25 Şubat 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 YUNUS’um ile geldim, sohbete yüzü serdim. Yol kul için, kul hal için; hal hatır ile, yük katır ile çekilir.

2 Cumayı YM dedik, yolu almaya uygun gördük. Günün olayına değil, dünya dolayına hürmet ettik. Olmuşun sözü edilmez, kaidenin dışına çıkılmaz, VEREN’den sual edilemez.

3 YUNUS’um der ki: “Bende beni değil, O’nu görün ki, doğruyu bulmuş olasınız. Ben bende O’nu gördüğüm an, olduğumu bildim.”

4 Hayrete düşmeden, kesrete yumak sarmadan; ‘Olanı olduğu gibi alalım, sahili öyle bulalım.’ densin, yerinde olmayan yerilmesin. Yağını yağ ile temizle. ‘Yağı bal ile temizleyelim.’ dersen, katıksız kalır. Yağ üstüne yağ eklenir, söz getirmez; yağ üstüne bal eklersen, söze söz katar.

5 MESNEVİ’den alanlar, ‘Hoş söz idi.’ diyenler, sözün hoşluğuna değer verenler; boşluğunu demiş olur. Kulak dolsun, dil dolasın diye; söz söylenmez. MESNEVİ mangal misalidir. Manayı açmak, sohbetin tuzudur. Söz kesilmesin, sohbet dağılmasın dersen; masal kitabı okumuşa benzersin. Ne söz karışır, ne sohbet unutulur. Her söz yerini yerinde bulur. Şekerin tadı herkese bir gelmez. YUNUS’um der ki: “Dergahımız sohbet meydanı, her yolcu hanı idi. TABDUK der idi; YUNUS dinlerdi, bilmediğin sorardı. Yaprağın dilinden, kuşun sesinden, mana alırdı; TABDUK’tan onu dahi sorardı.”

6 Cemiyete uymak, gönül ile yakmak; bedeni cemiyete, RUH’unu ALLAH’a bağlamak. Gücün niyaza yetebildiğince, cümleye duacı ol. Sonun başını bulamadın ki. Başını bulmayı deneme, sonuna varmaya çalışma. Başını bulmak için, geri dönmek gerek. Yaprak yeşerir, gün gelir dökülür; başı nerdedir? Merdivensiz çıkılmaz, çıkılanda inilmez. Gayretin sonu mürüvvettir. Cemiyete uymayan, yerini silendir. Sahtelik, gaybubette olmaz, geçende hata aranmaz. Hata var ise; kendinde ara, geçene yükleme. Kuyuya ayak atılmaz, yol uzatılmaz vereceği sudur; çölün kumuna söz etme, götüreceği yoldur. Kayın ağacı gücünü, zeytin ağacı yükünü değerlendirir. Cemiyet günün yaşantısını verir.

7 Sorulan İslamiyet’in şartları, KUR’AN’dadır. RESULÜMÜZ onu da verdi. KUR’AN’da verilenin, gününe uymasını; her mümin kuldan istedi. “Zamana kendini uydur.” dedi. Sana daha önce de verdim. Verdiğim de odur. Cemiyete kendini uydur. Kendine baktırmayacak şekilde. Dozun sözünü vereyim; kendine açıklık içinde çok örtü ile de baktırırsın. Senin sorduğun, edebe örtü demektir. Emevi. Yenmese, yerini bulmasa; söz edilmezdi, hatun kula örtü konmazdı, günde yerini vermezdi. Unutulmasın; RESULÜMÜZ hatunlarını örtmedi, cemiyetten uzak tutmadı. Daha önce verdim ya, edep örtüsü dedim ya.

8 AŞK’ı kazanda aramadık, dünyayı YAZAN’dan sormadık, suyun aktığı yerde taşı vurmadık, ipin üzerine unu sermedik. Her kul vicdanına hürmet etmeli, vicdanına yük olmayanı yapmalı. Sepette su ararsan, elbet bulamazsın. Destide ateş yakamazsın, yumuşak yolda taş bulamazsın. ‘Kuşak bağlayım, yolunda bekleyim.’ dersen, ne beklediğin gelir, ne YM olur. Taşı gediğe, kumu hendeğe yakıştır. ‘Müstesna olayım.’ diyen, kendine baktırandır. İstisnadan uzak tut kendini yeter. Cümleye. Gözün yaşına söz eden, yaşın verildiğini unutandır. Gerektiği yerde yaş da gelir, baş da eğilir. Kuşun gittiği yer ya yuvasıdır, yahut da havası. Aşını tasa koy, başını yastığa. Ayağın bastığı yerde, taş olmasın ayağı incitmesin. Giymeyi aradığın, suyunu dilediğin, elbet olur. Her yemin yerini bulur. Hoyrat olandan el alma. Varsın sana yeli göstersin, sel onun dediğini götürür.

9 Daha önce dedim; hal hatır ile, yük katır ile çekilir. Yük vurmaya çalışan, hale yol verendir. Halden bilmeyen, selden bulandır. Selin götürdüğü, senden uzak kalır. Nehre kum olanı; sel götürmez, nehri kumsuz bırakmaz. Sabır ile yol bulan, kumunu eleyendir. Kayın ağacı dedik, gücüne güvendiğini verdik. Gücünü yere yıkılana kadar kullanır. Yıkılmaya yüz tutanın gücü nerde kalır?

10 Oldum olasın, bildim bulasın, sevdim yanasın, AŞK’ım dönesin, pervane misali O’nda kalasın. Gücüm görmedim, çirkin bulmadım, hayal etmedim, derde düşmedim. VERDİĞİ’ni aldım, AŞK ile doldum. Doldum boşaldım, yeniden aldım, aldıkça açlığımı bildim. Kanmaktan geçtim, yanan ağaç misali otları da yaktım, hepsini bir alev aldım. Büyük ateş, küçük ateş yok, hepsi bir. Her ateş veren PİR. Yandım yanasın, dilediğin AŞK’ı bulasın; susuzluk nedir bilmeyesin, AŞK’ımı misal almayasın, kendi AŞK’ını kendinde bulasın.

11 Sebep söz ile, her kış yaz ile bilinir; yaz olmasa, kışa boyun eğilir. Ne var ki, yaz geleceği bilindiği için beklenir. Yazın verdiği, kulun beden ile yandığıdır. Bedeni yakan, görünen güneştir. Gönlü yakan aranan ateştir. AŞK ateşi dağlamaz, kulu dünyaya bağlamaz. Sözümün sonu kul dilinden bağlanmasın, ben demeden sizden söylenmesin. Hasretimiz bilinir, AŞK’ımız her gönülde söylenir. Ne var ki, söz bir kalemde bağlanır. Gülende ağlayanda, sepetini bağlayanda gönül birdir. Her gönülde ayrı çiçek açsa da, hepsinin dilediği sudur. Sözümüz bağlansın, kaleler beklensin. Gönül kaleleri.

12 Olacağın geleceğini daha önce verdik. Alan bilir. LOKMAN’ın. Oğula dedim. Kızım olan ile kızlarım dedim, cümlenize kucak açtım. Dumanı sil, olanı bil. Oyayı elinde tutanı, kadife fistan alanı unutma. 

13 Kumun verdiği, senin sorduğuna denktir. Kuluna verdiğin, yolunu sorduğun ahenktir. ‘Geçmeyi dene, seçmeyi bil.’ dedim olanı verdim. Döküldü ya. Döküldü de yeniden yeşerecek, oya veren derlenecek. Bildiğini, gördüğünü. Varlığım sizlerle, bekle gör. Sana da verdim, ‘Bekle gör.4 dedim. MERKEZ’im ile sohbeti kardım, kar ile karıştırdım, gününü soruşturdum.

ALLAH’a ısmarladık.

14 Üzerine almadığın kuyuya ses vermediğin gün, yorumunu vereceğim. Kuyuya ses verme, sesini kendin derme. Kuyunun dibi derin, ne var ki ağzı serindir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

15 Orucu da namazı da, sadece ALLAH’ım için kılınız ve tutunuz. Kurbandan, zekattan ne bekledi isen; aşureden de onu bekle. Cümle ile.  
(Sözlü mesaj)

16 ‘Bana himmet.’ dedikçe,
     ben sizden uzak kalırım.
     Çünkü ben de YÜCE’den alırım.
     Bil ki alanı olasın,
     aldığına yanasın.

gaybubet: ortada bulunmama, yokluk, yitiklik