27 Şubat 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 “YUNUS’um geldim, cümlenizi selamladım. Gayreti hüner bilenden hüneri silersen, gayretin boşluğunu görürsün. Gayretin boşluğuna hayret edene, ‘Nasip O’ndandır.’ dersin.”

2 Çizginin sorgusu yapılır. Yolunda gidişinde, durana sorarsan, ‘Beklerim.’ der; sözün bitişini sorarsan, noktalar. Kısa süreli çizgimiz noktadır. Mayası nerden olursa olsun, unutulmasın ki un ile sudur. Unun anası topraktır, toprak veresiye kul alasıyadır. Toprak verir bıkmaz, kul alır bıkmaz; yolun gidişine kul nasıl gönül koymaz? ‘Aldım-vermedim, gördüm-bilmedim, geldim-dönmedim.’ demezsin elbet. Çiçekleri derledin mi, düzlüğe serdin mi, demet yapıp dağıttın mı? Gönlümün bahçesi öyle büyük ki; cümleye dağıttım, her kulu gücümce eğittim. Ne var ki, eğilen ile bir olmadım. Kul eğilmez kul önünde. Yenilenmek istersen, an içinde anı yaşa. Her an yeniden doğuşundur, eskiden sıyrılışındır. An siler, an yeniden yazar. ‘Sonuca bakalım, kandili yakalım.’ derseniz, sonun nerde başladığını bilir misiniz? YUNUS’um der ki: “Ceht ile ahvale bakarsan, efkara düşersin.” Çünkü ahvalde, cehte değer var mıdır? Yanılmayandan olunuz, el bağlayıp oturunuz demedim. Manayı dilersen bulursun, nasibi YAZAN’dan alırsın. Yaşamak, çalışmak ile kaimdir elbet. Çalışmanın yaşayana zarar vereninden kaçının. Koşuya çıkan atın gayreti, neticeye kadardır. Neticeden sonra da aynı hızla koşarsa, çalışmanın ötesine geçmiş olur. Nameyi dinleyen, sözün tadını bal ile alandır. Küfür, kulun gözüne toprak atandır. Dileğimiz gibi söylemek zevkimiz olsa da, dilendiği gibi söylemeyi edepten sayınız. Şahın değeri fistanındadır. Fistanı sıyırdıkta; senle-benle bir olur, selameti O’nda bulur. Selamet ona, senle-benle kapı açar. Senle-benle bir olmadan, sanılmasın kapıdan geçer. Gurbette yolcuya sorsan, sıla şarkısı söyler; vardıkta, doğuşu heceler. NURU ile gezdik mi, NURU ile kaldık mı; gönlümüz bahçedir. NURU’nu harcadık mı; bağımız kurur, bahçemiz solar. Zannedilir ki kul, dünyada öyle yaşar. Yaşamak beden ile değil, RUH iledir. Bedenin ayırdığı nedir? Dünya yaşantısı. RUH’un niyeti, bedene diyetini ödetir. Olmayacağı niyet edersen, yürüdüğün yoldan dön derim. Olmayacak nedir? ALLAH’ımın emretmediği. ALLAH’ım KUR’AN ile; olacağı vermiştir, olmayacağı vermiştir. Çalayım dersen, niyet edersen; olumlu mudur? Niyetin diyetini, beden dünyada öder. RUH’un diyeti öteye kalır. Çeşmeye su gelmezse; çeşmenin değeri ağırlığında kalır, veriminde değil. Sohbetimiz tatlı gelsin, cümlemize bal sunsun.

3 OMAR der ki: “Diktiğin ağaca, su ver gölgede. ‘Neden?’ dersen; su ile güneş, birbirine verir ateş. İki ateş bir olursa kavurur. Onun için biraz su, biraz güneş gereklidir. ‘Aynı manada değil mi?’ denir, değildir. Biri farz, öbürü sünnettir. Ne var ki, her ikisi de şarttır.” Her şeriat birbirine müstenit midir? Olana bakarsanız, ‘Öyledir.’ dersiniz. Olanın değil, VEREN’in yargısıdır. VERDİĞİ, kulun görgüsüdür. El-elde olursa, sıcağı alırsın. Nedendir? Soruya verdim. El-ele kim tutar? Elbet dost. Elini her kula uzat, düşman da bilsen. O zaman ele de güzel gelir, dost-dostu bulur. Dostluk el-ele verme ile başlar. Her iki elini, bir dostuna vermezsin elbet. İki el sana, iki dost kazandırır. Unutma ki iki dostta da, dört el vardır. El-el ile büyür, cümle ile BİR olur. BİRLİK, dostluk ile başlar. BİRLİK, elden-ele değil, gönülden-ele aktarılır. ‘Bende olan sende yok!’ deme. Her kul ayrı değerlendirilmez. Ne var ki, değer noktasını bulmak gerektir. Meyde her kul aynı tadı bulmaz. Kimi sarhoş olayım, kimi kendimi unutayım, kimi de ‘YAR’i bulayım.’ diye alır. ‘Sarhoş olayım.’ diyen, yolunu arayandır; ‘Kendimi unutayım.’ diyen, dünyayı silmeye çalışandır; ‘YAR’i bulayım?’ diyen, her ikisinden de öteye geçendir. Ne var ki, ulaşan değil. Çünkü ulaşan, YAR’in gönlünde olduğunu bilendir. Günün her anı sende midir? Soruya verdim. O elbet sende. Ne var ki, sen O’nda değilsin. O sende olsa; ne nasip kaygusuna düşer, ne olaya çözüm arardın. Bilirdin ki her olayı çözecek, sadece O’dur. Cümlenize EYVALLAH diyelim, selamet dileyelim.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH