13 Mayıs 1972
MEVLÂNA’yım ben!
1 Güdülenin güdenden aldığını, ‘Yol münasip.’ demek uygundur. Güdene
vücut vermek, gülmeyi gerektirir. AŞK olmasa, yol bulmaz; kul yolunu, dilemeden almaz. Yumuşak
kulda, ‘Olmuyor.’ denen görülmez. Sağlık gönülden başlar. Gönlü hasta
olanın, dünyası karanlık olur. Görenin görmeyenden farkı, söylediği
şarkıdır. ‘Nasıl olur?’ derseniz, kendinizi yoklarsınız. Söylediğin
şarkıda O’nu buldu isen, dünyayı sildi isen; şarkında duygunu
verirsin, dinleyeni sevindirirsin. Gazelin dökülüşü sana hüzün veriyorsa, acımamak
elde değil. Gazel dökümünden şikayetçi değil ki, sen ona
acıyasın.
2 ‘Kayalık.’ denmesin, dağın şikayeti edilmesin; kuyudan korku
alınmasın, ne var ki bırakılmasın. Koyduğun gibi kalsa güzel. Güneşte yanan gazel, döküldüğü yerde
kalmaz, gördüğün gibi durmaz. ‘Değersiz.’ dersen, kul verdiğini
bilmez. Bildiğin sadece binde birin yarısı bile değildir. Cümleye
olmayacak, dünyaya verilmez; sabreden kul, ölüme terk edilmez.
3 Konuyu açmayan, koşuya girmez; koşuya girmeyen, yarışı
kazanmaz. MEYDAN sizlerin, gölge bizlerin. Gelen kulların, açan yolların yardımcısı
ALLAH’ımdır. Yeter ki kul dilesin, kayıttan uzak kalsın. Olmayan yumak; ‘Çiledir.’
denir, kadere boyun eğilir. Kuşak belde olsun, suyun elde, ADI dilde,
sadece AŞKI gönülde kalsın.
4 YUNUS’um yolunu yuvaya çevirir. “Hoşluk sizlerle, boşluk
gözlerle olsun. Her kul sevinçle kalsın. Sahip olmayan, kamuya uymayan
boğulur. Dumansız yuva dilerim, gönülde ateş yakarım.” der.
5 “Ağaçta yaprak oldu isen, gölge vermesini bil. ‘Yaprağım.’
dedi isen, almayı öğren. ‘Nerden neyi alayım, kime gölge vereyim?’ diyen; dökülmeye
mahkumdur. Saz, söz ile güzelleşir; kul, ÖZ ile kendini bulur. ÖZ’de göz
var ise, olur. Gönlünü kör bırakma, KABE’yi sahipsiz bilme. Her kalede asker
olur, asker yolu gözetir. Dedik ya. YUNUS’um. Selvi misali, eğilmeden
yükselen, boyda YÜCE’yi gören MEVLÂNA HAZRETLERİ. Genişledikçe
yaprağı çoğalan. Onun gölgesinde yolcu huzuru bulur. Benim gölgem, kökümde
durur. Yanılmayın, selvinin dahi uzamaz. Boyu uzar, gölgesi uzağa
düşer. Maksatta değil, maksutta arayın. Maksatta hedef, neticeye
varır; maksutta sonsuzu düşünür. ‘Ufalandım.’ dedi isen, benim vazifemi yapmış
olduğum görülür. Öyle dememiş, aksi söylemiş olsaydım, ufalanmazdım.”
6 HAZRETİ OSMAN der ki: “Meyveyi yiyen ile, dalında bilen sever; ağacı
yetiştiren, kökünü sular.” Sevdiğince sevilesin, umduğun gibi
göresin. Soğuk suda gördüğünü, yavruna nasip veresin. Yanan
soğuk su ile kanar.
7 OSMAN’ın yaprağında değil, toprağındadır vergi. Görenin
dilinde değil, gönlündedir tadı. Ayağına giydiğin senin, eline
aldığın benimdir. Cümlenizin gönlünü taradım, her gönülde güller aradım, demet-demet derledim.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
maksut: istenen, niyet edilen, güdülen, amaçlanan.