23
şubat 1973
MEVLÂNA’yım
ben!
1 YÜCE’nin vergisine, kulunun
görgüsüne, cümleye sevgisine; gönül dolusu sevgimi ekledim, cümleyi selamladım.
Yolumuz birdir, gönlümüz beraber. Ne darlıktan sakındık, ne güçlükten yakındık.
2 Günün olumunda değil, günün yorumundadır
hata. Gölgeyi, yanmayız diye dile. Yeniyi
almak için, eskiden geçme. Yeniden aldığın nedir? Düştüğün AŞK,
doyulmayan HAK AŞKI. Eskiyi atma dedim, sevgini söyledim. Sevgi, kainattır.
Sevginin bittiği yerde, AŞK başlar. Zembil içindekini saklar, onu
sadece taşıyan bilir. ALLAH’ım dileyen kuluna sunar. Layık olan kulunu önce
sınar. Sunduğunu asla geri almaz, çünkü aldanmaz. Mutluluk O’nu bilendedir,
mutluluk O’nu sevendedir. Sadece O’ndan beklediğin, O’nun verdiğine
EYVALLAH dediğin andan itibaren, huzur senin olur. Günün gönlünce aydın
olsun, selamet EYVALLAH diyenindir bilinsin. Çiçekleri gördün mü, tane-tane
derdin mi, menekşeye eğildin mi? Menekşe bütün güzelliğine
rağmen, boynu daima büküktür. Gene de önünde diz çökülür. GÜL asla boyun
bükmez, niye? Çünkü diğer çiçeklere sözcüdür. YÜCE’den başkaya bakmaz,
aramaz; olan- olmayan nedir diye sormaz. Sorgusuzluk, vasıflarından biridir. Güneşe
duralım yanalım, gölgeye dönelim. Ne var ki gölge ağaçtan gelsin. Dayanılmayacak
üzüntüye, kulunu bırakmaz. Düşenden sabrını mahrum etmez. ‘Varsın O’ndan
gelsin, sabrı ile beni ihya etsin.’ deyiniz. Gümüşü almak, altını almaktan
kolay mıdır? Altını almak gönlüne uygundur, gümüşü almak nasibine.
3 ‘Camiye gideyim mi, namaza durayım
mı?’ dersen, ALLAH’ıma varabildiğince derim. Çünkü ALLAH’ım ne yapıda ne
kapıda; gönlündedir. Nerde olursan ol, nasıl dilersen dile, sadece ALLAH’ım de.
Umduğun gibi olur. Gönlün HAK’ta, yolun pakta. ‘Yemeniyi giyelim, bağ
yoluna girelim.’ dersin. Yemeniyi çoktan giydik, bağı budadık, gönlümüzü
ALLAH’ıma adadık.
4 “Dünya haline uyulur, olanda
üzüntü duyulur. Üzme. Gönlün ile günün olayı karışmaz. Selam ile geldik.” EYÜP
HAZRETLERİ:
5 Döşekte pamuk dinlendirir, tarlada pamuk bellendirir. Nerde
harcarsan, orayı doldurur. Kırlangıcı gördün mü, yuvasına girdin mi? ‘Nasıl
gireyim?’ deme. Girmek; ayak ile değil, göz ile de gönül ile de olur. Ayak
ile beden girer, göz ile nazar. Giren gönlün olsun, kırlangıcı dahi hoşnut
etsin. Gönlünü gördüm. ‘Ulaşılmayan dağa varayım, HAK ile bir olayım.’
dersin. Unutma ki, ulaşılmayan dağ olmaz. Yola çıktık ta güvercine
değer veren, kumruyu huyu ile bilen, bülbülü sesinden tanıyan; kainatı
sarmaya çalışandır. Kuyuya ses verme. Gönlünü bildiğince aç. Her
olayı yerindedir de. Yediğince O’nu bil, gördüğünce O’nu bul, sevdiğince
O’nunla ol. Meyhane yamayı siler mi, yolunu bilmeyen kulu derer mi? Yolunu
bilmezsen sorarsın. Günde dergahı nerde bulayım dersen; günde dergah gerekmez, çünkü
dilediğini bulamazsın, gönlüne uyanı alamazsın. Sunduğum
senindir, her dileyenindir. Vermekten sakınmam, benden değil YÜCE’dendir. Dilediğin
an, dilediğin kadar sunmaya vazifeliyim. Kul, kuluna vazifelidir. Müsaade
yerinden geldiğinde, sözüm değerini bulur. Kulun kaderi bir defa
yazılır. Sabır koruğa erdirir, kulu oldurur; deme öldürür. Daha önce dedim,
kul kaderinden kaçamaz, ermemiş buğday biçemez; köprü yok ise, sudan
geçemez. Mümin kulun en büyük huzuru, sabırdır. MEVLÂNA denildi, ömrüne göz
atıldı mı? Aymayı, YÜCE’nin EMRİ ile bildim; O’nu, ŞEMS’te buldum; dünyayı
böldüm, bölüşte hatalı olduğumu bildim. Biliş de buluştur. Güzellikte
aranan nedir? Ne sınırı vardır, ne derinliği. Kanala dolan çöpe söz
edersen, hatayı kendinde ara. Çöpü kanala gelmeden temizle ki, sana zarar
vermesin.
6 “YUNUS’um
geldim, sözde en güzeli buldum, YAR ile BİR oldum, şârda zirveyi
bildim. Şârda zirve nedir? En yüksek ağacın doruğu. Gönlümce gezdim, her sese
kulak verdim. Ses çoğaldıkça, niyet azalır; ses çoğaldıkça, birbirine
sarışır. Hiçbiri sahibini bulamaz, ses alan sorumlu olamaz. ‘Zirve
de zorlu.’ dedim, bağ yoluna koyuldum, güneşte durdukça soyuldum.
‘CAN evim, CANAN yuvam, birbirinize yetersiniz.’
dedim. YM.” dedi, YUNUS’um yürüdü.
7 Sohbete yol açtım. Yol dileyene
diyeceğim şudur; ‘Almaktan kaçınma, vermekten bıkmam. Sözünü sakınma,
hak yolundan ayrı kalmadıkça. Tereddüt edecek kul, zaten yolumuzu bulamaz. Allah’ıma
emanet olunuz, cümleniz selameti bulunuz.
8 Halkayı-halkaya geçirirsem; ele
geçen, kayguyu silendir. Sudan alan, suyun aktığı yere durandır. Varsın
çamur desin, toprağa söz etsin; güneşin yakışına bakar. Çamur
topraktan suya akar, kaygu niye? Kilden olan çamur, kaydırır; sanma zarlıdır. Hatayı
ne kulda ne suda ara, kulun yaratılışıdır. Kil nasıl toprak çeşididir,
kul da öyledir. Kilin yapısı alınca, kaygan olursa da; yeterince verirsen, testiyi
ele alırsın. Kışta karı, yazda gölgeyi ararsın. Sebebini sormazsın. Kanuna
karşı durulmaz. Kulun eline kaderinin yazısı verilmez. Verilse okumayı
bilmez. Okusa çizmeye gücü yetmez. Olacaktan kaçılamaz. Ne kadar gayret olsa, çizgiden
çıkılamaz. Kuytuya gideyim, ölümden korunayım diyen, yıldırımı düşünmez. Dünyayı
misafirhane diyen, konuğun hatasını hoş karşılar. Gurbete uzak
diye bakma. Uzaklık, bedendedir. Gönüller yakın olsun, aradaki mesafeyi örtsün.
Amelini düşünen, geçitten geçende dönüp arkasına bakandır. Gücünü sakınan,
VEREN’den şüphe edendir. Kulun değerini kul veremez, ALLAH’ımın
gördüğüne eremez, katında hoşa gitmez. Şekerin tadı ağızda
oldukçadır, biberin tadı daha uzun sürer, çünkü canını yakar. Onun için üzücü
olay, daha geç unutulur. ‘Olayın çözümü, sende bende olsa; el-ele verir, dünden
çözerdik; kaderine daha güzel yazı yazardık.’ desem yersiz. ALLAH’ım kulu için,
en güzel yazıyı yazar. Yazıyı bozmak, ne sende ne bende; en güzeli, ‘ALLAH’ım
YAZAR.’ deyip uyanda. Taş taşa vurursa kırılır, vurula-vurula
ufalanır, suda değerini bulur. Kaderin bağına söz etmek, örümceğe
neden ağ örersin demeğe benzer. Gelenle-gülenle beraber olduk, cümlenize
aydın gün diledik. Olandan ayrı kalınmaz, şer denilene ALLAH’tandır
denilende, huzursuz kalınmaz.
ALLAH’a
ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH