23 Ocak 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 Gönüllerde huzur gördük, YUVA’yı bulduk, dünya gününü kutladık. ‘Kandiller yansın, yağı eksik kalmasın.’ dedik, duacı olduk, GARİB’e günün yorumunu verdik. 

2 Dumansız cemaatle, gönüller hoşnut olur. Her yol, hayır olduğu için açılır. Düşünce manayı dağıtır. Çünkü mana, düşünceye girmez. Çünkü mana, hakikattir. Mümanaat edilmedikçe, sözün sonu gelmez. Mümanaat; katiyette salahiyet. Katiyette salahiyet kimindir? Elbet YÜCE’nin. Dediğimiz odur. Her söz O’nun ile başlar, O’nun ile biter. Mümanaat ettikte, son bulur.

3 Güğümsüz dünya, gönülsüz ahiret olmaz. Ne itilir, ne atılır. Ayağına takılan taşın, O’ndan olduğunu bilirsen; hatayı gözüne mi, taşa mı bulursun? Gözde olsa, kör kulları her an düşerdi. Taşta olsa, gene öyle. Kabahati bulmamaya çalışmaktır, asıl olan. Yol-yol oldukta, taşı vardır. Kulunu ayırmayan ALLAH’ım; O’nun yolunda olanın, önünden taşı çekmez. Taş gene mevcuttur. Ne var ki kul, gönül ateşi ile; taşın üzerinden aşar, öylece geçer. Aslımız ile geldik, aslımızı bulalım; bilelim, bildikte AŞK’a düşelim. Olay budur. İlle ‘Oluma izin.’ dersen; ÖZ’ü çözdüm, kendimi ÖZ’de buldum, özlemine düştüm, O’na öyle kavuştum. Yemediğin aşın tadını bilmezsin, güzel veya çirkin demezsin. Onun için, kararı YÜCE’ye bırakın. İyiyi-kötüyü, doğruyu-eğriyi; O görür, O düzeltir. O’nda hata yoktur. Kul hata işledikte, yükleyecek yer aramasın. Kendi sırtını versin, yükünü kendi taşısın. ALLAH’ım onun gücüne yardımcı olur. Geçmişi düşünmeden, geleceği çözmeden geçirdiğin her an; senin yolunu açar. Her an yeniden doğar, olayları doğurur. Bunu ne geçmiş önler, ne gelecek çözer. Onun için her doğuşta O’nu bulursan, her oluşta O’nu bilirsen; EYVALLAH demiş olmaz mısın? Ne çizgin kayıtsızdır, ne yolun. Almadığın bilgi, sende kalır mı? Yamamadığın yırtık, gün gelir açılır; açıldıkta, cemiyetten kaçılır. Yemeden doyamazsın, içmeden kanamazsın. Yediğin madde, içtiğin manadır. ‘Geçeceğim köprü beni taşır mı?’ diyene de ki; ağırlığını at da taşısın. Hafifledikçe, köprüyü geniş görürsün. Değişen hiçbir şey yoktur. Mana ile dolarsan, maddeyi boşaltırsın. Madde ile dolarsan, manadan uzaklaşırsın. Asıl olan manadır. ‘Madde dilemeyelim mi?’ derseniz; dilemekle olsa, durmadan dileyin derim. Niyeti kuldan değil, ALLAH’ımdandır. Hangi kulunu KENDİ’nden uzak görürse; kuluna kulluğunu bildirmek, kendini buldurmak için; devasız gibi görünen derde düşürür, ‘OL.’ dediğini oldurur. Niyete göre verseydi, her kulu dünya zengini olurdu. Hiçbir kul yoksulluk dilemez. Onun için, daha önce verdim; maddeyi dilediğine, manayı dileyene. Her zaman derim, niyazınız O’na varmak olsun. Zaten kainatı senin için yarattı. Kainat benim de, öyle bil. Tapusunu alayım deme. Aramızda öyle diyen yok elbet.

4 ALLAH’ımın verdiğine ‘Şükür.’ deriz, YUVA’yı cümlemiz kutlarız. ŞEMS’in selamını, gönülden gönle veririz. Der ki: “ İlk geldiğini unutma. Dileğini ‘Senden aldım.’ deme. Sen nasibini aldın, ‘Almadan gitmeyim.’ demedin mi?”

MEVLÂNA’yım ben!

5 ŞEMS’in sözünü ilettim. Yuva diledin ya. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Ne var ki, ‘ALLAH’ım.’ dedin, niyaza durdun. Seni kendine döndürdü. Nasibini buldukta, ‘ALLAH’ım kulu ile beraber.’ dedin. Geldik, cümle ile merhaba dedik, niyaz ile döndük, her yönü HAK’tan dedik, ALLAH’a emanet ettik, O’nda gönüllerinizi bulduk.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH