2 Nisan 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kucak dolu geldik, cümleyi selamladık. Selam olsun sizlere, dualar gelsin bizlere. 

2 Koyun ile kuzudan ne bekledik, ne bulduk? ‘Çobana ne vazife verdik.’ denirse; koyun ile kuzu, çobana nasip için vesile. Çoban kavalın sesi ile, güldüm zanneder. Aslında her olay, düzen ile olacağı bulur. Günün gecesini düşünme. Gece de sabaha bakar, her kul kendi gönlünde kandilini yakar. Dünyada da mı kul çile çeker. Ne çekilen çile vardır, ne bozulan düzen. Olanın O’ndan geldiğine inandığın an, çile dediğin sana çiçek bahçesi gibi gelir. Gönlüne ne tohumu ekilirse o biçilir. Günün aydın olduğunu, gören göz bilir. Gönül dumanlı ise, günün de kara olur. Aslında kara yoktur, karayı kul yaratır. Kara denilince, beyazı da aratır. Asmada üzüm ararsan, budamadan vazgeçme; üzümünü beklersen, şarabından vazgeçme. 

3 Yolun yolcusuna ayna veren, ‘Yüzünü görsün.’ diyen, dileyene gösterene. CAN’da CANAN’ı bulan, şarapta AŞK’ı içen, AŞK’ta dünyadan geçen, ‘Kahrını benle nasip kıl.’ diyen, sevabını kahır çekmekte bulan. NUR adına dedim, kendisi ile geldim.

4 Her gül açmadan goncadır, her gönül seçmeden yöncedir. Yönünü arar durur, her görene selam verir. Ne var ki selamı, nasip olan alır. Katiyet yoktur. Somun her gün yersin, bazı bir bazı beş dilim. Bünyenin izni kadar. 

5 Gelmeyi YM dedik, her sohbette ALLAH’ımın ADI’nı andık. Yaprakta SIFATI’nı gördük, ‘Topraktan yeşerir.’ dedik. Güneşe erdiği, gölgede verdiği; kulun gördüğüdür. Görülmedik olanı arama, ‘Görsem.’ diye tarama. Taradığın her toprakta, ne çekirdekler vardır. Her çekirdek sana vermez, verse de kendini bildirmez.

6 Batakta kum ararsan, ‘Suya gömülmüş.’ dersin. Kendini, ‘Birden oldurayım, sırrına anında varayım.’ diyen; suya boğulmuş kum misali bataklığa benzer. ‘Yudum-yudum alayım, adım-adım varayım.’ dersen; kumunu elemiş, sahiline inmiş olursun. Yumuşak yol bul da, nereden varırsan orda dur. Gayrette, ne senin ne benim payım olmaz. Niyazın ALLAH’ıma olsun, gayretin değerini bulsun. ‘Sahile varsam, gemi bulur muyum?’ dersin. Elbet bulursun. Kuyuda suyu, ağza tat versin dersin yoklarsın. Tadını almadığından uzaklaşırsın. Çünkü her kuyunun suyunda, aynı tat olmaz. Elbet içilmez. Senin aradığın; bahçeyi değil, gönlünü sulamaktır. Bahçeye her su gelir, gönle hak su. Kumaşı almadan, ölçünü vermeden, rengini düşün.

7 YUNUS’um der ki: “Ne fistan benden, ne destan senden, her verilen O’ndan.” Dünyaya gelenden, adını bilenden, anarak dönenden kalan nedir? Ne mal, ne mülk; sadece anılan adı. ‘MEVLÂNA.’ dendi, günde anıldı, neden? Dünyada bıraktığı adından. Adını alıp beraber gidenler, bir nesil sonra unutulanlardır. Adını bırakan, AŞK’ını götürendir. AŞK’ını dünyada bırakan, adını götürendir. 

8 Soluk renkten kaçındım, gölgeyekten uzandım, aydın gönül aradım, VEREN’den sadece aşını diledim. Sargıda doğruyu gördüm, hilede saygıyı sildim. ‘Sevende güzeli gör, gazelde sarıyı sev.’ dedim. Çünkü gazel gidendir, sarı gönüle yazılandır. Yazdığın gönül senin, kazdığın toprak benim, cümlesi YARATAN’ın. Ne gazelde gideni gör, ne toprakta kazanı çevir.

9 Hayalden uzak kalan, kendini dünyaya sahip görendir. Çünkü hayal, dünyayı anda siler de ondan. Hayalin; dünya kazancı değil de ahiret özenci ise; her kul günde hiç olmazsa bir an hayale dalsın. ‘Nerden geldim, nereye gideceğim.’ desin. Aslında hayal alemindesin; hakikati düşün, O’nun hayaline var.

10 Kaçanda soru arama, kendi de neden kaçtığını bilmez. Çünkü; kaçılan nedir, neresidir, neredendir? Hayalden kaçamaz, emir almadıkça; hakikate varamaz, vuslatına ermedikçe. Kader bozulmaz, çünkü ÇİZEN YANILMAZ. ‘YANILDIM ÇEVİREYİM.’ DEMEZ. O’nda sadece BİRLİK vardır. BİRDİR; YARATTIĞI ile, YARATTIĞI’nı YAZDIĞI ile. YARATTIĞI’nın yazısını KENDİ YAZAR. Bozarsa BİRLİK’ten çıkar. O’na akıl veren yok ki hata yapsın, yaptığını bozsun. Okumaktan, zevkin varlığa dönmedi. Sohbette aradığını bul.

11 MUHİDDİN-İ ARABİ HAZRETLERİ der ki: “ALLAH’ım ne günah işlesem, SENİN AFFIN’dan büyük değildir. Hiçbir kul SEN’den başkasına sığınamaz. O’na sığındığın an, günahlarından sıyrılmış olursun. MUHİDDİN kendini o kadar hakir gördü ki, dünyanın bütün günahlarını üzerinde buldu. Ve hatta ‘Cümlenin günahı üzerime olsun, cümle ile AFFI’na sığınılsın.’ dedi, paylaşmak diledi. Muhabbet, cümlenin affına zemin kurar. ALLAH’ım cümlenizin muhabbetini artırsın. Selamet yolunuzda, gönülleriniz ferah bulsun. Huzur sizlerle olsun.” Oymanın yumuşak olanı, kulun eline geleni. Mümin; münasip olanı bilir, HAK YOLU’nda bulunur, kulu için yorulur, ahirette görülür. Ayağına giydiği, fistan diye sürdüğü, tatlı aşı verdiği, YARATAN’dır sevdiği. ‘SEVDİĞİM’in VERDİĞİ, budur gözüm gördüğü.’ der. GARİB yol alır, yolunda eline berat verilir. ‘Yol senindir.’ denilir, yolunda duran taş ayıklanır. Ayna olsun yolunu verenlere, duanı alanlara, duacı olanlara.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH