17 Mart 1972 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hummalı yoldan almadık, dünya halinden sormadık, KORUYAN’ı ‘Kuldur.’ demedik. Yumuşak yoldan geldik, cümlenizi selamladık.

2 ALLAH’ımın ADI’na, YALVAÇI’nın yadına; AŞK ile bağlandık, evreni tekerlek örneğini gördük. Her dönüşte, yerini ölçüye alandan uzak kaldık. Dünyada ölçüsünü verenin, ‘Ben erendenim.’ diyenin, kendine paye verenin sahilini; ‘Göl yanıdır.’ dedik. Gölü derya diye bilene, deryayı anlatmayı görev bildik.

3 MESNEVİ’den söz edilse, ‘Günde yerini bulsa.’ denilse. Günde her olay, yerini bulabilir; eğer kul, dolaya uyabilirse. Günün kuluna, VEREN’i anlatmak yersiz. Çünkü idraki, onu ölçüsü içine alabilecek kapsamdadır. Ne var ki, vurdum duymazlık hali mevcuttur. Buna da güne dek gelen her olayın, cehenneme olan bağlantısıdır. Nasıl olsa cehenneme gidecek, kul dileğince yaşamayı benimser elbet. Çünkü cenneti bulma ihtimali görülmüyor. ‘Görülmeyen ufku aramaktansa, görünen güneşte yanmak evladır.’ der, kendini olana bırakır.

4 MESNEVİ, öğretici idi; günde verilen, uyarıcı. Bugün güzelliği görmeyen, VEREN’i bilmeyen var mı? Yok ise, gönlündeki dünyadan görmez. Amacımız dumanı silmektir. Onun için derim, MESNEVİ bugün için küflenmiş sayılır. 

5 Oymayı değil, önce ağacı seçersin, sonra kabuğunu yontarsın. Ağacı pişirmeden, yontamazsın. Gül ağacından güzel, oyma veren ağaç olmaz.

6 VEREN’i biliriz, VERDİKLERİ’nden dolayı; varanı görürüz, sevdiklerinden dolayı. Kul ile MELEK’i ayıran nedir? MELEK’i MELEK yapan; O’nun VARLIĞI’na, göz ile ÖZ ile tanık olduğu, O’nun ile beraberliğidir. Kulluk; göz ile VERDİĞİ’ne, ÖZ ile VARLIĞI’na inandığıdır. Beraberliğini, beden kafesler. Yoksa ayrılık hiçbir zaman olamaz. Bedenin verdiği, RUH’una sınav kapısı açtığıdır. CAN bedeni, RUH CAN’ı uyarır durur. Evrene döndürür, ALLAH’ını buldurur.

7 ‘Dünyaya kök salayım.’ diyen bedenin yolu, dünya ile evren arasında kalır. Korkulan cehennem odur. Oranın yüceliği şuradadır ki, en geride olan dahi bu aleme giremez. Her gelen, geldiği gibi olduğunu, ‘ALLAH’ımın takdirinden.’ der; kendi dünya dolayından aldığı mertebeye, kayıtsız şartsız boyun eğer. Çünkü öyle bir MAKAM’dadır ki, adaletin hak olduğu, kul hakkının en önde geldiği yerdir. Hiçbir kul, ALLAH’ıma isyan ettiği için mertebesinden düşmez. Af dilemesi yeter. Sadece kula ettiğinin cezasını görür. Kul hakkını düşünelim, sadece para ile ölçmeyelim. Kul hakkı beden ile, kul hakkı gönül ile, kul hakkı sevgi ile ölçülür. Sevgisini esirgersen, bedenine cefa edersen, gönlünü kırarsan, ve parasını haksız yere iktisap edersen; ALLAH’ım seni AFFETSİN. Kulunun affettiğini, ALLAH’ım da AFFEDER. Seni senin ile değerlendirir, seni benim ile değerlendirmez. Ne sen beni, ne ben seni yüceltemeyiz. Seni de beni de yüceltecek olan, gönül yapımızdır. Benim sana verebileceğim; senin bulduğun yoluna ışık tutabilmek, gönlünde olan ateşi uyandırabilmek. Sizlerin bizlere verdiğiniz dualar, yine sizlerin varışta dalacağınız deryayı hazırlar. ‘Nasıl?’ derseniz; bizler deryadayız bilirsiniz, ne var ki ‘Genişleyelim.’ dersiniz. Deryalarımız dualarınız ile genişler, her geleni içine alır, sanmayın dışında kalan olur. Ağacımız yapraklandıkça, gölgemiz büyür. Daha çok dileyen kulu barındırır. Her yaprağın görevi, bir nebze gölge vermektir. Dendi ki, ‘Kuluna yardımcı olana sevap yazılmaz mı?’ Onu verdim, ağaç ile anlattım. Bizden ışık alan, elbet gölgesine sığınmış yanan kuluna yardımcı olur. El-ele veren, bir bütün olan yapraklar; gölgesinde her dileyeni barındırır. Yaprağın gölgesi dahi, ALLAH’ımın VERGİSİ’dir. O’ndan olmasa, ağaçta öz olmasa; ne yaprak canlanır, ne ağaç bedenlenir, ne gölge barındırır. 

8 Arıyı balsız bırakma, sana sorar; saksıyı susuz bırakma, kurur; yolunu ışıksız alma, yozdurur; deryayı dumanlı görme, bezdirir. Ne dünya olaysız, ne kul dolaysız olur. Olaydan kaçınılmaz. Olaydan kaçmak kulu yorar. Ne denli kaçınsa, gittiği yerde yine olayı bulur. ‘Olana uydum, ALLAH’ım SEN’den bildim.’ dersen; huzuru sende, seninle alanda bulur, düğüm öyle çözülür. Unutmayalım; düğüm, dünyadan değil, kulun halinden olduğu zaman çözülür. Her kul dünyayı sildiği zaman, AŞK’ı gönlüne kazılır. Gönle kazılan AŞK, ne saray ile ne hazine ile silinir. Hatta sevene bile verilsin diyemez, kulu dünya ile değişmez. Hiçbir kula, ‘Köşkün sarayın olsun.’ diye duacı olmayınız. ‘ALLAH’ım imanını tazelesin, AŞK zengini etsin.’ diye duacı olun. Dünyaya duacı olan, dünyayı sevenden gelir. Dünya malı ne kadar sahibiyim desen de, dünyada kalır. Ne seninle gelir, ne kalanın olur, herkes nasibini alır. Soluğun sayısı artsa diyemezsin, artışına yardımcı olamazsın. Sayı ile verilir, sayı ile alınır.

9 Yolumu verdim, göçümü anlattım, AŞK’ımı cümlenize fener yaptım. Anlatmaktan uzak kalmak, ALLAH’ımın verdiği nasibi kendime saklamaktır. Kendine sakladığın nasibin, suyu alınmayan kuyu örneği kurumaya mahkumdur. Yudum-yudum verdik, her kuluna sunduk. Alandan-almayandan, ALLAH’ım RAZI olsun. 

10 Yazılarımız; el ile toplansın, dil ile söylensin, yazıya verilsin, her kuluna sunulsun. Daha önce verdim, ‘Düşünce size değil, YÜCE’yedir.’ dedim. YUVA’ya da, YÜCE’nin EMRİ ile geldik; bu yolda, YUVA’nın sahibini göreve dahil ettik.

11 Huyun aldığı, suyun verdiğindendir. Yazının yayıldığı, her kulun dilediği gibi olsun. Her kul eline alabilsin, gazeteye verilebilsin. Kul ne kadar kaçsa, kendini olayın içinde bulur. Buna da gaflet denir. GARİB, ne senin ne benim, evrenin malıdır. Evren, cümlenin malıdır. Kimi-kimden esirgeyelim. Yanılma, ‘Sabahat.’ demedim, GARİB dedim. Sabahat, senin; GARİB cümlenin. Yolumuz her dileyene açık. Yol boyu, yola çıkanındır. Varmak sonucadır, sonuç nasibedir. Benim uygum da, YÜCE’yedir. 

12 Maniyi değil, manayı düşünürsen; huzur senin ile olur. Katara ‘Vurgun.’ deme. Yükünü almış ise, hata yükü vurandadır.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH