|
25 Haziran 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yuyanın sözünden, çalanın sazından; haz duyulur, yumuşak yol bulunur. Uymayanın uymaması, gül bahçesinde yeşeren otlar misalidir. Gülü koruyalım, otları temizleyelim derseniz; elbet hata olmaz. Mümin olan bilir; mümin olanın yolu, olmayandan temizlenir. Derseniz ki ‘Otları da ALLAH’ım yarattı.’ Unutulmasın, her şey yerinde güzeldir. Ot at beslemeye. Gül bahçesine atlarsa, akıbeti yolunmaktır, gül için korunmaktır. Kumun olduğu yerde, taş göze batar. ‘ALLAH’ım görmez mi, yoluna koymaz mı?’ denirse, elbet koyar. Ne var ki ALLAH’ım, kuluna aklını-mantığını kullansın diye verir. Kul mantığını harcarsa, tozlu yolda kalır. 2 Camiye, her namaz kılayım diyen girer. Sohbete; her ‘ALLAH’ım!’ diyen, sohbetin erkanına uyan girer. Öz doğru, söz doğru; YUVA’nın yolu eğri mi? Ekinin tazesi gözü, ermişi mideyi doldurur. Oymayı dileyen, sohbetimize katılandır. Oymayı dilemeyen, ‘Söz.’ diye gelene de kapımız açık. Sohbetin dışında, dünyanın hali görülür. Her kul, gönlüne yatan ile gününü geçirir. Murat; her kulun yolunda olması, gönlünü her gönle uydurmasıdır. ‘Günüm yumuşak geçsin.’ dersen, gönül-gönüle yatkın olanı seç. Yatkın olmayana ‘EYVALLAH.’ de geç. Sohbet HAK SOFRASI’dır; tatlı da olsa, acı da gelse yersin, tadını sadece ağzında bulursun. Dedim; sohbetin dışında, uzak durursun. 3 ‘Olmuyor.’ demeyin, OLDURAN’dan bekleyin. Yenmedik meyve atılır, yediğin aşa elbet su katılır. Ayağını yormadan, yolu yürüyemezsin; yorganını örtmezsen, ısınamazsın. Kaide bozulmaz. Her çiçeğin yaprağında ne görülür? Önce gelen yaprak,; hem daha büyük, hem daha güçlü. Sonra gelen yaprak, daha yüksek olsa da; hem küçük, hem güçsüzdür. Oluşu sadece süstür. Güçlüğü, hizmetindedir. Ne var ki; güneşin kuvvetinde ilk sararan, küçük yapraktır. Emek, daima önden gelene düşer. Saygı, sevgiyi besler. Saymasını bilen kul, sevilmekten mahrum kalmaz. Saygısız kul, er geç hakarete uğrar. ‘Çevremi kırmayım, imtihanımdan kalmayım.’ diyen; elbet HAK YOLU’ndadır. ‘İmtihanıma çevremi de alayım, halimi kolaylayayım.’ diyenin halinin ne olacağı bilinse, el-elden uzak kalırdı. Olaylar, yürür gider. Yürümeyen, sadece niyettir. Niyet, kesin karardır. Karar YÜCE’nin, niyet senin. ‘Ağacı dikeyim.’ niyettir, ‘Meyvesini yiyeyim.’ niyettir. Yemek, nasip. Niyetini mantığın kurar, oluşunu ALLAH’ım. Olacak niyeti; mümin kuluna kurdurur, niyetini er geç oldurur. AŞK’ının aldığı, kime verdiği; an be an okunur. Kul niyeti ile imtihan edilir, yaşantısı ile değil. Yaşantın BEZM-İ EZEL’de yazılıdır, niyetin de günü gününe çizilir. Sen hangi gücün ile çizersin? İmtihan beden ile değil ki. BEZM-İ EZEL’de bedenin çizgisi yazılıdır. Dedim ya, deryada buharlaşan su imtihanını nasıl verir? Su halinde iken mi, buz halinde iken mi, yoksa kar halinde iken mi? Sadece döküldüğü yerde. Her hali HAK tarafından yazılmıştır, niyetine uymuştur. Bazen rüzgara boyun eğmiştir, toprağa düşmüştür; bazen dağları aşmıştır, dağdan deryaya düşmüştür. İşte imtihan, o niyetten meydana gelmiştir. Kararı VEREN de, VERDİREN de YÜCE’dir. Sadece niyetin HAKK’a dönünceye kadar, seni o yolda oyalar. Niyetini oldurur, oldurdukta hatanı buldurur; HAK YOLU’na döndükte, olumunu gösterir. Birinde kuluna hatasını buldursun diye niyetini oldurur, öbüründe mümin kuluna niyetinin sevabını gördürür. Evimi kurayım, dayayıp döşeyim derken; gücün var ise düşünürsün, niyetini kurarsın. Maddi varlığın yok ise, niyet nedir? Hayal. Aynayı duvara ters asarsan, gününü göremezsin, tenini soramazsın. 4 Amade olduk, her güzeli sevdik. Sevdik,
güzel diye kainatı sardık. Dünya işi, pişir aşı, kaldır
kaşı, atma taşı. Olan olur, bilen alır, gören bilir, olsa yürür.
Sormuyorsa vermezsin, sarmıyorsa dermezsin, çatının örtüsünü kaldıramazsın, olanla
yetinirsin. Niyazında beklenirsen, teferruata düşme; mescit kurayım diye,
gününden geçme. Kulun mescidi, kainatın her yanıdır; KABE, kulun yönüdür. ALLAH’a
ısmarladık.
|