31
Ocak 1973
MEVLÂNA’yım
ben!
1 Kuruyu yakamayan, yaş
ağaca kıyamaz. YUNUS’um YUVA’ya geldi, sohbette yolu gördü. Görgünü anlat
dedim, “EYVALLAH.” dedi, sözü aldı:
2 “Ne yolun yozu, ne kulun sözü. Her
gidene yol açık, yeter ki gitmeyi dile. Arif, sözü süzgece alandır; alim,
süzgeçten geçeni verendir. Ayrıyı siz bulun. Ariften maksat, süzgece alan dedik.
Arifin verdiğini, ancak arif alır. Arif vermese, alim yolda kalır.
‘Neden?’ derseniz, akımda dahi iki kuvvet vardır. (Müspet menfi) Biri alır, biri verir. Arifin
elediğini, alim sergiye koyar. Unutulmasın, alim olmasa da olur. Arif
olmazsa, yolun tozu kula zarar verir. Verdik sözü, aldık sazı. ‘Ne diyelim?’
dedik, cemaate uyduk. Gönlünü uykuya verme, hataları sergiye koyma, olayları
bohça edip dürme. Her olayı olduğu yerde bırak, dönüp arkanda görme. Göreceğin
hep gelen olsun. ALLAH’ımın günleri, yumuşak kullarına aydın gelsin, cümleyi
öyle bulsun.” dendi, duacı olundu.
MEVLÂNA’yım!
3 ‘Kar yağsa, cümle ak fistan
giyse, yudum-yudum kardan alsa.’ demez
misin? Paklığı kainatta görmeyi dilemez misin? Paklığa hasret kalsan,
‘Gözüm görse, gönlüm alsa.’ desen, yol münasip derim. ‘Kainatın düzeni bozulur.’
denende, yolculara yolsuzluk yüklenir. Halbuki hata, ne yolcuda ne hancıda; düzene
uymayanda, VEREN’i bilmeyende. Düzen ne ile kurulur? Sadece HAK’tan geleni
bilmek ile. ‘Düzeni ben kurayım.’ dendiğinde, düzenin bozulmasına vesile
olunur. Sürüye baktınız mı? Gidişinde hata var mıdır? Sürüye uymayan biri
katıldığı an, sürü dağılır. Amma gideceği yer, gene ağıldır.
Suyundan aldığımız, başında kaldığımız kaynaktan; ALLAH’ım uzak
bırakmasın. Olmuşu arama. OMAR der ki: “Örülmüş duvarda hata ararsan,
duvarı indirmen gerekir. Eğer indirmeyeceksen, hatayı unut.” Gözünü,
görmeyen ile bir tutma. Sakındığın her olayı, kendine yakın bil. ALLAH’ım
kulu, sakındığı olay ile terbiye eder. ALLAH’ımın lütfu. Elbet
terbiyesidir. Nasıl ki ana-baba, çocuğunun terbiyesi için hatasında
cezalandırır. Aslında o ceza değildir. Çocuk onu ancak hatası düzen
bulduğunda anlar. Uğraşın, kulun hayrına olsun ki, sana sevap
kapısı açsın. Yemeyi düşündün mü, yolda olanı da düşün. Giymeyi düşündün
mü, yolda gideni de düşün. Öyle olduğu zaman, unutma ki seni
düşünen de olur. Her yediğin lokmada, O’nu bil. Her giydiğin
hırkada, O’nu bul. O’ndan gelenleri bul. O zaman bencillikten sıyrılmış
olursun. Her yediğin yemekte, yoldan geleni düşün dedik. Lokmanı
paylaşmayı düşün ki, ALLAH’ımın vergisini bulasın. ‘Olursa yerim, olmazsa
aç kalırım.’ dediğin an, VEREN’den şüpheye düşmüş olursun. Aç
kalan yok mu? Elbet var. Sen gözetsen ne olur? Kaç kulun karnı doyar? Eğer aç kalan kul, daha önce
bencilliğe düşmediyse aç kalmazdı. Kendini buldurur, tekrar doyurur. Neden? Kuluna
olan sevgisinden. Onun için sevgisinden, şüpheye
düşmeyelim. ‘ALLAH’ımın sevgisine layık değilim.’ diyen kullarına; her
kulunu sever, kulağını çeker, sonra sevgisi ile kucaklar.
4 “AŞK’ımız ölçüsüz. Güldüğün
günde, O’nu bil. Ağladığın günde, O’nu bul.” dedi, YUNUS’um geldi:
5 “ ‘ALLAH’ım nerdesin, derdimi görmez misin?’ dediğin anda; seni
kucaklar, “ BEN BURADAYIM, SEN KENDİNİ BUL!” der. Onun için derim,
her olay O’ndan. Yanılmayın, şer değil. Seni-sana bulduranın, şer
olduğu vaki midir? Sorulanın açık manası şudur: (Hayrün ve şerrün)
Her olay SENDEN’dir, yanılsam şer desem dahi. Mademki
sonu SENİ bulmaktır, badelmevt O’na kavuşmaktır. Yorumu yanlış
yapılır, ‘Hayır da şer de ALLAH’ımdan.’ denir. Elbet her olay ALLAH’ımdandır.
Ne var ki, senin şer dediğin lütuftur. Nefsim imtihanımı verdi, benim
bedenimi sıyırdı. Neden? Mantığıma uymayandan. ‘Mümin kıldım nefsimi, sıyırdım
kafesimi.’ dendikte; RUH’umu
hür yola verdim, verdiğim an vardım. Dayandığım ağacı, varışta
gördüm. OSMAN der ki: “Ağacı yola diken, güneşin yaktığı kula gölge
verendir.” TABDUK, dergaha; YUNUS, OSMAN’a uydu. Asmayı diken, kütüğe
bakan başka; suyunu sıkan, güneşe koyan başka. Meyhanede satan
başka, içip sarhoş olan gene başka. Asıl olan; el-ele verip
birlikte kalmak, asmadan geleni bilmek. Oyunu kime versen, kazanan o olur. Ayırım
yapmazsan, kazanan sen olursun. ‘Asmayı dikendedir güç.’ dersen, üzümü sıkanı
unutmuş olursun. ‘Üzümü sıkanda güç.’ dersen, meyhanede sunanı
unutmuş olursun. BİRLİK’i bulursan, dirliğe girersin, kainatın
düzenine ayak uydurursun. BİRLİK’e uyarsan, dağılımdan uzak
kalırsın. ALLAH’ım toplamaktan aciz değildir. Ne var ki kul, bünyesinde
toplanmayı bilsin. Unutulmasın; hakikat topluluktur, hakikat beraberliktir. ‘Karnım
doydu şükür.’ diyen, cümle için şükretmelidir. ‘Ben doydum, ya aç
kalan?’ demeyin. Madde doyurmaz. Yaşadığın müddetçe yersin, yine
doymazsın. Her tok yattığın gecenin sabahı, aç kalkarsın. Halbuki mana
öyle değildir. ‘Manaya doyulur mu?’ derseniz, işte ayrılık odur. Maddede
doyarsın, manaya doyamazsın. Her
an açsın. Açlığını bildiğin müddetçe, doymaya çalışırsın. Bir an
gelir, açlığını da unutursun. AŞK’ta tiryakilik yoktur, çünkü
tiryakiliğin sonu vardır. Halbuki AŞK, sonsuzdur. ‘Kul oldum bilmedim,
VERDİĞİ’ni görmedim, düğümünü çözmedim.’ dersen, ihlastan
ayrılmış olursun. Çünkü kuluyuz biliriz, dara düşer ‘ALLAH’ım.’ deriz,
düğümü O’nun çözmesini bekleriz. Biliriz ki O’ndan başka çözen yoktur.
Yediğim dünyanın, giydiğim dünyanın, aldığım
benim. Aldığım ALLAH’ımın EMRİ’ne uydu ise, kazancım büyüktür. Fistan
ile yürüdüm, fistanı dürdüm sandığa koydum, bedenin kaldığı yerde
gördüm. ‘Demek ki, beden de dünya malı imiş.’ dedim. ‘Beden dünya malı da
olsa, madem ki O’nun vergisi, ÖZ’üme
emaneti; hakkını bilmeliyim, sorgudan kaçmalıyım.’ densin, emanetine
hak tanınsın, eziyetten uzak tutulsun. Yeterince aşına, yeterince
başına bakılsın, aşının vergisi bedene zararlı ise almazsın.”
6 ALLAH’ıma
emanet olunuz, cümleniz selameti bulunuz, sözümden niyetlerinizi alınız. Daha
önce dedim, arif olan alır, sözümü elekten geçirir.
ALLAH’a
ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH