15 Aralık 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yemeni giyenle, ‘Yol benim.’ diyenle; sılaya çıktım, bulutta şimşek misali çaktım. Kainata aydın göz ile baktım. Baktım da ne gördüm? O’nda olan her şeyi, gönüllerde KABE’yi.

2 Kaseye meyi koysan, meyde sarhoşu bulsan, ben sana aradığını sorsam; ne dersin? Her aradığında O’nu bulursun. Öyle ise neye baksan, neyi görsen; sadece O’dur. O’nu olduran AŞK’ındır, O’nu bulduran meşkindir. Meşk buldurur, AŞK oldurur, mey doldurur.

3 Ben O’yum, sen O’sun. Kendini bilmeyen, oyun. Kendini bilmeyen, oyunda olandır. ‘Mest oldum, O’nu buldum.’ dersen; bulunmadık anı var mıdır? CAN’ı CAN’da bildi isen, kanı kanda buldu isen; CANAN’dan aldığındır. ‘CAN’ı CANAN’a verdim.’ dersen, ‘Kimden aldın, kime verdin?’ derim. Saltanata düşene, yoksulluğu danışma; bilemez. Aşı taştan ayıramaz. Hali yoldan göremez. Çünkü yoksulluk dilemez ki, bilgisi olsun. Amma yoksula sultanlık sorarsan; her yönünü bilir, sultan olursa uyar. Demek ki, ‘Olan olmayana uyamaz.’ denirse, yanlıştır. Gönlüne yatmadığı için uymaz. Uyuşma olmasa, fakir de sultanın haline uymaması gerekir. Halbuki rahatlıkla uyar. Sultan, uymaya mecbur kalsa, isyan eder. Neden? Dünyanın tapusu ona mı verildi? ‘Yerinde yerleş.’ diye yazı mı yazıldı? Uymaya gönül koysa, sultanlığı o zaman bakidir. Velev ki mekan değiştirdikte ola. Gönül sultanı odur. Dünya mekanı budur. Her hale uyanın, dünyayı misafirhane bilenin mekanı; dünyayı O’nun bilmektir. Dünya da O’nun, ahiret de. Ahreti baki bilenin, dünya mekanı olmaz. ‘Geldik gideceğiz, gönülleri hoş edeceğiz.’ deyiniz ki; suyunu aldığınız kadar, dileyene de verebilesiniz.

4 Her tarla, akan nehirden almaz. Nehrin kollarından. Meclisimizde olan her kul nehrin birer koludur. Her ‘ALLAH’ım.’ diyen, O’nun kuludur. SEVER ayırmadan, KORUR kayırmadan. O’nda ikilik yoktur. Dünya haline bakıp, kulunu hor görmeyin. Dünya haline bakıp, kuluna diz bükmeyin. Mademki sen kulusun, kula olanı senden bil. Seni sende, beni O’nda, cümleyi BİR’de bul. BİRLİK’te selamet, BİRLİK’te keramet, BİRLİK’te hayret, BİRLİK’te hakikat vardır. Her perdeyi BİRLİK açar. BİRLİK’i bölen, kaçar. Neden? Hakikatten.

5 İlimde HAKK’ı, HAK’ta hakikati bulmak. İlmin maddesi, manaya dayanır. Maddenin son ucu, manada çözüm olur. Onun için ilmin, maddesi-manası yoktur. İlmin beşiği madde, döşeği manadır. 

6 ‘Yandım yanasın, kor gibi olasın.’ dersem, beddua mı etmiş olurum? Bed, aslında kötü demek değildir. Kulun niyetine uymayandır. Bed, selamdan uzak kalana denir. Olmuşsa elden tutanı, bırakın uykuda yatanı.

7 YUVA’nın başındasınız, dileyene sunarsınız. Desti ile alan, daha öteye dağıtanlara da vazifeli deriz. Ne dileyeni susuz bırakın, ne de destinizi. Oluyor. Yolumuza gelenler, HAKK’ı gönülde buluyor. Olmayan yola gelmez, HAKK’ı gönülde bulmaz.

8 Çiçeğin açması, meyvenin olacağını müjdeler. Meyve olmayacaksa, çiçek açmaz. Dilemeyi değil, müjdeyi vereyim. Gelenden selamet getireyim. “Resmim onlara günümü hatırlatsın, her olayda hakikati anlatsın.” dedi. Ziyareti ettiniz, ‘Dualarımız.’ dediniz. Unutmayın; dünya halini değil, gönül sultanlığına hürmet ettiniz. SAVAŞ DEDE selam ile geldi, YUVA’da o da yerini aldı.

9 ALLAH’ıma emanet olasınız. Daha ne müjde vereyim? SAVAŞ’ı getirdim, resmini verdim.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH