17 Ağustos 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hayır güne uyduk, ‘ALLAH!’ dedik duyduk. Gönülde bildik, sevgiyle eğildik. EYVALLAH her verdiğine, EYVALLAH gönülleri gördüğüne. Cümlenize selam olsun, her dileyen bulsun, aynayı eline alsın, parlak yüzünde kainatı görsün, ‘Ben de ordayım.’ desin.

2 Cebreden; cebrinden selamet bulmaz, selameti kendinden bilmez, yerini kimseden sormaz, kaydına ne arasa bulmaz. Almadığın örneğin, sanatını bulamazsın; oymayı eline alsan, işleyemezsin. Kahrına verdiğin, ‘Zulmümle’ dediğin, açmadan okuduğun kitaba benzer. Gönül açılmaz kul gözüne, mikrop saçılmaz kul ÖZ’üne. Gözden silinen, ÖZ’den bulunur; orda kulun, AŞK’ı okunur. Gezdik çizme ile, çözdük sevme ile. Gördük-bildik-sevdik. ‘Dayandığı kadar gider, durduğu yerde çözer.’ denmesin. Meyveyi ‘Ham olmasın, dudağı burmasın.’ dersin, yemezsin. ‘Kulun hamına, nasıl dayanırsın?’ derseniz; kul ölçüsünü kuldan alır, sorgunun yeri dilde kalır. Edilen niyazın ölçüde yeri yoktur, çünkü ölçülere sığmaz. Yenmediğin öfkenin, zararı kendinedir. Yendiğin öfkenin karı da kendine. Masayı kurarsın, aşına el atarsın; tuzunu tadarsın, ‘Vah!’ dersin dökersin; tuzu çok gelmiş, aşın tadını bozmuş. Hatalıyı ararsan, kendinde hataya düşmüş olursun. ‘Neden?’ derseniz; marifet marifetten çıkamaz, kul derdini kula dökemez, kuyuya sağlam duvar ördü isen çökemez. Duvarın sağlam değilse, tuz bahane olur çöker. Kul her olana EYVALLAH demezse, marifetten geçer. Eğmediğin baş, O’ndan değildir; bükmediğin diz, O’ndan değildir; kulundan selamını esirgeyen, O’ndan değildir. ‘Tahtımı kurayım, tacımı giyeyim.’ diyen; hizmetini ‘O’na!’ diye görürsen, tacı-tahtı bakidir. Sözümü vereyim, YUNUS’uma havale edeyim. Açık elde, söz dilde, cümle gönülde bulsun. Yaprağı dökülmedik ağacın gölgesinde kalsın. MERYEM adında selamete dalsın, yardımına çağırsın. Tacı yok ULULAR’dan, tahtı yok VELİLER’den hizmet dilesin. Deryada bir damla su diye aransın. Mercan görsün, MEYDAN’ı sorsun, danıştığın gibi olsun. Sarmadığın yükte; kayguya düşme, ‘Yayılır kalır mı?’ deme. Mümin olan bilir; cepheye varan, savaşa hazır olur.

3 YUNUS’um söze girdi, “MEVLÂNA’dan izin!” dedi, İZİN YÜCE’den geldi.

4 “ ‘Alamadık yolun sonunu, bilemedik günün getirdiğini.’ demeyin. Gelen de, giden de, gidilecek olan da belli. Muayyen günün yazısı verilir, her kulda kaygusu görülür. Madem VEREN O, kaygu neden? Almazsan vergiden, ne beklersin sergiden? Uzak kalsan kaygudan, yerini bulursun. Canını ne ile belledin, toprağa ne ektin bekledin, yönünü ne ile çevirdin, merkezden nasıl döndün? Yanlış anlaşılmasın; sözüm cümleyedir, zümreye değil. Bellediğin toprakta; ektiğini bulursun, nasibin kadar alırsın. Konuk gelse, vereceğin nedir? Bir lokma ekmek olsa, güler yüz ile alsa; baldan tatlı gelir. Minderi dizine, miğferi gözüne siper et; ne var ki, görüşü-duruşu kapama. Nameyi ‘Yerine varsın.’ dersen, elden ele iletme; ayağınla götür, elinle ver.”

(Resim verildi: MERKEZ EFENDİ HAZRETLERİ)

5 “Minareye çıkmayan, ezanı okuyamaz; ezanı okumayana, müezzin denemez; dünyayı bilmeyene, gezgin denemez; merkezi sormayana, yerindesin denemez. Çatıyı örtmeden binayı bitiremezsin, içinde oturamazsın. İlmine girmeden, ‘Yolundayım.’ diyemezsin. ‘İlmi nedir?’ dersen; O’nu bulman, O’ndan olanı bilmen, O’ndan gelene uyman. İlim, kitapta değil gönüldedir. Kitapta sadece erkan bulunur.” 

6 (Rüyalarımız biz dünya kulları için daima bir muamma, bir sır niteliği taşımaktadır. İnsanoğlunun yapa geldiği açıklamalar da bu düğümü çözmekten uzak kalmıştır. Bu konudaki açıklamalarınız bizleri sevindirecektir. Lütuflarınızı bekliyoruz.)  Miyyar eldedir, soru gönülde. Rüya, kulun bedeninde kaldığı müddetçe günün kaygularıdır. RUH bedenden uzaklaştıkça, perde-perde açılır. Olağanüstü rüyalar, o perdelerden gelir. Faydası ve zararı, kulun yorumundadır

7 (Bir arkadaşın gördüğü rüyanın mahiyeti ve rüyada gördüğü zatın kim olduğunu yani kendini tanıtmadığı hususundaki izahına karşılık) Görülen zatın bildirilmesi gerekseydi, rüyada verilirdi. Hata yok. Görülen bizce bilinir, ne var ki sorgusuz kalmak daha hayırlıdır. Rüyanın görüldüğü gerçektir elbet. Kulun her güzel rüya dediği, korkulu rüyadan kaçtığı vakidir. Hata, yoruma kötü denilmesindedir. Mademki ALLAH’ımdan kötü gelmez, rüya da kötüye yorulmaz. ‘Cinler?’ demeyin, her yaratılan O’ndandır. Rüyanın iki şekilde olduğu söylenir; şeytani, RAHMAN’i. Şeytani denen; RUH’un bedende olduğu zaman görülendir. Yani gelişi güzel, anlamı olmayan. RAHMAN’i; RUH’un bedenden ayrıldığı, öylece gezdiği, bedene naklettiği rüyalardır. Çünkü bedenle teması kesilmez, kesildiği an geri dönemez. Mümin olan kulun RUH’u, ölçüsü derecesinde yükselir.

8 (Lütfedilen tebliğlerinizde sık-sık ‘YM’ işareti verilmektedir. Buna kendimize göre anlamlar vermekteyiz. ‘YM’ işaretini açıklar mısınız?) ‘YM’; yorumun yerinde, söz merkezinde, gönüller uygun, sözü alabiliriz, yerine göre ‘YM’ diyebiliriz. 

9 Cümlenize ‘EYVALLAH!’ diyelim, sohbete bağlayalım.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH