1 Aralık 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 YUVAMIZ’ın adına, ağzımızın tadına duacıyız. Cümleden selam aldık geldik, yollarda durduk; sayha-sayha gül verdik, gülleri yollara serdik. Sayha, perde demektir; perde, görgü demektir; görgü, sevgi demektir. Her biri, bir sayhadır. 

2 Konuyu biz seçmedik, dileyen kulu geçmedik. Kul diledi, biz verdik; ALLAH’ımın EMRİ ile geldik. Sözümüz oluşta alınır, ‘DEDE’miz demişti.’ denir. Asmayı diledi isen, bağını budadı isen; verimini beklemek, hakkındır. Kararda kalmak HAKK’ındır. ‘Kararı ben vereyim.’ dersen, yanılmış olursun.

3 Usul hakkında görüşün, teferruata inmeyin. Teferruatı inceleyen, ipi koparır. Meyanında görüştüğün görgüyü paylaştığın olur.

4 Sabretmesini bilmeyen, üzüntüye katlanmayan; ferahtan haber almaz. Olmuş, gönüller dolmuş; kuyudan değil, deryadan almış.

5 ‘Soğuk.’ dersin üşürsün, üşüdükçe giyinirsin. Sıcakta soyunursun. Teferruat odur. Asıl olan, soğuk ile sıcaktır. Çünkü kul vardır, bir ruba giyer; kul vardır, kat-kat giyinir. Her kul, alıştığını diler. Ne var ki; alıştığını değil, bölüştüğünü bulur. Zahmeti değil, RAHMET’i dileyin. Zahmetin verdiğine katlanamayacaksan, yumuşak olmayı dile. Olumunu ALLAH’ım bilir. Katlanamayacak kulunu zahmete koymaz. Kulunun olmasın diye yalvardığını kuluna vermez. Mümin olan bilir, değirmen su ile döner.

6 Kaydına yazıldı, yoluna çizildi, düğümler çözüldü. Hayır olsun. ‘ALLAH’ım.’ diyelim, dualarımız ile yoluna duralım. Güneşten yol aldı, kandiller yoluna yandı. Kuğuya günün yolunu sorsa, gölgeye çeker. Onun için yolunu kendi bilsin, kuğuya danışmasın. Eşi. Kuğu paklığın örneğidir. Ne var ki, sadece gününü anını yaşar, gölgeye koşar. Güzellik ararsan göle git, derinlik ararsan deryaya.

7 CAN idik, ‘CANAN.’ dedik. CANAN diye, yandık kül olduk. CAN’ı CANAN’da bulduk. CAN-CANAN BİR olduk, cümleyi beraber sardık. Kulu, kulun nurunda kardık. Kulu, CANAN ile derdik; CAN-CANAN-CANLAR, BİR olduk.

8 Yerde toprak, serde yaprak ararsan, gönlünü NUR ile tararsan; netice kül olmaktır. Nerde aradın, nerde buldun? Hangi gönlü kırdı isen, ALLAH’ım ordadır. RAHMET’i aradın mı, bekledin de buldun mu? Beklemeye ne gerek, her kul O’nun RAHMETİ’nin içindedir. Kessen de kesmesen de, sorsan da sormasan da; O seninle. Yeter ki sen O’nunla olasın.

9 YUNUS’um sözünü kendi açsın: “Elim açsam, yola geçsem, RAHMETİ’ni dilesem; gökten mi yağar? Toprağı açsam, ekini atsam; biçmeyi RAHMET’ten bilmeyim mi? Kulu kulda bulmayım mı, kulu O’nda bilmeyim mi? Yerde gördüğün RAHMET odur. O’nu bilmek, O’nu sevmek, O’ndan GELEN’i sevmek; sadece RAHMETİ’ndendir. O’nu bana bildiren, mademki yerdir; RAHMETİ de, yerden gelir. ÖZ olduğumda ancak O’na vardım, gönlümü RAHMETİ ile kardım. Elde yaprak, dilde toprak yürüdüm; ÖZ’de, NURUNU buldum.” dedi, YUNUS’um selamladı.

10 ŞEMS, “YM.” dedi, selamette hayreti sildi. “Güzel olacak, uyduğuna sevinecek. Niyazını aldım, ilettim. YM. Gümüş kapandı, altına yol verildi. Niyette açık kalsın, yolu açık bilsin. Tek sözüm, sadece helalde kalsın. Helalde teferruat aranmaz. Vicdanına yük olan her şey haramdır. Sözümü açık yazı yapsın, gözünden ayırmasın. Ona sadece öyle olduğu sürece sonsuz yardımım olur.” dedi yürüdü.

11 YUNUS’um yoldan sorar, yumağı düğümsüz sarar. Katığı dileyene, baldan sunar. “Kucağı dolu gelsin, yolunu bana çevirsin.’ der. ç’ye. Yol açılır, güneş seçilir. Dünya yolu. Aymayı bilen, RAHMET’e uyandır. RAHMET’i bilmeyene, dünya ziyandır. 

12 Danayı anasına saldık, ‘Sütünü alsın.’ dedik. Artanını, nasibimiz bildik. Sana danası ile anasını verdik. Evet sana. ‘EYVALLAH.’ dedik,

ALLAH’ıma emanet ettik.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH