11 Ağustos 1972

(bu tebliğin baş tarafı özgün defterde yoktur)

1 YUNUS’um söz diledi, oğula yol aradı. Kumunu dediği, sahilde beklediği anı düşündü:

2 “Sepete su doldurmaya çalışmayan her kul, sözümü kendine alınsın. ‘Gölgeyi düşünmeden, akan suda sineği bahane etmeden gidelim.’ dedim, dileyene elimi verdim. Dönüşü anmazsan, gidişte hayır olduğunu bilirsin. Yaprağı yaprağa ölçme, her ağaçta ayrı gölgeyi arama. Gölgesinde olduğun ağaç, seni açıkta bırakmaz. HAZRETİ OMAR’ın yoluna göz attığında göreceksin, düğümünü çözeceksin, kendini orada bulacaksın. Cümleyi selamlayalım, hayır sözü bağlayalım.”

3 Ayda aranan bulunsa idi, demde çözülen ne olurdu? Gölgeyi sevmeyen; güneşten yanmazsa, kendini bulmazsa, yamayı dilemezse elbet açıkta kalır. Hiçbir kul yardımcısız yol alamaz. Ne var ki yardımcı; dünyadan değil, ALLAH’ımın gönderdiği, “KULUMU GÖZET.” dediği alemdendir. Güneşten alacağın, gölgede bulacağın; seni oldurur. Sergiye konan üzüm, elden ele gelir; ne var ki sarhoşluk, şaraptadır. Şarap üzümdedir, üzüm koruktadır, koruk kütüktedir. Kütük olmadan koruğu vermez, koruk olmadan üzüm ermez, üzüm ermeden şarap olmaz, kul sabretmezse şarabı içemez, sarhoşu olamaz. ‘Oldum.’ dersen, ‘Gönül yapında nice bağlar var.’ derim. Varılamayan dağ olmaz. Yola çıkan yorgunluktan şikayet etmesin, varışta göreceği güzelliği düşünsün. Bulutu yukarda görürsen, güneşi duman bürüdü deme. Çünkü güneş örtülmez. Bulutun üstüne çıkarsan görürsün, güneşin örtülmediğini. Yuyanda aradığını bulduğunu gördüm, gönlümce seni sardım. Sadece üç sözüm olacak, sözüm yerini bulursa kendini bilecek. Sevmeyi dene, kainatta her yaratılanda; uymayı dene, emir olan her yazıda; azdan çoktan şikayetçi olma. Gayret ile vermez, kul nasibi ne ise onu alır, onu görür, onu verir.

(Resim verildi: HAZRETİ OMAR)

4 HAZRETİ OMAR’ın oğula hediyesi. ‘Kucakta?..’ dediniz. Yorumuna düştüğünüz kalbidir. “Ele aldım, temize havale ettim.” dedi, çevirdi silkti. Mümin olan bilir, her sözümde kendine pay ayırır. Oğula verilen ne ayırma, ne kayırmadır. Sadece yolun hak olduğu, gönlünün pak olduğu bildirilir. Ona olaylar ile gösterilir. Verilen budur. Dilediğin anda sana da verildi, HAK YOLU gösterildi, söz cümleye bağlandı. Sözün başında dedim; hata niyette olmasın, şaka dilden gelsin. Gönülden akıttığın, yarım elma dediğin; yerince yol almayı cümleye bağlayınca, kime düşer? ‘Ye.’ dediğin her kula. Gösteriye değil, doğuşa baktık. Güzelin her yönünde, sevgiyi gördük. Suyu su diye, toprağı toprak diye sevdik. Çamuru atalım mı? Meyvenin olmuşunu yedik, hamını satalım mı? Kendinin yemediğini, başkasına satar mısın? Kulunu ALLAH’ım ADINA aldatır mısın? Aş olsun, tatlı gelsin, tadı sofrada olsun. Aşın çeşidi değil, kulun övgüsüdür değerli olan. Tuzu az gelse de, suyu çok olsa da; güler yüz tatlı dil ile yenirse, görülmekten uzak kalır.

 ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH