|
25 Ağustos 1972 MEVLÂNA’yım ben! 1 YÜCE’den geldim, cümlenizi ADI ile sardım. Gönülden gönüle AŞK
aktardım. ‘Kulunun niyazında, adında, NUR’unda vardır.’ dedim, elimi YÜCE’ye
açtım, niyazınıza duacı oldum. 2 Kalemde nezir, (nezir: yüzeyde kalamayan) kahrında nesir arama. Yelde giderse, selde taşarsa; gerektiği içindir. ‘Yolumuz düşerse.’ denmesin, gönül ile ziyaret edilsin. 3 Almadığın, benden gelmez; dikilen çiçek, senden solmaz; VEREN, YARATAN’dan başka varlık olamaz. VERDİĞİ; ne dursa, nerede verirse, nerde kalırsa; hepsi O’ndandır. 4 YUNUS’um geldi, cümlenizi selamladı. “At ile merkebe yük vurdum, ikisini de dehledim. At önden koştu, merkep geride kaldı. Ne var ki, ikisinin de yükü aynı. Aynı yerde, aynı vakitte çözüldü. Çünkü ben merkep ile yürüdüm, geride kalana yol verdim. Onun için önden gideni, gittiği yerde beklettim.” dedi. 5 Yanılma olmasın, isimde tefrik yapılmasın. ‘At olan mümin kul.’ denilmesin. Verilen örnek, yaratılanın YARATAN’dan aldığı güçtür. Yük de aynı, niyet de aynı. Değişen yok. Biri varışta bekler, biri yürüyüşte. Suyun aktığı yerde öyledir. Kimi yudum-yudum içer, kendinden geçer; kimi desti ile içer, öyle tadını bulur. Aldığımız uygundur, duyduğumuz SAYGIN’dır, yandığımız AŞKIN’dır. Yol sorulur, iz aranır. ‘Güzellik dağılsın.’ denilir. Her gönüle aynı ateş verilir, ne var ki kulun nefsi ile harcanır. Harcayandan olunmasın. Yaprak-yaprak okunsun. Okuyandan dileyene dağılsın. Her kul bir yaprak okusa, ikinci bir yaprağı dileyen kula verse. Kul kuldan alır, sözümüz dağılır. Yaprak dedim, her yaprakta ALLAH’ımın YÜCELİĞİ’ni gördüm. Yolu yürüyen; ayak mıdır, niyet mi? Sorumuz yer alsın. Ayakta ne aradın, niyette ne buldun? Ayak senin ise, niyet YÜCE’nindir. YÜCE’nin EMRİ’nde ayak yürür. Dünyada niyetini YÜCE’ye bağlayan, varışta neticeyi bulur. Çünkü hiçbir kul, eğer nasibi değil ise; niyet ettiği yere varamaz, EMİR gelmeden yürüyemez. Niyetin ameline eşit olmalı ki, ganimeti bulasın. Onun için her atılan adımda, BESMELE-İ ŞERİF okunur ki; ALLAH’ımın ADI’nın anıldığı her niyet, hak olana varır. 6 YUNUS’um der ki: “Kuzuyu sesinden sevsem de, yürüyüşünde HAKK’ın ADI’nı bulurum. ‘Onun gibi olsam, her adımımı ‘ALLAH.’ diye atsam.’ der, gönülden hasret çekerdim. Meğer o da niyazdan sayılırmış; kuzunun attığı her adım, benim sevabıma yazılırmış.” 7 Dedim ya, niyet. HAK ADINA yumuşak yol olsun, her kul kumuna gömülsün. Deryanın sahilinde, gönlünce buluşsun. Varsın büyük-küçük, birbirine karışsın. Mademki O’ndanız, sevgimiz bağlansın. 8 Geyikte gümüşgöz aranmaz, konukta aslan duramaz, ağaca kurt
çıkamaz. ‘Onu buraya, bunu oraya yerleştireyim.’ dersen; boşuna
gayret etmiş olursun, kendini dünya gailesi ile yormuş olursun. Her
yarattığı yerini bilir, bildiğini elbet bulur. Mantığını dünya
gününde, verildiğince kullanır. ‘Verildiğince.’
dedim. Her kulun mantık ölçüsü, bir değildir. Kulun dünya günü, mantığına
bağlı olsa da; YARATAN’ı bildikte, bağlantıyı kurdukta; gerekli olanı
alır. ‘Nerden?’ denildi, elbet YÜCE’den. Almayan; ‘Yol münasip.’ der, yolunu
çizmeye çalışır. Çizilen yolun, kendisinden olmadığını
öğreninceye kadar; yorulur, üzülür, kahrolur. ‘ALLAH’ım.’ dediği an, düğümü
çözülür. Dünya gününde gerekli olan, mantığını HAK YOLU’nda kullanmaktır. Dünya
yolun, zaten çizilir. Her kuşun sesi seherde duyulur. Hepsinin ayrı-ayrı
yer alır. Günün ortasında kuşun sesi ayrılamaz. Nedeni bilirsiniz, çünkü
seherde yalnız kuşlar öter. 9 “KOMŞUNU SEVDİ İSEN, BENİ DE SEVERSİN; ÇİRKİNİ GÖRDÜ İSEN, ELİNİ VERDİ İSEN, BENİ DE GÖRÜRSÜN.” DER ALLAH’ım. “ KÖRÜN GÖZÜNDE DEĞİL İSEM, KULAĞINDAYIM; SAĞIRIN KULAĞINDA DEĞİL İSEM, ELİNDEYİM. KULUMDAN AYRI KALAMAM, HİÇBİR KULUMU BIRAKMAM.” DER, YÜCE ALLAH’ım. “ZENGİNİN KEPÇESİNDE İSEM, FAKİRİN KAŞIĞINDAYIM.” ‘Haksızlık olur?’ demeyin; biri kepçe, biri kaşık diye ölçü vurmayın. Unutulmasın ki, kepçe ile de yese, kaşık ile de yese; midesi kadar alır. Fakir yer, ‘Şükür.’ der doyduğu için; zengin yer, ‘Şükür.’ der bulduğu için. ‘Konuk gelse, aşıma ortak olsa.’ diyenin şükrü iki kat artar. ‘Neden?’ derseniz, aynı aşa duacı arttığı için. Yemeniyi atmayın, heybenizi satmayın, unu toprağa katmayın. Un, un olduğunca değerlidir. Toprak, toprak kaldığınca. İkisini birbirine katarsan, ikisini de yabana atmış olursun, değeri değerde kaybetmiş sayılırsın. 10 “YA ALLAH.” dedi, YAHYA EFENDİ geldi: “Sudan geldim, dumanı sildim,
kainatta adım ile kaldım.” dedi, suyun aktığı yerde durdu. “ALLAH’a
emanet olsunlar, kainatın kaygusundan uzak kalsınlar.” Selamladı, yürüdü. 11 “AŞK’ımda toz arayan, gönlünü tarayandır.” dedi, VEFA HAZRETLERİ geldi: “Gücünde aradığın O olsun, katkını O’ndan alsın, O’nu gönlünde bilsin, her kul uyanık kalsın.” dedi, cümlenizi selamladı. 12 ALLAH’ım; NURUN ile geldik, AŞKIN ile dolduk, beden idik solduk, NUR olduk kaldık. NUR geldik, AŞKIN’a düştük, NURUN ile birleştik, cümlenin gönlüne yerleştik. Şükürler olsun SANA, cümlemiz ADINA geldik. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH tefrik: farklandırma, ayırma
|