15
Ağustos 1973
MEVLÂNA’yım
ben!
1 Kuyuya yol sormadık, yolumuzdan
yakınmadık, kucağa taş koymadık. Elimizi salladık, yolumuzu gözledik,
‘Günüm hayırdadır, EYVALLAH.’ dedik.
2 Mümin olan; eli açık gezer, sadece
gidiş yolunu gözler. İz ararsan yere, söz ararsan dile bakarsın. Sözün
tatlısına güler, acısına ağlarsın. Demek ki ne yerdeki iz, ne eldeki
sazdan değil kulun gülmesi ağlaması. Dilimizi hoş tutalım, kulun
sevincinden gönlümüze maya katalım. Çayırda gördüğün, koyunu kuzuyu
sevindirir. Onun sevinci, senin sevincin değil midir? Cevizin çetini
taşla kırılır. Elle kırılanı da, taşla kırılanı da aynıdır; fark
kırılıştadır. Cevizin içi, RUHLAR; dışı, nefis-niyet. Bedeni diri
tutan, RUH ile CAN. CANAN RUH’undur, dolayısı ile O. CAN ile CANAN, BİR; bedeni
buldurur, bedeni siler, KENDİ’ne götürür. İdrakten önce, sadece CAN
ve beden vardır. İdrakte beden silinir, CAN ile CANAN buluşur. Hakikate
erişte, sadece O kalır. CAN’dan da, CANAN’dan da öteye geçilir. Çünkü CAN
da CANANI da, maddeleşmiş halidir. Her şeyden geçtikte; buharlaşma
misali, bütün ağırlıklarından sıyrılmış olursun. Öyle ise nerden neyi
arayalım, kimden neyi soralım; her şey O’na dönüştükte, üzüm
şarap oluştukta? Bağ varken, üzüm şarap olmuşken; içtikten
sonra ne olur? Ne bağ kalır, ne üzüm, ne şarap. Şarabın adı-tadı
sende. Eğer kuluna verebilecek bir şeyin var ise, adın ile tadın
kalır.
3 HAZRETİ OSMAN der ki: “Dost
cömert olandır, gönlünü seninle paylaşandır. Maddeyi herkes paylaşır.
Sevgini paylaşabiliyor musun, ‘Al canım.’ diyebiliyor musun; sen O’ndansın.”
4 HAZRETİ OMAR der ki: “Ummadığın
olursa, ‘Bu nedendir?’ der misin? O’na sual eder misin? Yağmuru bekledin
yağmadı, ümidini kestin ‘Ekinim yandı.’ dedin. Sabaha kalktın, yağmuru
buldun; sual açabilir misin? Her olmadık gibi görünen, olumunda kulu
şaşırtan O’ndandır. Onun için hiçbir olaya sual açmayalım, ‘Neden
olmadı?’ diye suçlamayalım, sonra ‘Nasıl oluştu?’ diye
şaşkınlığa düşmeyelim. Dile düşürür, ölçülere vurur. Olaylar
olmasa, kullar ne ile ölçü alır? Göre-göre ağaca vurursun. Hata sende mi,
ağaçta mı? Ne ağaçta, ne sende, ne de O’nda. Çünkü hata, O’ndan sadır
olamaz. Olaylar; niyetin olgunluğunu, kulun hamlığını, ALLAH’ımın YAZDIĞI’nın
ne denirse densin bozulmayacağını gösterir. Merdaneyi, hamura değer
vermek için kullanırsın. (Merdane
olayları mı temsil ediyor?) Evet. Konuşan da O, konuşturan da;
bize ne düşer. Olumun mayalıdır, geçtiğin yol kayalıdır, vardığın
sahilidir; ayağına takılan, takılacak olan her taş, HAK YOLU’nun
halidir. Ne var ki; kumda yürüyenin ayağına, neden zarar verir bilinir. Kumda
ayak gömülüdür, taş ona nasıl vurur? Sadece yolunda durur, elbet zarar
vermez.”
5 Meşrebin en güzeli; rüzgarın sesinde nameler bulmak, denizin
sesinde şarkılar duymak, çiçeğin eğilişinde raksını görmek,
hayvanın sesinde dumanı silmek. Nefes, kulun CAN sesidir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI
olsun, güzel günler size gülsün. Nefes, hem zahire hem batına kapıdır. Dünya
kapısını açar, ahret kapısını örter. Ahret kapısını açtıkta, dünya kapısını
örter. İki tarafa açılan döner kapı.
6 Elden verilen,
beyinden geçer evvel. Elbet beyinden. Akım merkezi beyindir çünkü. Ne var ki; ele
verilen güç öyle yüksek akımlı ki, idrake varmadan ele varır. Beyin alıcı, el
verici. Merkezler; vermeye mezun olmadıkları için, sadece aldıklarını muhafaza
eder. ‘Birikenler ne olur?’ dersen; dedik ya daha önce, gün gelecek dilden de
verilecek.
7 Deliye ‘VELİ.’ desen bilmez, VELİ’ye
‘Deli.’ desen gülmez, bilmeyene dünyayı versen silmez, bilene bir mendil versen
almaz. ‘HAK!’ der yürür, halkı gönlünde bilir.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH