5 Mart 1972
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hoşnut olduk gelenlerle, adımızı ananlarla, neyi nerden
ayıracağını bilenlere. Gününüz aydın, gönlünüz açık olsun derim, cümlenizi
selamlarım.
2 CAN’dan geçtik, CANAN ile bir olduk, O’nun AŞKI’na düştük, PİR
olduk, beden ile CAN’ı ayırdık. Bedende SIFATI’na hürmet ettik, CAN’da ZATI’nı
bulduk. YÜCE TANRI’mın bedene ihtiyacı yok ki. Beden dünya malıdır, kainat
halidir. Kaidenin dışına çıkılmaz, aynayı eline alan görmeyi bilmeli (HAZRETİ MERYEM ve HAZRETİ
İSA’nın YÜCE’ye beden ile çıkışının söylentilerine dair sorulanın
cevabı) Beden ile çıktı denilen; dünya gününde ölmeden öldüğünü, RUH
ile vardığını bildirir. Daha önce verdim; her kul anda gider-döner. HAZRETİ
MERYEM ile HAZRETİ İSA; vardığını bilebilen, perdenin dışında
kalabilen oldukları için. Bunu etraftan bilenler, beden ile çıktıklarını
zannedenlerdir. Aslında beden çıkmaz elbet. Onlarda beden o kadar hafif ki, gözden
dahi uzak kalabilir. Sorulan kuş ile at misali.
3 (PEYGAMBER
EFENDİMİZ ve BURAK hakkında) Gelen YÜCE’den temsilci. Bedene
sahip olduğu için, çıkışa öyle bir yardımcı gerekli idi. Anlatalım. Günde alemin
görüntüsünü alabilmek için, bedenden ayrı kalmak gerekir. Ne var ki
bedenden, kendi halinde tam bir ayrılık olamaz. Onun için elinden, birinin tutması
gereklidir. Yani daha kuvvetli bir güç. ALLAH’ım BURAK’ı onun için gönderdi. Ancak
BURAK’tan kuvvet alınca, bedeni tamamen terk edebildi. Çünkü bedenin hesabı
dürülmeden, CAN’ı bırakmaz. CAN’ımı RUH’um ile besledim. Bedeni ayır. Yorumunu
diledin, sayısını istedin.
4 (Bir kul, yaratılırken CAN,
RUH, beden. Hangisinin daha evvel verildiğine dair soru cevabı ) ‘CAN’ım.’ dediğinde; olmuşu bildin, CAN’ına RUH’unu kattın
m?. Olmuşu bilirsin. CAN her kulda, RUH ile CAN has kulda. CAN’ını ne
yapsan harcayamazsın, RUH’un ile beslersen yumağını çözersin. RUH’un
harcanmadığı bedenin CAN’ı, CANAN’a aittir. RUH harcanır mı dersen, NUR’dur
derim. ‘CAN’ım.’ dediğinde, neyi kastedersin? ‘Ruhsuz kul.’ dersiniz, amma
cansız dediğinde ölmüş olduğunu görürsünüz. RUH’suz, ALLAH’ımın VERDİĞİ’nden
uzak kalandır. ‘Dumansız olsun, kul açığı bulsun.’ dedik. Önce CAN verilir,
sonra beden, en son RUH. Ana rahminde CAN, evet. Ana rahminde RUH, hayır. RUH,
doğar doğmaz. Daha önce dedim ya; bebek doğuşta ağlar.
Kafese girdiğine RUH isyan eder. RUH’un ilk isyanıdır. Güzel sordunuz, güzel
aldınız. Ben demeğe gelirim. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.
5 Ağacımıza yaprak olanlar, sohbetimize gelsinler; gelmezlerse
beklesinler, biz gideriz, gönüller bir olur. Aldım cümlesinden, ‘ALLAH’ım RAZI
olsun.’ dedim, getirene gönderene duacı oldum.
6 (s’ye) YM
diyelim, olayı olduğu gibi alalım. Ne var ki aldığımızı ‘En hayırdır.’ diyelim. Aklımıza düşene
sahip çıkalım. Yalnız unutulmasın, ‘Mucize.’ denilmesin. Çünkü mucize, olağanüstü
hallerde olur, PEYGAMBERLER’den gelir. Bizlerden ancak keramet görülür. Keramet
her kuldan gelmez, PİR kuldan gelir. ‘Gördüğüm kerameti midir?’
denilmesin. Gönülden geçen, hayalini genişleten olaydır. Üzerinde durmasın.
