAK ADI’nı ağızda götürmüş olursun. Niyet edenin, göç anında hataya düştüğü görülmemiştir. Kamunun niyetine uyan, dünyanın diyetidir. Kulun niyetine uyan, gönlünün hasretidir. Komşuda olan, bana da gelsin diyen; yuvasını rafta arayandır. Kulunun niyazını ALLAH’ım bilir; fikrinde olanı alır, neden yaratır, yolunu buldurur. Deryanın engininden korkana, ‘Huyun uymaz.’ diyene de ki; ‘Yaprak değersiz olsa, ağacı süslemez. Ağaç gölgesiz olsa, kul gelip sığınmaz, kulca sevilmez. Kök yaprakta eğilmez, beden rüzgara dayanmaz.’ Yer mi, kök mü kuvvetli? Kök candan kopana dek kuvvetlidir, toprağa gücünce sözünü geçirir. Dayandığın ağaç örneği. ‘Sırtımı verdim, doymayı onlara bıraktım.’ deme. Bırak yudum-yudum gelsin. Söze söz karışmasın. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|