10 Eylül 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yedinciye gelmezsen, altıncıyı bilmezsen, beşincide durmazsan, dördüncüyü görmezsen, üçüncüyü sormazsan, ikinciyi sarmazsan, birincide kalmazsan; sözümüz saz olur, kulun niyeti naz olur. Nazda duran, dünyayı sorandır kul. Kulağa dolan, YÜCE’den gelen KUR’AN’dır. ‘Almayım.’ demezsen, gönlüne uyandan çıkmazsan; yolun HAK’tır, gönlün paktır. Yedinci perdeye geldik. Yedinciye geldikte, birinciden söz edersek; sözümüz saz olur. Kazanı kalaylarsak; parlak olur, görüntüsü has gelir. Görüntüsü bozulur diye, aşı kaynatmayalım mı? Oturtmayalım mı ateşe?

2 Kalem yazarsa, kulun dileği olur. Yazmayan kalem, odundan sayılır. Ayak; yönüne giden, kulunu güden, yolunu gösteren, yol ilminin öncüsü. Öncü nedir? 

3 KÂL’EM.  “KÂL; SIFATIMIN ÖZELLİĞİ.” DER ALLAH’ım. Dünya sırrı, “KÂL.” dendi açıklandı. EM, anahtar. SIFATI’nın özelliği o değil midir? Yoksa elinizde yazdığınız, kalem mi sandınız? 

4 HAZRETİ MUHAMMED SALLALLAHUALEYHUVESSELLİM, ilmin özüdür. Ona sadece bir perde verilmedi ki, ilmini vereyim desin. Onu, ilmin özü yarattı.

5 ‘Almadık.’ demeyin, sohbetten kalmayın. Kuğuda ses ararsan, sükutu hayale düşersin. Ses yok diye, kuğuyu sevmeyelim mi? Bülbüle bakarsan, şaşar kalırsın, sesini bedenine yakıştıramazsın. Sana kalsa, bülbülün sesini kuğuya verirsin. Unutulmasın; seherde gül bahçesine, bülbülün sesi kulu çağırır. Göle, kuğunun güzelliği çağırır. Her güzelin verdiği neşe ayrıdır.

6 ‘Safa geldin.’ diyenlerden ALLAH’ım RAZI olsun. Cümle niyaz edenler, HAKK’ın RAHMETİ’ni bulsun. YUNUS’umdan ALLAH’ım RAZI olsun. “Geldim, söz alayım.” dedi, kucağına sevgilerinizi doldurdu. 

7“ ‘Her ağaçta yaprak olsam, dileyen kuluna gölge versem, gazel olup dökülende, toprağına kuvvet versem.’ dedim, toprağa diz çöktüm. Karıncaya selam verdim, kirpiyi okşadım, sülüne mendil salladım. Arı diline bal buladım. Unutmayın, arının dilindeki ağuyu, balı alır. Kavak ağacı eğilir mi, dalı yerde sürünür mü, aymayı bilen gerinir mi? Kardım koruk suyunu, gördüm huysuz huyunu. Elbet öyle olacak, koruk sıkan ekşi suyun olacak. Şikayet edersen, yersiz olacak. Ayağımız yürüsün, yeter ki gönül HAK YOLU’na götürsün. Ayak gider; yöneten, gönüldür.”

8 MEVLÂNA’yım geldim, YUNUS’umdan sözü aldım. “Gönlüm onlarladır.” dedi, selamladı gitti.

9 ç’den soru dilerim. Cevap demedim, sor dedim. Kitapta okuduğun, sorguya vereyim dediğini derim. VELED’imin yazdığı. Yağda kızaran nedir? Alevini bilemezsen; ya kavurursun, ya yağını bol aldırırsın. Mürşitte aranan odur ki, alevini düzenlemesini bilsin. 

10 Size verilen, dünya ölçüsünün çok üstündedir. Çünkü doğrudan doğruya YÜCE’dendir.

11 Kayış bağlamazsan, ata nasıl sahip olursun, koşmasını nasıl durdurursun? Mangal yaksan, aşı üzerine koysan; pişmesini beklemez misin, kömürü bitende eklemez misin? Dünya mürşidi mangal misalidir, daim eklenmek gereklidir. ‘Nerden eklenir?’ derseniz, YÜCE’den. Yalnız alışını kendi de bilmez; o da ‘PİR’im.’ der o’nun yolunu inceler, hakikati orda arar.

12 Bizim verişimiz kesintisiz olur. Dünya mürşidi, ölçüyü bedenden gözler. Bizler gönülden. Doğrudan doğruya, RUHLAR ile buluşur, YÜCE’nin verdiği ölçüler içinde konuşuruz. Olgunluğu; beden ile değil, gönül ile tartışırız. 

13 Cümlenize ‘EYVALLAH.’ diyelim, selamlayıp gidelim.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verilir: RABİA HATUN) 

14 “Gücümüz olmadığı nedendir? Çünkü ‘Güçlüyüm.’ diyen bedendir. Bedene gücü ALLAH’ım verir. ‘Güçsüzüm.’ diyen kulunu görür, YARDIMCISI olur. ‘YA ALLAH, SANA sığındım. Yetersiz gücümü yeterli buldum, ‘YÜCE ALLAH’ım öyle münasip görmüş.’ dedim, olana uydum.” diyen, RABİA HATUN selamladı, resmini verdi gitti.