Elbet gönülden olanın paklığıdır, hayaline düşen. Gönlü pak olmayanın,
hayalinde HAK olmaz. Ne kızını ne kendini deme. ALLAH’ıma bırak. Umumide-yalnızda;
kimse kendine ne ölçü vursun, ne de vurdursun. Papağan konuşur da
kötü müdür? Değil. Ne var ki bazı konuşması kulun başına dert
açar. Bilmez ki dert olacağını, bilse demez. Kul da konuşur, kötü
niyetli değildir. Ne var ki konuşma, bir başka kulun
yumağına düğüm atabilir. Onun için dört taraflı düşünün. Sözünüzü
bohça misali sarın ki, açıklık kalmasın. Bir yanından sarkmasın. Sözden dedik, alınma
da aynıdır.
7 Söylenilen sözü, en iyi tarafından alın. Sözü diyen de, alınan da; niyette yanılmış iseler, ALLAH’ım AFFETSİN.
8 Çözülemeyen düğüm olmaz, bizden soruldukta. Yumuşak yol
dileyen, her kula veririz. Ağacımıza yaprak olmasa da. Ne var ki
ağacımıza yaprak olana, suyumuzu gönülden akıtırız. Günümüz değil, dünyaya
durmadan veririz. Sözümü alınmanın yeri yok derim. Çünkü her kula, can-u gönülden veririm. Gayretin
yeri; ne gemide ne sahilde, gönlünü deryaya adayandadır, SAHİB’ini orada
bilendedir Cumayı bilelim, niyazımıza yer verelim.
9 ‘Yiyeyim-giyeyim, dünyayı yaşayayım.’ diyen, yaşadığı
yeri bilmeyendir. ‘Yaşayacağız.’ diyeceksin. Günde değil, göçte
yaşamak başlar. Günde ancak imtihan vardır. Göçte yaşaman için, imtihanı
vermen gereklidir. Çünkü O’nsuz yaşanmaz, O’nu dünyada bırakırsan, buraya O’nsuz
gelirsin. O kimdir? ALLAH’ım. Dünyada O’nu bırakmak nedir? Dünyayı sevmen için,
O’nu içinden çıkarman gerekir. Çünkü bir gönülde iki AŞK olamaz. Dünyayı O’ndan
diye seversen, AŞK’ını kuvvetlendirmiş, O’nu dünyada bilmiş
olursun. ‘Dünyaya geldim, nasibimi O’ndan yedim.’ dersin. Yarını
düşünürsen, O’ndan şüphe edersin. ALLAH’ım her kula, bir nasip ölçüsü
verir. YM deyim, açayım. Günde yediğini arttırabilir, ‘Daha önce peynir
ekmek yedim, günde de öyle yiyeyim, kalanı arttırayım.’ dersen; hataya
düşmüş, yarından şüphe etmiş olursun. ALLAH’ım her
şeyin fazlasını haram etmiştir. Durumunu düşünüp, yarınına
üzülürsen; hataya düşmüş olursun. Nasibinde olanı yersin, arttırdığını
değil.
10 Samanın hafif olduğuna bakmayın, atın midesini de doldurur. Atı
yaz gününde harmana bırakırsan, bütün samanı yiyebilir mi? Midesine göre yer. Artanı,
kışlık nasibidir. Onu da ALLAH’ım verir. Eğer nasibi değilse, bir çöp kibrite
bakar, ateşi ile yanar.
11 Dedim ya. (n’ye)
Harman günde yenmez, miden aldığı kadar yersin. Gerisini elbet saklarsın, nasip
dersin.
12 Hoş sohbet edildi, ‘EBUBEKİR yapabilir.’ denildi. Elbet
yapar. ‘Sen de yapsan.’ derim. ‘Ben onun gibi olamam.’ dersen, hataya
düşmüş olursun. ‘Olamam, o mertebeyi bulamam.’ demek kurtuluş
olamaz. O sana örnektir. ‘Olamam.’ değil, ‘Olmaya çalışırım.’ demek
gerek. Ne var ki, vereceğini; harp içinde değil, her an vermeye hazır
olmalısın. Eğer dünyada yoksulluk çekmek nasibin ise, çekeceksin. Sanma ki
para biriktirirsen kurtulacaksın. Çekilecek olan; kayıtsız şartsız çekilir,
görülür. Kulunun kaçtığını, ALLAH’ım önüne imtihan kapısı açar.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH