22 Şubat 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yumuşak yol verdiğim, cümlenizi gördüğüm, olay değil vakıadır. Cümlenize selam deriz.

2 Gelenin gülenin, sohbetimizi dinleyenin, duacısı olduk, cümlenizi selamladık. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, dilekler dilendiğince, hayır yolunu bulsun. Amin. Hayır olan O’ndan gelendir, O’ndan gelen vakıadır.

3 VEYSEL KARANİ der ki: “O’ndan gelsin, varsın beni kahretsin.” Dönüşe perde açmak, seyrine yumak sarmak, yersiz olur. Yumuşak yol dile ki; perde değil, kapı açılsın. Perde, sadece seyrini verir. Kapı, eşiğini ayağına serer. Seyri seni coşturur, kapı seni koşturur, koştuğun yol götürür. ‘Seyredeyim, coşayım.’ dersen, dünya yetişir derim.

4 Niyetine uyanı, gönlüne vereyim. Kumunu eleyenle, bebeğini bekleyen aynı vazifenin başındadır. Kuşun uçtuğuna bakma, beden yapısına akıl takma. Kuş uçarsa, beden yapısına uyar. ‘Ben de.’ diyen, yaratılışına isyan edendir. Somunu ele alan, mendili çomağa saran, yolu gözüne vuran; niyete değil, nasibe yol alır. YUNUS’um der ki: “Yola çıktım niyet ile, dönüş gördüm kısmet diye.” Postu sersem, yolu dürsem; ne yol dürülür, ne post serilir. Bir karış toprakta, beden verilir. Toprağa verdiğini, toprak örter mi? Niye verdin diye seni dürter mi? Her verdiğini alır, sinesinde değerlendirir; sana en güzelini verir. Toprağın sana verdiği, sayıya vurulur mu, kuyuya atılır mı, boş kuyuda ses kalır mı?

5 MEYDAN senin ise, sen O’nunsun. MEYDAN O’nun ise, sen O’ndasın. MEYDAN’a gelişi bilmek ve bilmemektir. Kul meydana geldiğini biliyor ise ‘O’nunum.’ der. Bilmiyor ise O’ndandır. VEREN’in ALDIĞI nedir? VEREN’in ALDIĞI, sana VERDİĞİ’dir. VERDİĞİ nedir? Senin RUH’un. O RUH’u verdiği gibi teslim et ki, yerine varsın. ‘O’nunum.’ diyebilmek için, O’ndan GELEN’i harcama.

6 Güzel gazelde de görülsün ki, güzeli bildin deyim. Olmuşa- olmamışı katarsan, inancı yıkarsın. Bir sepet elmayı karıştırırsan, adın karıştırdı olur. Bir tane ham koysan da. Ne var ki gafletin çoğu, alamayanda olur. Alandan gaflet beklenmemeli. Kaydını yaptıran, ‘Sıradayım.’ diyendir; sıraya giren, kaideye uyandır. Kaide, kamunun oy birliğine sunulur, öyle yerini bulur. Meyveyi alan bilir, ağacı diken tanır, sökene oduncu denir. YUŞA HAZRETLERİ der ki: “Ovaya düzden bakan, yerine oturmayandır. Dağın üstünden bakan, tam yerini bulandır. Kuşa özenen, yerini özenti ile alayım diyendir. Yerini özenti ile değil, meziyetin ile alırsın.”

7 Görgüyü sergide değil, vergiye bağla. Kargıya altın halka taksan, değeri yine kargıdır. Ağaca altın halka takmaya, ne hacet? O sana altın verir.

8 Seyrine vardığım, cümleyi gördüğüm, AŞKI ile yandığım, yanmaya günde dahi uyduğum; görülmekten ziyade bilinir, ALLAH’ımın AŞKI ile cümlenize verilir. Yamayı dilemek; örtüyü vurmaktır, açığı kapamaktır. Gelişim yama vurmaya, ‘Açığımı ört.’ diyene vermektir. Yumuşak yol verdikte, cümlenizi gördükte, iğne iplik dürdükte; dileyen gelsin, yerini alsın derim. Sultan olsam, cihana gelsem, kul önünde dursam; gene de taç almam, kula önümde eğil demem. Çünkü verseler, cihan sultanı olmam, olanın da önünde eğilmem. Sen de eğilme, kula kul olma, kulu kul etme. Etme, ben de senin gibiyim. Geçenin sözcüsü olma. Kula kul olmak, önünde eğilmektir. AŞKI’na kul olmak, AŞK’ını vermektir. Bende gördüğün AŞK, sende de olur. ‘Olanın O’ndan geldiğini bilmektendir.’ derim. Sultan dünyayı dilerse, bir yere kadar gider. ‘Dur.’ denen yerde durur. Sultanın duruşu, kendi iradesi midir? Hangi dünyayı dilerdi? Dünyayı dilersen, sevmesini öğren. Unutma ki dünya, senin içindir. Ne kuş ne de kurt içindir. ‘Benim.’ dediğin yerde, sen yoksun; ‘O’nun.’ dediğin her yer senindir. Çünkü ‘O’nun’ dediğin yerde, senin gönlün vardır. Gönlün olduğu her yer senindir. Deme tapum var mı? Senin olmayanın oluşunu, kağıt mı ispat eder? ‘Benimdir.’ dedim, kainatı sardım, kainatta her güzelliği gördüm.

