|
26 Mart 1972 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kayıtsız gelenden, şahitsiz sorandan, sebebi bilenden soru almak yersiz. Kuldan sorgumuz olmaz, niyet hata ile bozulmaz. Hataya düşen bilmedi ise, kayguya düşmez. Deftere kaydolan, yoruma sığmaz. Çünkü yorumun hududu yoktur. Nasıl ki tarla dört yönlüdür. ‘Tarlanın bir yönü.’ dediğinde, her kul gördüğü yönü tarif eder. Asıl olan dört yönlü tariftir. Bu da dünya kulunun gücünde değildir. 2 İNCİL de KUR’AN’ı verir, TEVRAT ta, ZEBUR da. KUR’AN’dan
çıkılmaz. Yolumu ondan aldım, ‘Başımın tacı.’ dedim. Ben kimim ki? KUR’AN,
kainatın tacıdır. 3 Dolu gönül taştı mı, yolumuzu aştı mı? Dünya kulu
değiliz ki; yolumuz aşılsın, önümüze geçilsin. ‘MÜRŞİT-İ
KAMİL’im.’ diyen, kainatta irşat üstünlüğü olandır. MÜRŞİT-İ
KAMİL, ‘Ben üstünüm.’ demez, denene müsaade etmez. Çünkü üstünlük O’ndadır,
O’nunla dolu gönüldedir. Zaten kainatın sırrına vakıf olanın görebileceği,
kendinin sadece kum taneciği olabileceğidir. Kendini kum tanesi kadar
görenden, üstünlük göstermesi beklenir mi? Her kulu ‘Kamildir.’ de, öyle sev. Varsın
öyle olmasın. 4 Sırmayı sırtına alan, kuldan hilafet bilen; MÜRŞİT-İ KAMİL olamaz, hikaye anlatmakla, kemâlat bulunmaz, kula yol verilmez. Mürşit arayana, mürşidi tarif ettim. Daha önce de verdim, sen onu bulursun. Ayranı içen ile, yoğurdu yiyen bir midir? Ayranın yeri su ile, yoğurdun yeri süt ile bellenir. Ayranda da süt vardır, amma suyu boldur. 5 Konumuz; ne kulu kınamak, ne yolunu ‘Yolsuz.’ demek. Yolunu
dilediği kuluna uymuş, okuduğu olaylarla kamil oldum zannetmiş.
Kemâlat; olayları yorumlamak, güzellikte güzeli bulmaktır. Yazıları yorumlamak
değil. Günü gelende zaten, yazı yorumunu kendi verir. Kul adım-adım yürür. Damarda akan kanın yorumu
yapılır mı? Sebebi araştırılır mı? ‘MÜRŞİT-İ KAMİL’im.’
diyebilen, keramet- maharet sahibi olabilendir. Kerameti ile kulu bulabilendir,
mahareti ile yolunu verebilendir. Kul ancak o zaman bulduğunu anlar. 6 Sohbette bulundum, ‘ALLAH’ım ADI’na.’ dedim. Ne var ki kulların gönlünde, ayrıntı görmedim. Sohbet aynı sohbet, değişeni bulmadım. ‘Verileni çözelim, sizleri de çevremize alalım.’ diyenlere deyiniz ki; ‘Biz deryadan alırız, gölde kuğuyu görürüz. Sohbetimize dileyen katılsın. ‘Gölden gelen, nehirden akan.’ demeyiz, kulunu ayırmayız.’ 7 Gönül ile kavuşanın, hasreti olmaz. Hasret kuldan gelse bile, bizde yer bulmaz. Yolda yolcu gördü isen, bırak gitsin; durduğu handan aldı isen, bırak yesin. Her kul nasibi olanı bulur, aldığı yerde kalır. 8 Sahipsiz köpek sokakta gezer, yaklaştığı kul onu iter. Hata kimdedir? Sokakta kalan köpekte mi, onu YARATAN’da mı, yoksa itende mi? Neden belli olmasın? Elbet itendedir. ALLAH sana aciz olanı itesin diye akıl vermedi ki. ALLAH sana, ‘ZİLLETE DÜŞENE, SEN TEKME VURMA.’ DER. O, hatayı görür, düzenini verir. Yeter ki O’na havale edesin. Sokak köpeğinde dahi, YARATAN’ın ESERİ’ni göresin. Olay ne zillettir ne illet, sadece sebep olanın görgüsüdür, ALLAH’ımın VERGİSİ’dir. Danışıldığı gibi değil, yakışan gibi muamele görmeli, ALLAH’ıma havale edilmeli. Gerçek, sergide aranmamalı. Her kul kendini haklı görür, hatasını saklar. Karşısında hata gördüğünü sergiye koyar. Onun için hak olanı ALLAH’ımdan bekle. Dökülen yaprak ile, ağaç çıplak kalmaz. Madde mana ile çözülmez. ALLAH’ımın yolundan geçilmez. ALLAH’a emanet olunuz. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|