11 Aralık 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hummayı attık, huzuru seçtik; saygıda hududu seçtik. Kuyudan su almayı dileyen, varsın alsın; sende uymaya meyil kalsın.

2 Yemeyi dilersen üzümü, deme ‘Bağdan ayırmam.’ gözümü. Ayırsan da, ayırmasan da; yiyeceğin, nasibindir. ‘Bakıma değer verilmez mi?’ dersen; bağını ektikte, köküne su verdikte; emek senin ise de, VERGİ ALLAH’ımdandır. Toprağı ermeseydi, kökünü beslemeseydi; ne verdiğin su yeterli olurdu, ne bağın verimi kalırdı. Her olayda O’nu bilin. Kim ne derse desin, inancınızı bozmayın. O, o kadar BÜYÜK ki. Senin değil karıncanın dahi, hatta mikrop dediğin görülmedik YARATTIĞI’nın dahi kaderini çizer. BÜYÜKLÜĞÜ’nün ölçüsünü, oradan dahi bulabilirsin. O’ndan dilersin, ‘Dileğimi versin.’ dersin. Senin dileğin, aslında O’nun sana VERMEK İSTEDİĞİ’dir. ‘Olmayan dilek?’ dersen; her zaman derim, olmayacak dilekte bulunmayın. ‘Kurulu düzene karşı çıkayım, düzende ben yer alayım, yıldızlara uçayım.’ dersen; olamayacak dilekte bulunmuş olursun. ‘Yetmeyeni yettireyim, ALLAH’ımdan daha çok isteyim.’ dersen VERİR. Çünkü KENDİ DİLEĞİ’dir.

3 Kulunu şaşırtan şudur; istemesini bilmeyen kulunu, bildirinceye kadar aratır. Değil. Dilekler olur, olmayanı asla görülmez. Yalnız oluşta kulu şaşırtan şudur; bazen anında olur, bazen vadeli gelir. Kulun zamanınca bazen hiç olmaz. Hiç olmayan yoktur. Ne var ki verildiği yer değişiktir. Yani alemi değiştikte olduğu görülür. Dedim ya, kul düşünür, hayal eder, ‘Öyle güçlü olayım ki, önüme geleni vurayım, döveyim.’ Niyaza değil de, hırsa girer. Bu olay. Elbet. Hayır. Yazdığım dilek, yani niyaz değildir. Beklemek şöyle şuur ile olursa. Yani sizlere güne kadar yazdım. ALLAH’ım kulunun kaderini ÇİZER, dileğini dahi ona VERİR. O’ndan GELEN’in hayır olduğunu bildikte, bu raddeye geldikte; istekler yerini, O’ndan GELEN’e uyuşa bırakır. Mademki O beni, benden çok DÜŞÜNÜR; benim düğümümü O ÇÖZER, kaderimi O ÇİZER; benim O’ndan isteyecek neyim kalır? O’na verecek aklım mı var? Dilekler, bu raddeye gelmeyenlerdedir. Dileğini dahi ALLAH’ım DEDİRTİR. Dedim ya, bu raddeye gelenlerin dileği O’ndandır. USANMAYAN O’dur, ŞİKAYET ETMEYEN O’dur. 

4 Gününün doğrultusu, gecenin eğriltisine pelesenk olmaz. Günün doğrultusu nedir? Hayır olan her niyet. Gecenin eğriltisi; şer olaylar, yani kulun kötü niyeti. Niyetin kötülüğünde; mecbur olup yaptığın iyiliğini, görgüye veremezsin. Yaptığın kötülüğe, iyiliği şahit gösteremezsin. Pelesenk tekrar-tekrar edilen sözdür. Yani kötü niyetine örtü diye, yapılan iyiliğin diyeti olmaz. ALLAH’ım örtü ile kuluna ölçü vermez. Niyetini tartar.

5 Huy ile gemiye yön veremezsin, sadece ‘HAY.’ ile verirsin. Meyvesini toplamadan, ağaç kesilmez; olmayan meyve, toplanmaz; beklemeyi denemezsen, değeri kalmaz. Gemiye yön versen de, deryaya ‘Dur.’ diyemezsin ki. Suyu yükselir, gemi yol alır. Suyu indikte, gemi karaya oturur. Kaptanı olayları bilebilmeli, suyun akımına uyabilmeli. Senin üzüldüğün, günün olayları için. ‘Karaya oturdu!’ dersen, huydan geç, HAY’dan dile. ‘Katkıda bulunayım.’ dersen; yanılmış olursun, gücüne değer vermiş olursun. Halbuki GÜÇ sadece O’ndadır. Herşey O’ndandır, O’nun ZATI’ndadır. Kainat O’nun SIFATI’nda, O’nun GÖLGELERİ’ndedir. Gölgeden maksat, suya baktıkta aksini görürsün. Evet. Suda aslını değil, aksini görürsün. 

6 Dedim ya, diledi isen O’ndan diledin. Bu dileğin, orada olacak dilekti. O’nu dileyen, neden görmesin? O’nu seven, neden bilmesin? AŞKI’na düşen, neden bulmasın? YUNUS’um der ki: “At ile at konuşsa, kul buna şahit olsa; muhakkak ki duyacağı tek kelime, ‘YARATAN’ım SANA şükür.’ Koyun ile kuzu meleşse, diyeceği gene aynıdır. Toprağın derdine düşen, kainatın sırrını deşendir. Seni senden ayırmasın, toprak seni elemesin.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

7 Yemeyi dilediğin aştan vazgeçme. ‘ALLAH’ım VERİR, günü gelir.’ de. YM olur, niyetin yol bulur. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH.

(Resim verilir)

8 Cumayı beklerken, perşembeye eklerken, çarşambayı saklarken; salıyı gönülden çıkarmadı. Günlerden değil, gönüllerden mekan aldı. Her gönülde bahçe gördü, vergiye duacı oldu. Pamuk dalında paklığı buldu, adına PAMUK DEDE dendi. Gözünün görmediği, kainatı bilmediğim sanılırdı. Gönül bağında nelerin erdiğini kul bilse, görmeyen her göze acımasa; PAMUK DEDE’nin erdiği yeri görürdü. Acımak, kulun görevi değildir. Dediğim yanlış anlaşılmasın, ‘Merhametsiz olunuz.’ demedim. Her olayı, ALLAH’ımın VERGİSİ’nde bulunuz. Sen O’ndan büyük müsün ki, VERDİĞİ’ne acıyasın? Sen sana düşen kulluk görevini yap. Yardıma muhtaç gördüğüne, gücünce yardımcı ol. Yapacağın odur.

ALLAH’a ısmarladık.