25 Mart 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yudum-yudum verenle, ‘Yol ALLAH’ım diyenle beraberim. Cümlenizi ALLAH’ım ADI’na selamlarım. ‘SELAM.’ dedik sizlere.

2 Gönüllerin dolduğu yerde, akıllar durur. Durandan maksat, dünyayı dürür. Yoksa kainat durmaksızın yürür. ‘Duyduk, almadık.’ diyenin almadığı, duymadığıdır. ‘Gördüm, bilmedim.’ diyenin gördüğü, gönül gözünü açmadığıdır. Yoksa kainatta duyulmadık, görülmedik olmaz. Görecek göz, duyacak kulak oldukta.

3 Gelişimiz açık, gidişimiz sır mıdır? Yoksa dünyada yaşayış kâr mıdır? Kâr olan; yaşadığını bilendir, yaşayacağı yeri hazırlayandır. Bütün soru, ‘Nasıl hazırlayayım?’ demektir. Hazırlayış sadece, beklemeden sevmektir. Beklemeden sevmek, O’nu bilmektir. O’nu bilmek; SIRRI’na ermektir, ‘Olan, O’ndan.’ deyip, sabra yer vermektir.

4 Soyguna hazırlanan hırsız, sadece kendini düşünür. Sevmesini bilse, soymaya kıyamaz. Korkuyu gönle koydu isen; sevmekten değil, cennetinden uzak kalmaktandır. Korkuyu sildim, AŞKI’nı gönlüme koydum, sadece O’na varmayı düşündüm. Semerin yeri, atı düşünmekten değil, kendini düşünmektendir. Güzeli gördü isen, güzel diye sevdi isen; çirkini ara derim sana. Çirkinde güzeli bul. Güzelde de ararsan çirkin bulunur. Çirkinden maksat; seni sarmayan, göze hoş gelmeyendir. Gül ile dikeni misali, kök ile çiçeği misali. Çiçek güzel görünür, kök ise çirkin. Halbuki güzeli güzel yapan, çirkin gördüğün köktür. Sedefi güzel yapan kapaktır. Güneşe baktığında gördüğün renkler, sedefte de mevcuttur. Beyazın rengini sen verdin sanma, papatyada görmedin mi? 

5 Kaşığında ne buldun? Tencereden ne aldıysan, ocağında ne kaynattı isen, AŞK’ı nerde buldu isen ordadır. Amma senin için, benim için değil. Benim için de, benim bulduğum yerdedir. Yamayı attığım yerde, ocağı kaynattığım yerde, meydanı geçtiğim yerde, yaprağı gördüğüm yerde, çekirdeği diktiğim yerde. AŞK’ımı her yerde yaşadım. O’nun ile BİR oldum, AŞKI ile PİR oldum. Adımı bugün dahi andı iseniz, O’nun AŞKI’ndandır. Aynayı elime aldığım, kainatı içinde gördüğüm gün; AŞKI’na düştüm. Aynı aynayı sizlere tuttum. Bakınız, gönüllerde ateş yakınız, kainatı O’nda görünüz, görünüz ki aymayı biliniz.

6 Koyduğun yerde kalmayanın, arkasından koşma; sana yar olmayanın, sözünü etme; kuyuya ses verip, aksini bekleme. MEVLÂNA’yım bilinir, sohbetim her mecliste anılır, geçen günün sözü edilir. Günde verilen, taze meyve misali ağacımızdan toplanır. Ağacımız belli, yaprağımız dallı, meyvemiz ballı. Her alan AŞK ile doldu. AŞK’tan nasip alan ALLAH’ımın kulu, mümin değil midir? Sözümüz bağlansın, yoruma verilsin. 

7 Derya dedik, gökyüzünden söz ettik. Aslında ne deryada, ne de gökyüzünde renk vardır. Deryadan bir avuç su al, rengini bulabilir misin? Gökyüzüne çık çıkabildiğin kadar, maviye girebilir misin? Gökyüzünün de deryanın da rengi sana görüntüdür. Dünya kaidesi sana yaşantıdır. İstersen uyma, cemiyeti duyma.

8 RESULÜMÜZ der ki: “Gününe uy. Cemiyet ne derse, onu duy. Uymazsan, seni ezer geçer.” Ne senden bir şey alır, ne sana verir. Dünyada yaşamak, cemiyete bir şeyler verebilmektir. Tarlaya pamuğu niye ekersin? Neden yağmur olmasın dersin meyvesi oldukta?

9 Mümin yolun doğrusunu arar, bilmediğini bilene sorar, bilenden aldığını hayra yorar.

10 Cümleniz ALLAH’ıma emanet olunuz, ALLAH’a ısmarladık.

11 Söz edilenden, dilde verilenden; günde uzak durulsun. Ne var ki gönül kırılmadan, yola verilsin.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH