1 Şubat 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 GÜCÜN’den diledik, VERGİN’den bekledik, YOLUN’da yürüdük. Olanı hayır bildik, SABRIN’a büründük, HAK OLAN’a sarıldık, ‘Kainat.’ dedik salındık. Ne gocunduk, ne yerindik.

2 Her olay vaktini bekler, her vakit geleni ekler. ‘Güçlüğü...’ demeyin, olacaktan korkmayın. Olacağı da, geleceği de; hazırlayan O’dur. ‘Biliriz.’ derseniz de, bilmekten değil, uymaktan maksat hasıl olur. Lüzumu olmayan toz, dünyada yer almaz. Hiçbir yaratılan boş kalmaz. Geleceğin derdine düşülmez. Oymayı bilene, çevreyi dürene dedim.

3 Alamadığım yemişi ‘Çürük.’ dersem, alana söz etmiş olurum. Bahsettiğim konu, ‘Yola çıkamam, bohça düremem.’ diyenedir. Kavlini bozmazsan, niyette kalmazsın. Ne niyetle, ne zahmetledir. Sadece rahmetledir. ‘Aşamadım köprüyü.’ diyen, köprüden beri kalandır. Aşamadı isen, ne senin ne yolun hatasıdır; sadece kaderin çizgisidir. Şüphen mi var? Kaderini sen mi yazdın, geleceği sen mi dizdin? Attığın adım dahi, O’nun çizgisindedir. Çizgiden çıkmaya, niyet dahi kuramazsın. Niyetini kurduğun an, O’nu karşında bulursun. Sözüm anlaşılmadı. Karşında bulduğun, niyetinin aynasıdır. ‘Kötü niyetli insanlar yok mudur?’ dersiniz. İyi niyetli insanın karşısına kötü olay gelir mi? Kötü olaydan maksat, kulun kötü niyetini terbiye. Daha önce dedim, kulun kaçındığı karşısındadır. YUNUS’um der ki: “Sözü açayım, misal vereyim. Kul nasibi ile yetinmezse, komşusunun nasibine göz koyarsa; ALLAH’ım, onun niyetine kapı açar. Açtığı kapı, ayna misalidir. Niyetin kötülüğünü, orada görür. Çünkü hiçbir kötülük, cezasız kalmaz.” Başından beri verdik. ‘Olaylar, neyden gelen ses misali hoştur.’ dedik, sana hoş gelmese dahi. Niyetini yokla, HAK’tan ayrı mıdır? Öyle ise, olacağı O’na havale et ki; geleceği bilesin. Misal verildi, kötü niyete verilen ceza söylendi. Ne var ki, ALLAH’ım tarafından verilen ceza, kuluna kendini buldurmak içindir. Onun için, kulun beddua etmesi; yersizdir, yolsuzdur.

4 ‘Cennet-cehennem?..’ dendi, görenden-görmeyenden soruldu. Cennet de cehennem de, O’nun yarattığı değil mi? Elbet vardır. Ne var ki, odun ile yanmaz, su ile sönmez. Cennet-cehennem, kulun gönlündedir. Zebani dediğin, ALLAH’ımın MELEĞİ’dir. ‘Gönlünde nasıl olur?’ dersen; dünyayı dürdükte, huzura vardıkta; bulduğun cennettir, bulamadığın cehennem. ‘Bulunmadık nedir?’ dediğin; BİRLİK’e uymazsan, ‘ALLAH’ım.’ demezsen, yarattığın sevmezsen; nerden neyi bulmayı dilersin? Sevgiden uzak kalan, kainatın sıfatına hürmet etmeyendir. SIFATI’nı bilmeyen, ZATI’nı dilemeyendir. Dilemediğini bulur musun? Dünyada neyi tespih ettiysen, ahrette onu alırsın. Vergisi, kuluna. Vergisini alayım, sevgiden uzak kalayım dersen; neyi bulmayı dilersin? Görüntüde hata olmaz. Dileyen kul, layık olduğunu alır. ‘ALLAH’ım.’ diyen her kul, O’nu bulur. AŞK’ın lisanı yoktur. Aşık olan her kula. Onun için ALLAH’ım anılsın, gönülden geldiğince. ‘Niyazda hata oldukta, ALLAH’ımın kabulü değildir.’ dersen, hataya sen düşmüş olursun. Dilsiz kul ALLAH’ımı anamaz mı? Dilinde hata olan, niyazını edemez mi? Niyaz, gönülden geldiğincedir. ‘ALLAH’ım, SANA inandım, SANA sığındım, SANA güvendim.’ dediğinde; ALLAH’ımın kabulü değil midir? Daha önce dedim, AŞK’ın lisanı olmaz, kul kula ölçü vermez, hatanın vukuu ölçüyü silmez. Bilmediğin hatadan, sorumlu olur musun? 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH