3 Kasım 1972 Kadir Gecesi
MEVLÂNA’yım ben!
1 Selam olsun sizlere, dualarınız gelsin bizlere, geldik baktık yüzlere,
yuyan olduk gönüllere.
2 Kuşaktan darlık almadık, yolunda şikayetçi olmadık. ‘Sorgu?’
demedik, neticeyi aramadık. ‘EYVALLAH.’ dedik yürüdük, selameti EYVALLAH’ta
bulduk. Arananın ne olduğu bilinse, aramaya çıkılmaz. Sahte gönül çiçek
vermez. Bozkırı sularsan, vereceği gene bozkırdır. Vergide değil hata, alanın sathındadır.
Gecemiz; cümle gecelerin özündedir, mümin kulun gözündedir. ‘Aynı gece mi?’
derseniz; olan gece, niyettedir. Yargıyı ALLAH’ıma havale et ki, doğru
olduğunu bilesin. Gecenin hürmetine, MELEKLER’in ve RUH’un gelişine
göz konuldu, orada noktalandı. Unutulmasın, VARLIK BİRLİK’tir, ‘RUHLAR.’
denilirse ayrılıktır. Halbuki kadirden maksat, YARATAN’ın YARATTIĞI ile BİR
olduğu gecedir.
3 Yelkeni açarsan, sahilden kaçarsan; gördüğün sonsuzdur. Gönlünün
yelkenini aç, sahilden kaç ki; sonsuzda BİR olasın, muradı orada bilesin. Kadir;
YAR ile yarenin bir olduğu gecedir, CAN’da CANAN’ı bulduğu gecedir, bedeni
dünyada bırakıp O’nda bir olduğu gecedir. Yeşilde muradını, mavide
kanadını, morda O’nu bulduğu gecedir.
4 Çalmadığın kapının, açılmasını bekler misin? Yürümediğin
yolun, bitmesini umar mısın? O’nu bulmadan, gözünü yumar
mısın? ALLAH’ım O’nu bulmadan, gözümüzü yumdurmasın; dünyada bildirmeden, göçümüze
yol vermesin. Gölgede isek, güneşinden mahrum bırakmasın; yeniyi almadan, eskiyi
attırmasın. Kulunun niyetini akçeyle sattırmasın. VERDİĞİ’ni
sindirelim, ‘Neden?’ diye sormayalım. Fırını buldu isek, ekmeksiz kalmayalım.
5 ‘Gülün dikeninde hikmet nedir?’ derseniz, ‘Kulun hatalarına askıdır.’
derim. Gül nedir? Nezaketin, zarafetin, paklığın örneğidir. Onda hata
ararsan, hataya kendin düşmüş olursun, dikenine takılırsın. ‘Küçük
güğüm dolu olur, büyüğü boşta kalır.’ demeyin. ‘Duygu RUH’ta
mıdır, bedende mi?’ denirse; RUH gittiğinde, beden gereksiz eşya
olmaz mı? Almayan suyu bilmez, bilmediğine üzülmez. ALLAH’ım bildirsin, suyunu
buldursun.
6 KABE’de toplanıldı, gönüller yoklanıldı. KABE, gönüllerin bir
olmasıdır. Gönüllerin bir olduğu yer, KABE’ye eşittir. Meşede
kütük aranır, Seyit’te katık. Dünyada aradığın nedir? O’nun HABİBİ’ni
bilmek, o’ndan Şefaat dilemek değil mi? Ondan olan her kul, Seyit’tir.
Onun katığından alanlar.
7 YÜCE ALLAH’ımın, dünyada ÖZÜ’nü dilersen, HABİBİ’ne bak. HABİBİ’ne
uydu isen, KUR’AN’ını aldı isen, bedeninde buldu isen; ‘Senin ile BİR
oldum ALLAH’ım, Kainat Sözcün’e uydum.’ dersen, HABİB’in soyundan
gelmiş olmaz mısın? Sen de Seyit gelmez misin? Soyun manası; kandan gelen
değil, CAN’dan gelendir. O seni bırakmaz, sen o’nu bildi isen. Kainatı o’nun
için, o’nu da senin için yaratmadı mı? Kalbini yoklarsan, o’nu bulursun. Canın
yandığında, kimi çağırırsın? Öyle ise canını, KENDİ’ni buldurmak
için yakar.
8 “Selam olsun sizlere, dizler dursun düzlere” dedi, ALİ geldi: “Gelmeyi diledim. ALLAH’ımın İZNİ ile, HABİBİ’nin Selamı’nı
getirdim. Kaynayan kazandan nasip alsınlar, kaselerini kepçe ile doldursunlar, her
oluşta bizi bilsinler, bildikleri gibi bulsunlar.