9 Aymak nedir, uymaktır; uymak nedir, bilmektir; bilmek nedir, görmektir; görmek nedir, VERDİĞİ’ni sorusuz almak, ‘VERDİ ise, hayırdır.’ demektir. Çünkü hayır olmayan, O’ndan gelmez. Kul kulu O’ndan çok sevmez. Ciğerparem yavrum dediğin dahi, sana beden ile bağlıdır. Beden kalktıkta, sen de yavrun da O’sunuz. Kulun kula sevgisi, O’ndan geldiğindendir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Kesede düğüm, çeşmede güğüm gereklidir. Boşa akan su, çamur olur; düğümsüz olan kese, boş kalır. Harman savrulmak içindir, ateş dürtülmek için. Kömür olmadan, ateş dürtülmez; ağaç sönmeden, odun olmaz. 

10 Taze yaprak olalım, cümle ile söyleşelim. Dostluk sözün tuzundan mı, ocaktaki tavından mı sürülür? Tuzsuz yediğin aş, tatsız olur elbet. Ne var ki, bir daha yemeyim demezsen, vakit gelende aşını yersen, tuzuna gönül koymazsan; aç kalmazsın. Senin pişirdiğine, sen katarsın. Eğer konuk isen, olana uyarsın.

11 Katara vurgun deme, gününe uyar. Katar nedir? Yükünü almış, at da olur, deve de olur. Yükünü almış ise; hata yükü vurandadır, katarda değil. KORUYAN ALLAH’ımdır.

12 YUNUS’um der ki: “Mideyi denemedim, ‘Aç kalırsam.’ demedim. ‘Name gelsin, yol bilsin, yolu bilen elin versin.’ dedim, gelene uydum. Yanıldığım, gelenin kimden geldiğini bilememektir, gelende O’nu bulamamaktır. Gelende O’nu bulduğum an, kendimi de buldum, kendimde O’nu bildim.”

13 Şah meydanda dursa, ‘Cümle kullarım.’ dese; kulum dediği sadece meydanda gördüğüdür. Ona ‘Benim.’ diyen, şaha boyun eğendir. Senden olan, bende değildir. Yumuşayan kulun yolu, taştan arıdır.

14 Gelenden sorguya daldım, vurguna uyana ‘Uymadın.’ dedim. Alan bilir, düşen yaprakta güzeli görür, kayguya elini çevirir. Dumansız yol diledin, dumanı arkaya aldın. Varsın dönsün, sana uysun de, elini ver. Günde gelen, sohbetimize katılana dedim.

15 Her gelen O’ndandır. Şah değiliz seçelim, ‘Meydan bizim.’ diyelim. ‘MEYDAN sizindir.’ dedim. Kuğuyu gölde gördüysen, güzelliğine mühür vurursun. Gölden çıktığı an, kayguya düşersin. Kaygu yersiz. Gölden uzak kalmaz, dönüş gene göledir. Çünkü gölden başka yere yaraşmaz. ALLAH’ım onu göl için yaratmıştır, yerini başka yere iletmez.

16 Somunu elde olan, katığı ocakta arar. Kaşığı ele alan, çorbayı kaşıklar. Çorban ocakta, duman bacada, kaygu neden kalsın yuvada? ‘Oldu-olmadı, YÜCE’den hayır geldi.’ dersin, olana uyarsın. Sözü söze katmadan, yularını çekmeden, yola odun katmadan; yürümeyi bilesin, ‘Öyle olur.’ diyesin. Sebebini arama, havaleni ALLAH’ına ilet ki; selameti O’ndan bulasın.

17 ‘Günümüz hayır.’ densin bağlansın. Uymayı her kul vazifem desin. ULU’sunu dileyen, kendi elinden alsın. Mümin olan bilir, konuğunu sever; bir dilim somunu, konuk ile paylaşır.

(Resim verilir: HAZRETİ EBUBEKİR)

18 Suyun verdiği, yardıma geldiği görülür. Yardım dilemek; evvel ALLAH’tan, sonra göndereceği yardımcıyı beklemek.

19 LOKMAN der ki: “Alan alsın, sebepsiz dürülmez bilsin, kayguyu silsin. Alan, bilir. Yaprak yazıldı ise, dalına kondu ise; ağacın malı mı kaydedilir? Olanı olmayanı YÜCE BİLİR, demeye ancak O İZİN VERİR. Sahilinde dolaşan, deryaya adım atar. ‘Suyu serin.’ deme, ‘Uzağın derin.’ deme. ‘ALLAH’ım.’ de, yürü, karı var ise körü. Gidişe uyan, dönüşe sevinir. Sözüme uyan bilir. Koşuya hazır olan ata gem vuramazsın, ayağını bağlayamazsın. Oku atmak için, germek gerektir. Yayı gerdi isen, oku attı isen; geri çekmek elinden gelmez, elin arkasından ermez. Bırak vardığı yeri bulsun. Duacı ol, hatasız varsın. Karşımızda olanın, karındaşına dedim.”

20 MEVLÂNA’yım, LOKMAN’ın dediğini aldım. Anlaşılmayan, VEREN’in VERDİĞİ’ne uymayandır. Sepete ot koyarsan, hafif gelir; taş koyarsan, sana ağır olur. İçine koyduğuna göre değer alır. Sepetin değeri elbet birdir. İçine koyduğunun değeri, senin için kıymetlidir.

ALLAH’a emanet olasınız.

(Resim verilir)

21 Resim YUVA’nın, gününü bilenin. HAZRETİ HÜSEYİN. Onun gününe verildi, gelenin niyazı bilindi. HAZRETİ EBUBEKİR’den dilendi, “Verilecek.” dedi. “Günde verelim. Diledin aldın, selamını buldun. ALLAH’ıma emanet olsun.” dedi

vakıa: olan, olmuş, olgu, var olan