6 Haziran 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 Manayı bilmeyen uymaz, almayan duymaz, silmeyen dünyayı gülmez. ‘Manayı bilmenin yeri nedir?’ derseniz; maddeyi silmek, olana uymak. Maddeyi silmek, her şeyden elini çekmek değildir. Yerli yerince, kulun gönlünce, ALLAH’ımın EMRİ’nce olan her hal; manaya adımdır.

2 Cümlenize selam olsun, meyhane mekan olsun, gül yaprağı yakan olsun, ömrün gül misali geçsin, seyreden her yıldızda, kulun adı dillensin.

3 Kuşağı dar yapmayalım, sıktı diye şikayet etmeyelim, karınca ile arıyı bir tutmayalım. ‘Olmuş.’ denenin muhasebesinde, hataya düşersek; etrafı suçlamayalım, olacağın yolunu kuldan beklemeyelim. Gurbette olanın, yolunu bilenin; HAK ADI’na niyazında, selamet görülür. Mayası ALLAH’ımın iznince yoğrulur, (Gurbetten kasıt RUH mudur?) Gurbette olur mu? RUH her an aranızda. Gurbet, madde olan alemdedir, bedenden ayrılandır. Kulun RUH’u da her an aramızdadır, ayıran bedendir. Ayağını attığın, adım-adım gittiğin yer; senin uyduğun yerdir. Ağacın gittiği görülür mü? Aymayı bilene sözüm. ‘İtaat nedir?’ denir, ölçü aranır. ‘Aşı-yaşı büyükse, ona nasıl olmaz denilir?’ dersiniz. HAKK’ın EMRİ’nden uzak olan talebe cevap caiz değildir. Varsın yaşı büyük olsun, dilerse seni sofrasından kovsun. De ki, ‘ALLAH’ım kapımı kapamasın.’ Cevabım özel değildir. Daha önce dedim, kurum dolan bacaya yol açmak gerekirse; hem etrafın, hem de fistanın kirleneceğini düşünme. Su ile arıtırsın, ne var ki dumanını anında uzaklaştırırsın. ‘Sahibiyim.’ dediğin her varlığın, senden uzak kaldığını unutma. ‘SAHİBİ’sin ALLAH’ım.’ dediğin an, her varlık sana da kayıtlıdır. Çünkü o her varlıkta benim dediğin an O’ndan ayrıldığın andır. ALLAH’ım ayırmasın, gönlüne duman koymasın. Celbedilen sanığın inkarı, katiyen bilinir, suçun delili aranır. Verilen cezada umut yoktur, neden? Kuldan bildiğinden. ‘ALLAH’ımdan.’ desen; cürüme teşebbüs etmezsin, HAK YOLU’na haram katmazsın.

4 “Cümlenize selam olsun.” dedi YUNUS’um geldi:

5 “Sohbete yol açtıkta, aşımız el ele dolaştıkta; ekmeği tuza bansan da olur. Sohbette sözün tadı, gönülleri doyurur. Güzel olan PEYGAMBER Sofrası’dır. Gelen bulan, gülen sevinenle; gönül neşe bulur, huzur kulu doyurur. Gölgeyi, güneşten yandıkta anarsın, bulayım der dönersin. Umduğunu bulmazsan, YARATAN’ı yaratana şikayet edersin. Ayağını vurursan, taşı suçlarsın. Yerini bulmana, gölgeyi aramana, yardımcı kim olur? Açılan yarayı kim örter? Cemaat toplandıkta, sohbet bir ağızdan edilir, cümlenin gönlüne bağlanır. Bağda kimin hizmeti vardır? Varlığını bildiğin, ‘Yolum uysun.’ dediğin. YARATAN’ı gördün mü? Yarattığını çok gördüm, sevdim, YARATAN’ı öyle buldum. CAN CANAN’da doğar, CAN bedende doğar. ‘Ne demek?’ dendi. Beden CAN’ın dünya elçisidir. CAN’dan gelene, bedeni uydurabilirsen; kainat senindir. Bedeni CAN’a uydurdun mu; kainat bil ki silindir olur, seni her an üzerinden atabilir. Düştüğün boşluk, CAN’ına terbiyedir. ‘ALLAH’ım.’ dediğin an, elinden tutulduğun andır. Cümlenin geldiği, yoluna uyduğu gün; sohbetimiz sizlerledir.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

6 ‘Kaydımız silinir mi, yoksa anı anına yazılır mı?’ derseniz; yazıda kayıtlı olanları, doğuştan verilenleri, daha önce yazdım. Kaderin etrafında dönen olaylar, kulun niyetince verilir. Ne var ki onu da YAZAN, TEK KALEM’dir. Kul onu ne yapsa, kimle anlaşsa bozamaz. Masaya koyduğun aşı, tadı ile tuzu ile sen hazırlarsın; yiyebileceğin nasibindir. ‘Ya nasip.’ dedin mi, yiyemediğinde gözün kalmasın. Cumanın fazileti, çarşambada yok mu? ALLAH’ım her günü kuluna vermiş, ‘DİLEDİĞİNİ HER GÜN BULSUN.’ demiş. Mesnetsiz sözün, kayıtlı olmadığı bilinsin. Cumanın özelliği, salının güzelliğini gölgeler mi? OSMAN’ın halifeliği, OMAR’ın halifeliğinden üstün mü? Birinin adaleti, öbürünün celadeti, HAZRETİ ALİ’nin kuvveti, HAZRETİ EBUBEKİR’in sahaveti. ALLAH’ımın, kendilerine LÜTFETTİĞİ SIFATLARI’ndandır. Her halleri ile hallenelim, karınca kararınca nasiplenelim. Analarını, bacılarını örnek alalım, onların halleri ile hallenelim. Hallerini alırken, özelliklerini dedik. HAZRETİ HATİCE’nin analığını, HAZRETİ FATMA’nın kadınlığı, HAZRETİ AYŞE’nin düzeni, HAZRETİ MERYEM’in tutumu. Tutumundan maksat; muayyen günden uzak kalması, hurmayı kendine meyan bilmesi, olan olayı ALLAH’ım ile paylaşması, O’nun ile dertleşmesi. “Derdime derman ALLAH’ım.” dedi, O’ndan bekledi. Kulunun ona veremeyeceğini bildi. HAZRETİ AYŞE’nin cömertliği; vergisinin O’ndan geldiği, O’nun yoluna dağıtıldığı bilinsin.

7 ‘YA ALLAH!’ dedik, sözü HACI BAYRAM’a verdik.

8 “Andığınız, ‘ALLAH.’ diye yandığınız, sakinin dahi olumunu hoş gördüğünüz günde; cümleniz HAY VASFI’na nasiplenmiş olursunuz. Manayı açmakta, umduğunu bulmak vardır. HAY VASFI’nda kulunun gönlünü, bedeninden sıyırmayı anlayalım. ‘Nasıl sıyrılır?’ derseniz; bedene tabi olan CAN, manadan nasipsiz kalır. Beden ile RUH’u birbirinden sıyırmak, yani RUH’u canlı tutmak. Cümlenize HAK YOLU, cümlenize nasip yolu açılsın.” dedi, cümlenizi selamladı yürüdü. 

(HACI BEKTAŞ VELİ HAZRETLERİ’nin resmi verildi)

9 HACI BEKTAŞ VELİ HAZRETLERİ der ki: “Kimse kimseyi bilmesin deli. Gelen gülsün, giden bulsun. ‘RABB’im; SEN’den geldim, SENİ bildim, SANA vardım.’ desin.” dedi, t kuluna hediyesini verdi. Kızının da ULUSU’dur.

10 ALLAH’ıma emanet olasınız, kainatı gönlünüzde bulasınız.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

celadet: yiğitlik, kahramanlık.