|
30 Mayıs 1972 MEVLÂNA’yım ben! 1 Göğün her arşınına yol diye baksan, gözünü yolda tutsan; olandan öteyi göremezsin, gönüldeki kayguyu gece güne dönmeden silemezsin. 2 Yumuşak olmak odur ki; VERDİĞİ’ni bilmek, şüpheyi silmek. Daha önce demedim mi? Yemine değil, zemine bakınız. Toprak değil. Her şeyin bir zemini vardır. Olayların dahi. Gün günü devirmek üzere, kul merakı çevirmek üzere. Alan bilir. Aslında meraka yer olmadığını çok önce dedim. Yeminin zeminini verdim. Kayguyu silenin, yumuşak yol aldığı görülür. Kayguda kalanın, yumuşaması gerekir. Gaflet odur ki; önleyim, önüne durayım, vakitten geçireyim. Han ile hancı misali. Hancı ‘Hanım.’ der, yolcu ‘Yolum.’ der. Handa durak var ise; ne han, ne de hancının muvaffakiyetidir, ne de yolcunun niyetidir. Sadece ‘DUR.’ DİYEN’in EMRİ’dir. Vaktine zam olsun dersin, ‘Uzat.’ diye duacı olursun. Ne uzar, ne kısa kalır. 3 Gönülden gönüle verdim, daha önce söyledim. Hataları paylaşalım, yükleri dağıtalım. Ne var ki dağıtma, kul üzerine olmasın. Kumun elendiği yerde, hataya düşülmesin. Asmada üzüm gören, ermesini beklesin. Kuyuyu misal veren, dünyayı masal bilendir. Yosun olan yerde balık avlayan, ana balığı yaralayandır. Balık diyen, kuma çekilsin, orda avlansın. Güzellik gören, kumda balık avlayandır. Balıktan beklediğin, yumurta mevsiminde olmasın, yavruya zarar vermesin. Unutulmasın; yediğin eriğin çekirdeği, gün gelir yuvanı besler. Çekirdek deyip lağıma atma. 4 Gemiyi dileyen, sahilde bekleyendir. Madem sahiline indik, neden
geminin gelişinden şüphe edelim? Aynada görmediğin, gönülden
geçirmediğindir. Hak olanı bildiğin, aynada gördüğündür. 5 Konuşulanı vereyim, mürşit ile MÜRŞİT-İ KAMİL’i anlatayım. Konuşulan gereğince açılmadı, tabağa konulup yenilemedi, çünkü pişirilemedi. Mürşit eline meşale alan, öne düşendir. Ya MÜRŞİT-İ KAMİL nedir? Deyin, evet. Tabağa konulup yenilebilmeli, her kulun mantığına verebilmeli. Yapılacak izahı. Mürşit ancak eline meşale alırsa ışık tutar. MÜRŞİT-İ KAMİL başınızın üstünde yanan elektrik gibi her yeri aydınlatabilir. Malumunuz meşalenin olduğu yer loşçadır. Yukarıdan verilen ışık, her noktayı aydınlatır. Karanlık kalmaz. ALLAH’ım gönüllerinizdeki aydınlığa, gölge düşürmesin. 6 YÜCE’nin VARLIĞI’na, bünyenin katkısı; iman bütünlüğü oldukça kayguyu silmek, ummadan bulmak, ‘YÜCE’de kundağımdan sıyrıldım.’ demek gereklidir. Yaratılan her varlıkta O vardır. Gönlünde ZATI, bedeninde SIFATI mevcuttur. Gönlünü ZATI için, bedenini SIFATI için pak tutmalısın. 7 Yastık baş için, kapak aş için. MEVLÂNA yoldaşlarıyla, O’na koşmak için buluşur, halleşir. 8 Yavrunun görgüsü dendiğini, gönlündeki yargısında bulursun. Kayguyu
silsin. Gönül ölçüsünde yolunu açanda, mümin olduğunu bilsin. Kuşun
uçtuğu yerde, güneşi seçtiği yerden ötede; NUR ile
aydınlandığını, müjdesi ile alsın. NUR’un aydınlattığı, yuvaya
verdiği, çiçek misali derdiği görülür. Yuvanın çiçekleri dediğim,
yavruları söyledim. Rüya açıklandığında, sözüm açılır. Yavrunun. Yavruların
nuru değil. Yavrular NUR’dan alırlar. YÜCE’nin vergisi elbet. Yavrunun
görgüsünü kutlayalım. Mutluluk gönüldendir, yuvanın alışındandır. ‘ALLAH’ım.’
diyelim, layık kuluna mutluluk dileyelim. Her kulunda aynı mutluluğu
görelim. Hatadan dönüş, mutluluğun ta kendisidir. 9 Yuvanın mutluluğunda, ALLAH’ımın NURU’nu görelim. Yumuşak yolda, taş misali yuvarlanmayalım. 10 ALLAH’ıma emanet olasınız, her dileyene mutluluk helvası karasınız. Her yuvaya nasip olmayanın, yuvanızda olduğunu bilesiniz. Yanılmayın; yuvanın mutluluk helvasını karanlardansınız, aynı mutluluktan nasip alanlardansınız, dileyene dileğiniz kadar sunanlardansınız. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|