9 Umutsuzluk ummayanda olur, ALLAH’ımın AFFI’nı bilmeyende olur. O’nun
kulu olana, Şefaatimiz namütenahi olduğu bilinsin. ‘Kulunun
yokluğuna kıyamaz.’ denilsin. YARATTIĞI eğitir, kulunun hatasını
öğütür. Gam edilmesin, ‘Buluşmak yok mu?’ denilmesin. Buluşacağız,
kavuşacağız.” dedi, cümlenizi kucakladığını söyledi.
10 Elde ALİ dilde VELİ olsun. Her kulu O’nun ADINA gülsün. Gülde
şebnem, gecenin noktasıdır bilinsin. Gecenin oluşu, güllerin
şebnemlenmesidir. Öyle ise, neden geceyi ‘Hayırsız’ diyelim? Gaflete
düşen, O’na saygı ile eğilendir. Çünkü gafletten uyanmak, O’ndan af
dilemeye denktir. Orası burası bir oldu, KABE’de toplanıldı, ALİ sözcü
geldi. Güneşin doğuşu, ışığını gönderişinden
bilinir. Işığını gördükte, NURU’na şahit olunuz.
11 “Elde üzüm, bağda gözüm, cümlede sözüm.” dedi YUNUS’um geldi: “Geldim
gelenlere, ‘Bize de üzüm.’ diyenlere. Birer salkım vereyim, AŞK’ımı
gönüllere sereyim. ‘Kalk gidelim.’ deseydim, gelen olur muydu? Bedenden gönlü
ayırır mıydık? ‘Dünyayı değiştir.’ demedim ki, yazılı olandan uzak
kalmadım ki.” dedi, cümlenizi selamladı.
12 Kesafet, kuşun uçtuğu yerde değildir; keramet, kulun
düştüğü yerde değildir. Eğer YARATAN’ın VERDİĞİ’ne,
‘Keramet.’ dersen; sen de kerametin kendisisin. Keramet; kulun
eremeyeceğidir, kulun kula veremeyeceğidir. Sen seni yapabilir misin?
Bir bedene CAN verebilir misin?
13 “Kaşığımı alayım, kazana kepçe salayım.” dedi, HACI BAYRAM
VELİ geldi: “ ‘Kazanları kaynasın.’ dedi, ben de kazanın başına
geldim, tasımı kullarına uzattım, ‘Bana da bir kepçe.’ dedim. ALLAH’ım RAZI
olsun. Ayağına gelenin, elde destek bulanın, niyazına adımızı ekleyenin; duacısı
olduk, tasımızı doldurduk. Geçitte zorluk vermez ALLAH’ım. Gelmeyi dileyenin, gelmeden
niyaz edenin duacısıyız. CAN’da dumanı görmedik, CANAN’ın SEVGİSİ’nden
şüpheye düşmedik. Kulunun hatasında, AFFI’nda selameti gördük.” dedi,
cümlenizi selamladı gitti.
14 “Çiçeklerde aramadım, böceklerde bulamadım, demet yaptım satamadım, yeşil
yapraktan geçemedim.” dedi, HACI BEKTAŞ VELİ geldi: “Fistan giydim
yamalı, deste aldım damalı. Kulu, YÜCE’den sormalı; gönlü, bedenden ayırmalı. Güzelde
O’nu bilmeli, her yaratılanı güzel görmeli. Duvarda taşı toprağı
değil, ayrıntıyı bilmeli. Duvarın aslı; taş toprak oluşu
değil, iki yaprağı birbirinden ayırışıdır. Ayırmaktan maksat,
bölmesidir; bölmekten maksat, övmesidir, bilinmeyeni gizlemesidir. Sen de
duvarın üzerine otur, olanı beraber bul, bulduğunda O’nu bil. O zaman sen
duvarın değil, duvar senin olur.” dedi, cümlenizi selamladı.
15 “Buğdayı desteledim, şarkıyı besteledim.” dedi YESEVİ
AHMET geldi: “Şarkıda O’nu figan ettim, gülde bülbülü ağlattım, kul
elini kul eline bağlattım. Derde deva, dosta şifa; niyazında bulunur
dedim. Gemiyi ele aldık, sahilde el edenlere ‘Bekleyin size de geliriz.’ dedik,
selamı sizlere bıraktık.” dedi, YESEVİ yürüdü.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH